Çapakçur Gazetesi Bingöl Haberleri

KAYBOLAN BAŞARI VE MUTLULUKLAR – BENİM MÜCADELEM

Kadir Özsöz Yazdı:KAYBOLAN BAŞARI VE MUTLULUKLAR – BENİM MÜCADELEM –

KAYBOLAN BAŞARI VE MUTLULUKLAR – BENİM MÜCADELEM
Psikolog Kadir Özsöz
Psikolog Kadir Özsöz( kadir.ozsoz@capakcurgazetesi.com.tr )
531
11 Şubat 2019 - 15:44

Coşkuyla atan kalplerimiz vardı çocukken ve gördüğümüz her şeyi bilmek gibi bir arzumuz… Hepsi bu kadar.

Bu kadar ama yetiyordu hayata tutunmaya. Yaşamak için öğrenmemiz gereken ne varsa öğreniyorduk böylece. Hem de öyle ağartarak değil saçlarımızı. Zevkle ve diri bir halde.

Neden sonra hayatın gerçekleriyle karşılaştık. Yani bu gerçekle karşılaşıncaya değin yaşadıklarımızın tamamı sahte. Emeklemeyi öğrenmiştik; yürümeyi, yemeyi, tuvalete gitmeyi, hatta iletişime bile geçiyorduk herkesle. Ama bunlar pek önemli değilmiş.

Önemli olan hayatın gerçekleri imiş; meçhul bir gelecekte kazanacağımız maddi kıymetler. Para, ev, araba… Bu gerçekleri kazanmaya yetmiyormuş coşkuyla atan bir kalp. Merak etmek de ne öyle? Etmemeliydik; sadece bize sunulan ne varsa ezberlemeliydik.

Oysa coşkuyla atan bir kalbim, merak eden bir zihnim vardı ve bu yetiyordu öğrenmeme. Yürümeyi öğrenmek çok mu kolaydı sanki? Ya konuşmak, iletişime geçmek? Bunlar gerçek değil miydi sanki!

Hayret doğrusu! Hayret! Merak etmeden neymiş ki öğrenmek? Arzu yoksa, zevk yoksa, ne işe yarayacaktı ki bilmek? Büyüye büyüye öğrenecektim.

Boyum uzadıkça soğuyordu insanlar. Hep ciddi ve resmi olmakmış meğer meziyet. Başarmak için gerekli sıfatlarmış bunlar, bir de ne denirse “evet” demek!

Aslında bize sunulan dünya siyah beyaz. Attık çocukça bakışlarımızı ve taktık at gözlüklerimizi. Yarış atlarının koşarken dikkatini etrafa verip de hızdan düşmemeleri, daha hızlı koşmaları için atlara bir gözlük takılır. “At gözlüğü takmak” deyimi bu olaydan mülhemdir.

Etrafımızı görmememiz, olaylara dikkat etmememiz, sadece gösterilen hedefe renksiz ve zevksiz bir şekilde koşmamız için kültürümüzün en temel ögesi haline gelmiştir at gözlüğü takmak. Erişkinler tarafından gelişim çağındaki çocuklara dayatılan modeller ve hedefler ile gerçekleşir bu olay.

Yapılan her eylemin maddi bir karşılığı varmışçasına öğretilir. Çabalar maddi kazançlar ile eşlenince, arzu ve coşku kalpten söküp atılıyor. Artık hayattan zevk almak yerine, durmaksızın koşmak hedef olarak benimsenir böylece.

Oysa “insan ne kadar çok şeye sahip ise o kadar çok esir olmuştur” gerçeğini ne güzel ifade etmiş Leo Buscaglia. Sahip olduklarımızın esiri olduk ama farkında değiliz. Attık rengârenk çocukça bakışlarımızı ve taktık at gözlüklerini. Renkler cümbüşünün içerisinden düştük bu karanlık kuyuya.

Şimdi artık hüzünler, acılar, mutsuzluklar toplumu haline geldik ve canhıraş kaybolan mutluluğumuzu arıyoruz. Ama yanlış yerlerde. Çocuklukta bıraktığımız bu mutluluğu, dipsiz ve karanlık bir kuyuda arıyoruz. Tıpkı Nasreddin Hoca’nın ironik hatırası gibi…

Sokaktan geçenler Nasreddin Hoca’nın bir şeyler aradığını görmüşler.

  • Hoca, ne ararsın böyle? –“Tesbihimi kaybettim onu arıyorum.” demiş Hoca.
  • Biz de seninle arayalım diyerek, koyulmuşlar yardıma. Küçük alanda tesbihi bulamayınca bir süre sonra sormuşlar;
  • Hoca nerede düşürdün şu tesbihi, ara ara yok? – “Evde” demiş hoca.
  • İlahi Hoca! Evde kaybettiğin tesbihi sokakta neden ararsın? Diye sorunca, Hoca o manidar cevabı verir:
  • Ev karanlıktı, sokak aydınlık. Bulursam aydınlıkta bulurum diye…

İşte kaybettiğimiz başarı ve mutluluğu arayış çabamız; boşa ve sıkıcı bir çaba bu. Çocukken sahiptik bunlara. Başarı ve mutluluğun an safını yaşıyorduk her an.

Kanepeye çıkmak, yürümek, koşmak, konuşmak için çabalayan minikleri gözlemleyin. Nasıl bir coşku var kalplerinde. Ya da suya, sobaya, taşa dokunmak ve öğrenmek istediklerinde var olan meraklarına odaklanın. İşte başarı ve mutluluğun anahtarı burada.

Sonra öğrendim ki, meğer neler kaybetmişim büyürken. Zevksiz ve isteksiz öğrendiğim ne varsa, almış benden bir şeyler. Ne saçım kalmış, ne diri bir yüzüm. Ne de gelişen olayları analiz edecek yeteneğim.

Öğrendim ki, meğer dünyada var olan bütün güzellikler, coşkuyla atan kalplerin eseriymiş. Çocuk kalabilmek, çocukça öğrenmeye devam edebilmekmiş başarı. Coşkuyla atan bir kalp ve merak eden bir zihin ile öğrenilmişse yürümek, iletişime geçmek; öyle öğrenilirmiş yaşama tutunmak için gereken her şey.

İşte bu tecrübemi ortaya koyan bir başka ifade:

“Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve olayların sebeplerini her zaman araştırırlar.” Rudyard Kipling

Dedim ki kendi kendime sonra, o halde kaybetmemeli çocuklar çocukluklarını. Coşkuyla atmalı kalpleri ve öldürülmemeli hevesleri. Tabii ki bilgiyi getiren merak yetenekleri körelmemeli, aksine gelişmeliydi. İşte böylece renklenecek dünya ve savrulacak sahtelikler.

Böylelikle aşılacak bütün zorluklar ve öğrenilmesi gereken ne varsa zevkle ve kolaylıkla öğrenilecek.

İşte benim mücadelem; Bilinçli ebeveyn, sağlıklı nesil.

¤Psikolog Kadir Özsöz¤

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
KÖŞE YAZARLARI

Tüm Hakları Saklıdır. Lütfen Haberleri Kopyalamayınız. Sitemizden alınıp değiştirilen haberlerden Çapakçur Gazetesi Sorumlu Değildir. Gazetemiz Haber Ajanslarına abonedir.

porno izleporno indirsikiş izle

istanbul escortşişli escort

bolu bayan escort adiyaman bayan escort aydin bayan escort agri bayan escort kirsehir bayan escort aksaray bayan escort amasya bayan escort erzurum bayan escort bartin bayan escort batman bayan escort