'Cami, Şehir ve Medeniyet' Konferansı Düzenlendi
İl Müftülüğünce 'Camiler ve Din Görevlileri Haftası' münasebetiyle 'Cami, Şehir ve Medeniyet' konulu konferans düzenlendi
İl Müftülüğünce 'Camiler ve Din Görevlileri Haftası' münasebetiyle 'Cami, Şehir ve Medeniyet' konulu konferans düzenlendi.
Bingöl Üniversitesi Kongre Merkezinde düzenlenen konferansa Vali Ali Mantı’nın yanı sıra Belediye Başkan Vekili Halim Sügü, Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Bektaş, Rektör Prof. Dr. İbrahim Çapak, İl Müftüsü Mecit Can, kurum müdürleri, müftülük personeli, vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.
Diyarbakır Müftüsü Burhan İşliyen’in konuşmacı olarak katıldığı program Kur’an tilaveti ile başladı.
İl Müftüsü Mecit Can’ın selamlama konuşmasının ardından konuşmalarını yapmak üzere Vali Ali Mantı kürsüye davet edildi. Vali Mantı yaptığı konuşmada şunları söyledi;
“Günümüz Müslümanlarının kendilerini aşan bir sorumluluk bilinci ile ümmet sorumlulukları vardır. Biz bu çağın Müslümanları olarak duruşumuza, bulunduğumuz yere, yaptığımız işe dikkat etmek durumundayız. Biz neredeyiz ve ne yapıyoruz sorularını sormamız lazım. Dinimizle buluştuğumuz yer Allah’ın ya da Resul’ün murat ettiği yer mi, yoksa bizim tarihsel süreç içerisinde gelen uydurduğumuz yerler mi? Biz bugünkü bakış açısıyla Kur’an’ın ve sünnetin dilini modern çağda insanlarımızla buluşturamıyoruz. Kur’an’ın ve sünnetin murat ettiği dil ile bizim şu anda kullandığımız dil arasında sıkıntı vardır. Bu sıkıntıdan dolayı sürekli bir düşman, bir muarız arama peşindeyiz. Kendimizle yüzleşmediğimiz için bir öteki yaratıyoruz ve ‘islamofobik’ yaklaşımlar diyerek kendi başarısızlığımızı gizlemeye çalışıyoruz. Aslında buradaki en büyük kabahat bizim kendi din anlayışımızda ve duruşumuzdadır. Tarihsel tecrübemizi ve inanç tecrübelerimizi modern dünyanın diline aktarmada sıkıntılar var. Bu sıkıntıları Herkes ya kendi meşrebince ya kendi bakış açısıyla telafi etmeye çalışıyor ancak bu da yeterli olmuyor. Herkes bir vecheden bakıyor fakat ortak bir ümmet olma bilinç ve şuuru yok bizde. Bilgi ortada çok geziyor ama bilinçsiz bilgi olduğu zaman bir mana ifade etmiyor. Şöyle söylemek istiyorum; birtakım hikâyelerle, intikallerle, sıfriyetle ya da işaretle din aktarılmaz. Dinin kaynaklarına sağlam bakmamız lazım. Eğer kaynaklara sağlam bakmazsak, sağlam sudan içmezsek herkesin kendine göre bir din tasavvuru olur. İşte Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu durum gibi olur. Aslında kaynak tektir. Mevzuatta sıkıntı yok, mevzuat değişmiyor. Sizin mevzuat 1500 yıl önce konmuş değişmiyor; değişmeyeceğine dair Allah’ın sözü var ve hiç değişmeyecek. Beşerin Mevzuatı her gün değişiyor. Aslında bizim din adamlarımızın işi kolay da, ya iletişimde problem var ya biz de problem var ya muhatapta problem var ya arzda ya da talepte problem var. Kendimizi sorgulamamız lazım. Akşama kadar Kur’an okuyoruz, binlerce Kur’an hafızı var, kuran bülbülü var. Bu kadar bülbül ötse herhalde bir şeyler böyle gitmez diye düşünüyorum. Kendimizi biraz sorgulamamız lazım. Özellikle İslam dini uyuşukluğu, tembelliği, karamsarlığı asla ve kat’a kaldırmaz. Sadece İslam dinidir ki dinamik bir dindir. Bizim dinimiz statizmi ve statükoyu asla kaldırmaz. Bizler sanki bunun tam tersini yapıyoruz. İmanımızda sıkıntı yok, Allaha iman ediyoruz ama biraz güvencimizde sıkıntı var. Güvenirken başka yerlere güveniyoruz. Allaha inanıyoruz ama güvenmiyoruz, başkalarına güveniyoruz. Önümüze güç ya da odak geldiği zaman öbür inanç daha ağır basıyor. Kendimizi biraz sorgulamamız lazım. Din ya da peygamber mevzubahis olduğu zaman burada bizim kişisel söylemlerimiz bir mana ifade etmez, gruplarımız bir mana ifade etmez, kategorizasyonlarımız bir mana ifade etmez. Çünkü onu biz koymadık. Bizim ilahımız Hz. Allah, kitabımız Hz. Kuran, önderimiz Hz. Muhammed. Bu üçlüyü iyi anlamamız lazım. Yoksa sabahtan akşama kadar okur okur geçeriz. İşte bugünkü gibi herkes okuyor, âmâ kimse anlamıyor. Kişisel söylemlerimiz bir mana ifade etmez. Kafa, yürek ve bilek işi bu iş… Kafada ilim olacak, yürekte İrfan olacak, bilekte de icraat olacak. İlim, irfan ve icraat olmadan bu iş olmaz. Sadece bilgi bir mana ifade etmez. Eğer bilgide şuur yoksa İrfan yoksa icraya da dönüşmüyorsa o bilgi bir mana ifade etmez. Sadece bir yüktür. Bizim de yük taşımaya fazla mecalimiz kalmadı. Hepinize saygılar sunuyorum.”
Program Diyarbakır Müftüsü Burhan İşliyen'in'İhmal edilen camilerden çok ihmal edilen insan vurgusu ile yeni bir medeniyet tasavvurunda cami etrafında şekillenmiş şehirler sunumu ile devam etti. İşliyenkonferansında özetle şunları söyledi:
“Efendimiz aleyhisselatuVesselam’ın Mekke’den Medine’ye hicret eder eder etmez, Medine-i Münevvere’ye ulaşır ulaşmaz inşasına başlamış olduğu ilk bina bir mescittir. İslam’ın nuru, İslam medeniyeti, duvarları kerpiç, çatısı hurma liflerinden ibaret olan bir mescitten dünyaya yayılmış. Biz şimdi zaman zaman taşla, duvarla yapmış olduğumuz binalarla, sarayları ön plana çıkartıyoruz. Efendimiz aleyhissalatu vesselam caminin karşısına geçiyor “ey kâbe sen mutlaka çok değerlisin, Allah katında çok mübareksin, kıymetlisin ama Allah biliyor ki bir müminin kalbi, Allah katında senden çok daha kıymetlidir, Bir müminin yüreği Allah katında Kâbe’den kıymetlidir. Öncelikle imar etmemiz gereken insandır. İmar ettiğimiz insan, camiyi inşa edecektir, medeniyeti inşa edecektir, şehri inşa edecektir. Hani bir söz var “imar etmemiz gerekenleri ihmal ederseniz, ihmal ettiklerimiz gün gelir, imar ettiklerinizi ifsat ederler.” Sahip çıkamadığınız gençler şimdi medeniyetimizin en büyük şiarları, alametleri olan binaları Bağdat’ta Şam’da başka şehirlerde yerle bir ediyorlar.”