Çapakçur Gazetesi Bingöl Haberleri

KEŞFEDİLMEMİŞ BENLİK YOLCULUĞU VE İNAT

Psikolog Kadir Özsöz yazdı:
KEŞFEDİLMEMİŞ BENLİK YOLCULUĞU VE İNAT

KEŞFEDİLMEMİŞ BENLİK YOLCULUĞU VE İNAT
Psikolog Kadir Özsöz
Psikolog Kadir Özsöz( kadir.ozsoz@capakcurgazetesi.com.tr )
1.460
08 Ocak 2019 - 0:02

Toplumda dik başlılık olarak değerlendirilen bir davranış biçimidir inat. Aslında her zaman sorun olarak değerlendirilemez. Ama çocuklarda yaşamsal bir dönemin adı aynı zamanda. Yetişkinliğe girişte tanımlanan ergenlik dönemine benzediği için, kimilerince çocukluk ergenliği diye nitelendirilmiş. Kimi ise 2 yaş sendromu demiş bu döneme. Bir farkındalık oluşturmak için dikkatle okuyalım.

Ergenlik döneminin başlangıcında, çocuklarda sosyal çevreyi ve kendi benliğini yeniden tanımlama süreci başlar. Bu süreçte frontal lob dediğimiz, beynin ön bölgesi yüksek aktivasyondadır. Buna bağlı olarak, sosyal çevrede yaşanan olayları anlamlandırma çabası görülür.

Çocuklarda görülen bu inat döneminde de benzeri bir keşif süreci vardır. Her çocuk 1,5-4 yaş aralığında böyle bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta onları bekleyen bir ada: Keşfedilmemiş benlik.

Kendini ve sosyal çevresini tanımlamış ve anlamlandırmış, bu husustaki merakını yenmiş ve gündelik yaşamın meşguliyetler ağına dalmış bir yetişkin için anlam verilmesi zor bir dönem. Ama yine de duygusal bir yoğunluk ile saygı duyulabilir.

Bir düşünün ki,kendine ait bir benliğinin ve herkesin kendine ait bir benliğinin olduğunu anlıyor çocuk ve bunu karşı tarafa kendi anlayışıyla kabullendirmek istiyor. Kendine ait istekleri, ilgileri ve arayışları var… Haliyle bunları tatmin etmek yönündeki ısrarları…

Bir arayış dönemi bu dönem. Her çocuk bu dönemde en yakınındakileri yanında görmek ve bilmek ister. Eğer çocukların bu yöndeki ısrarları katı bir inat olarak değerlendirilip de karşı bir inat ile tepkilenirse, o zaman bu dönemin izi ileriki yaşantıya yansıyacak ve inat, artık bir kişilik özelliği olarak kalıcı hale gelecektir.

Eskilerin sıkça karşılaşıp özlü bir ifadeye sığdırdıkları bir inat halini alacaktır: “İNADI DOKUZ GÜN KAYNATMIŞLAR, GENE PİŞMEMİŞ!”

Pratik pedagojide inat terimi; genellikle ferdin terbiye edici tesir ve telkinlere direnmesi anlamında kullanılır. Hâlbuki erken çocuklukta görülen inat, bu anlamdan biraz uzak kalmaktadır. Bu anlamın içeriğinde kalan ise, bahsettiğimiz dönemde yanlış ebeveyn tutumu ile kişilik özelliği haline gelen inattır. Yani ikna edilemeyen, dokuz gün kaynatılmasına rağmen pişmeyen inat.

O halde her ebeveynin ”keşfedilmemiş benlik” yolculuğundaki çocukları anlaması ve onların yanında olması gerekir. Doğru bir rehberlik ile atlatılan bu süreçte, “ben ve sen” inkişafı tamamlanmış ve önemli bir adım atılmış olacaktır.

İnatçı bir çocuk ısrarına karşı yapılan en büyük yanlış, karşı bir inat yaklaşımıdır. İnada inat ile yaklaşmak kanıksanacak bir durum değildir.

Bir çocuk düşünün, istediklerini yerine getirmek için ağlar, bağırır, haykırır ve her zaman bu yollara başvurur.

Ve annesi: Bütün bu ısrara rağmen, karşı bir ısrar ile susar, kayıtsız kalır ve dediklerini yapmak için çocuğun ısrar davranışlarının sonlanmasını bekler.

İşte böylece inat kökleşir, bir kişilik özelliği haline gelir.

Bir gün, bir münasebetle bulunduğum Van’da yürürken, yolda bir ses işittim. Ağlayan, bağıran ve haykıran bir çocuk sesiydi bu. Sesin geldiği noktaya yöneldim, ve tuhaf bir manzarayla karşılaştım. İki adam ve aralarında ağlayarak haykıran çocuk yolda yürüyorlar. Anlamak için biraz daha yaklaştım. Çocuğun solundaki, bütün olup bitenlere şaşkın bir şekilde kayıtsız kalan adam baba idi. Sağında duran kişinin ise uzman olduğu konuşmalardan anlaşılıyordu. Psikolog, pedagog veya başka bir uzman…

Çocuk ise 5-6 yaşlarında, inadı kök salmış biri… Uzman olduğu zannedilen adam ise elinden oyuncağını alıp yukarı kaldırmış ve inatçı bir eda ile: “Bir daha inatçılık yaparsan vermem” gibisinden bir şeyler söylüyor. Takip ettim uzun bir süre, inada inat devam ettiler. Ne çocuğun inadı kaynadı, ne de uzman denilen adamın.

Bu tutumun inadı derinleştirmekten başka faydası yok, fakat bu anlaşıldığında çok geç kalınmış olabilir.

Çocukların psikososyal gelişimlerinde sıklıkla istedikleri bir şey var: Benliklerinin anlaşılması. Ben bu oyuncakla oynamak istiyorum, ben bu yiyeceği yemek istiyorum vs. Anne-babanın yapması gereken ise ne olursa olsun, ısrarlı bir anda “hayır” dememek. Çünkü “hayır” demeden de “hayır” denebilir bunu anlamamız lâzım.

Nasıl mı? Çok basit iki yolla: Önce alternatifler sunacaksınız, sonra da bilgi ve sevgi ile ikna edeceksiniz. İnanın bana bu, en basit iletişim yolu. Hayır demekten bile… Hem, her “hayır” her yerde söylenmez.

Bunun ile alakalı bir örnek vermek istiyorum, böyle bir örneğin daha ikna edici olacağına inanıyorum.

Bir anne anlatıyor:

“Üç yaşlarındaki kızım bir gün, yine şiddetli bir inada başladı. Kendini yerden yere atıyordu. Biz, ben ve kocam, onun bu hal ve hareketlerine hiç önem vermiyormuş gibi göründük. İkimiz birden çocuğu bulunduğu yerde bırakarak, onun odasına bitişik olan balkona çıktık. Çocuğumuz odasında kaldı; inadına devam ediyor, bazen de hafifçe ağlıyor, bir şeyler söyleniyordu. Kocam, çocuğun dikkatini başka bir konuya çevirmek ve böylece onun inadını yenmek için bir hileye başvurdu. Çocuğun, balkonda dağınık halde bulunan bebeklerini, tavşan, kedi, köpek gibi çeşitli oyuncaklarını; onlarla konuşarak toplamaya başladı. Ve yüksek sesle, onlara kızımızın da bildiği ve sık sık anlatmayı sevdiği “Dede ile Nene”, “Ağustosböceği ile Karınca”, “Yedi Keçi Kardeş” hikâyelerini büyük bir neşe ile ve çeşitli hareketler yaparak anlatmaya başladı. Hemen aynı zamanda, içeride ağlamakta olan çocuğumuzun da sesi kesildi. Az sonra, kendiliğinden, çocuğun balkon kapısına geldiğini ve oradan babasının anlattığı hikâyelerini dinlediğini gördük. Bu sırada kocam, anlattığı hikâyenin bir yerini kasten değiştirdi, olayı yanlış anlattı. Bunun üzerine çocuğumuz sabredemedi. Hemen babasının yanına koşarak “Öyle değil… Yanlış anlattın!” diyerek hikâyenin yanlış yerini düzeltti ve geri kalan bölümünü kendisi anlatmaya başladı. Bu tedbir sayesinde, çocuğun o andaki inadı yenilmiş ve her şey yoluna girmiş oldu.”

Bu yaşanmış olayda okumuş olduğunuz gibi, “keşfedilmemiş benlik” yolcuğundaki bir çocuğun tatlı bir inadını, aynı tatlılıkla nasıl yendikleri anlatılıyor anne-babanın. İnadı kırıldıktan sonra çocuktaki o tatlılığı hissetmemiş olamazsınız. İşte o tatlılık, her çocukta olan masumluğu anlatıyor bize.

Öyle değil de, aynı oranda bir inat ile karşılık vermiş olsa idi anne-baba, bu tatlılık ve masumluk ortaya çıkacak mıydı? Belki de hiçbir zaman. O halde toplumun yapısındaki tatlılık ve masumluğun nasıl çirkinliğe dönüştürüldüğünü düşünebiliyor musunuz? Nitekim davranışlar sosyal çevre ile kazanılan edinimlerdir.

Çocukların psikososyal gelişim dönemlerinden biridir “Keşfedilmemiş Benlik Yolculuğu”. Bu yolculuğun kalıtsal parçasıdır inatçı bir ısrar. Nedenini kısa ve öz bir ifadeyle sığdırmaya çalıştım yazıma.

Bu kalıtsal özelliğin altında yatan ise pozitif bir amaçtır. En masum bir istek: Anne-babasını yanında görmek. Fakat olur da inada karşılık bir inatla karşılaşırsa çocuk, o zaman bizi bekler felâket. Ne de olsa atalarımızın söylediği gibi: “İNADI DOKUZ GÜN KAYNATMIŞLAR, İNAT GENE PİŞMEMİŞ!”

Boşuna inat etmeyin, siz de pişiremezsiniz.

¤Psikolog Kadir Özsöz¤

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
KÖŞE YAZARLARI

Tüm Hakları Saklıdır. Lütfen Haberleri Kopyalamayınız. Sitemizden alınıp değiştirilen haberlerden Çapakçur Gazetesi Sorumlu Değildir. Gazetemiz Haber Ajanslarına abonedir.

porno izleporno indirsikiş izle

istanbul escortşişli escort

bolu bayan escort adiyaman bayan escort aydin bayan escort agri bayan escort kirsehir bayan escort aksaray bayan escort amasya bayan escort erzurum bayan escort bartin bayan escort batman bayan escort