Çapakçur Gazetesi – Bingöl Haber

Koronavirüs İçin Ruhsal Bir Rehber: Kaygı Çağı

Koronavirüs İçin Ruhsal Bir Rehber: Kaygı Çağı
Psikolog Kadir Özsöz
Psikolog Kadir Özsöz( [email protected] )
Yazar Psikolog Kadir Özsöz
119
28 Mayıs 2020 - 14:40

Psikolog Kadir Özsöz’ün Köşe yazısı:
Koronavirüs İçin Ruhsal Bir Rehber: Kaygı Çağı

“Geceye yenilmeyen her kişiye, ödül olarak bir sabah, bir gündüz, bir güneş vardır.”

demişti şair. Gece imgesi zorlukları, krizleri ifade eder. Dünya sakinleri olarak sıkıntılı bir dönem, bir kriz geçirmekteyiz. Neredeyse dünyanın her yerini etkileyen Covid19 krizi, cana ve ruha kastetmeye devam ediyor. Kriz dönemlerinde hissedilen kaygı, insanları telaşlandırır ama aynı zamanda bir sorumluluk bilinci oluşturur. Çalkalanmalara sebep olabilen gürültüleri bastıracak bir kenetlenme doğurur bağrından. Vicdanının sesini dinleyen insanlık, karmaşık bir bütün oluşturacak şekilde üretkenlik gösterir. Neticede krizler biter ve geride insanlığın onur duyacağı bir manzara kalır. Geceye yenilmezsek eğer ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir de güneş takdim edilir. Bunun bilinciyle karanlıkları aydınlatacak ümitvar çabalara imza atabiliriz. İnsanlığın “itibarlı” tarihinde bir parça iz bırakabiliriz. İşte yaşadığımız bu çetin günlerde, karmaşık bütünün parçası olacak, çok önemli bir eser sunuldu bizlere; samimi bir çabanın mahsulü olarak: KAYGI ÇAĞI –Salgın Zamanlarında Ruh Sağlığı-.

Salgını iyice hissettiğimiz günden bu yana başta sağlık çalışanları olmak üzere, herkesin hissettiği sorumluluk bilinci, ruh sağlığı uzmanlarının da bir şeyler yapmalarını gerektirdi. Çünkü salgının psikolojik etkisi, fiziksel etkisinden daha bariz görülmekteydi. Psikiyatr ve psikologların kalemlerinden akseden yazılar ve dillerinden dökülen ifadeler, insanlığın ruhunu okşuyor, onları bir parça rahatlatarak daha güçlü kalmalarını sağlıyordu. Nitekim kaygı, bağışıklığı kırmakta ve insanı hastalıklara karşı dirençsiz hale getirmekteydi. Derken sözünü ettiğimiz kitap “koronavirüs için ruhsal bir rehber” olarak yayımlandı. Kıymetli üstadım Kemal Sayar editörlüğünde, ruh sağlığı uzmanları tarafından yazılan kitap, ilgileri üzerine çekti. Biz de, kitabın daha fazla kişiye şifa taşıması için elimizden geleni yapmak istedik.

Kitap Rollo May’ın bilinç derinlikli bir sözüyle başlıyor:

“Kaygı çağında yaşamanın nadir lütuflarından biri, kendimizin farkına varmaya zorlanmamızdır.”

Henüz ilk sayfasında bizi sarsan kitap, 240 sayfa sürecek serüvende aynayı bize tutacaktır. Kriz zamanlarında insanlığın garip bir cilvesi olarak ortaya çıkan komplo teorilerine atıfta bulunarak,

“sürekli suçlayacak birilerini arayan”lara rağmen, önemli bir gerçeği telkin ediyor: “Oysa salgınlarla ilgili kesin olan bir şey vardır: Biterler.” (s. 176).

Geçip gidecek olan bir krizin yarası derin olmamalı, aksine dersler alınacak izler bırakmalı sadece.

İki bölümden oluşuyor kitap: Salgında ruh sağlığımız ve salgının psikososyal boyutu. Toplam yedi yazarın yedi yazısından oluşan kitap, ders almayacak teorisyenlere “neden 7” dedirtecektir belki ama biz faydalanmaya bakalım, her zaman çıkacaktır birileri. İlk bölümdeki dört yazıda ele alınan konular, sadece kriz zamanlarında değil, yaşam boyunca bireye rehber olacak nitelikte. Bizce bu kitap, başucu olmayı hak edecek bir nitelikte.

“İnsanı bitiren ertelenmiş umutlardır.” diyordu S. Beckett. Kitabımız, bir umut aşısı olarak çıkıyor karşımıza. Olur ya bazen daha verimli sonuçlar almak için yolunması gerekir ağaçların. İnsanlığın ruhsal korunaklarının yolunduğu bir zamanda, aşı bandıyla sarılacak bir kalem gibi geliyor kitap. Değerli Hocamızın önsözde de vurguladığı gibi; “Umudun kanatlarına tutunmadan zorlukları aşamayız” öyle değil mi?

“Covid19 Kaygısı ve Travması” başlıklı ilk yazıda, Koronavirüs kaygısının nedenleri, güzel bir reçeteyle birlikte açıklanıyor. Tehdidin olasılığını yüksek görmek, kötülük derecesini abartmak ve ruhsal direnç zayıflığı yaşamak, bizi patolojik bir kaygıya duçar ediyor. Oysa felaket senaryolarına kulak vermesek, algılarımızı kontrol etmek için maruz kaldığımız uyarıcıların niteliğine dikkat etsek ve kendimizi güçlü hissedecek bir ruhsal ortam oluştursak, korku ve kaygımızı normal düzeye indirebilir ve kendimizi diri tutabiliriz. Bunun için savunma mekanizmalarından faydalanmalıyız. Mesela her an ölme riskimiz var değil mi? Fakat bunu inkâr etmişizdir. Hiç ölmeyecek gibi yaşamak söz konusu olmadığı sürece, bu içsel tepki bizi yaşama tutacaktır. Benzer olarak hastalık kapma olasılığımızı da kontrol edebiliriz. Evet, “düşünsel anlamda kaygı düşüncelerini, duygusal tepkilerimizi, dış dünyayı, haberleri, kötü olayları, bedensel tepkilerimizi kontrol edemeyiz. Eğer mücadeleyi burada verirsek tükenmemiz kaçınılmaz olur. Bizim kontrol edeceğimiz alan, kaygı düşüncelerimize, duygusal tepkilerimize, dış dünyaya, kötü olaylara, , bedensel belirtilerimize vereceğimiz tepkidir.” (s. 43).

“Acının girdabı çaresiz hissettirir.” vurgusunun yapıldığı bir diğer yazıda ise zihin dünyamız bir danışman olarak sunuluyor. “Zor günler için…” başlıklı bu yazı, zihnimiz ile olan iletişimimizi çeşitli uygulamalar ile gözler önüne seriyor. “Canın yandığında acını azaltacak bir şeyler yapmalısın!” öğretisi, zihnimizin ilk tavsiyesi olsa da, o engin derya bu kadarla sınırlı değil. Yazarın da dediği gibi, bu başlıkta uygulayabileceğiniz öneriler size mutlaka fayda verecektir.

Hastalıklara karşı beden savaşını veren bağışıklık sistemimizdir, bilirsiniz. Peki, acaba ruhsal bozukluklara karşı bir bağışıklığımız yok mu? Tabii ki var: Psikolojik dayanıklılık. Literatürümüze giren “Travma sonrası yükseliş” kavramı bile bunu açıklamaya yeter. Birey, yaşadığı zorluklarla dayanıklılığını artırıyor. Kadim irfanımızda yer alan şu beyte kulak verelim: “Her zilletin elbette bir izzet var içinde / Seyret çeh-i Ken’ân’ı ne devlet var içinde.” Kitapta böyle bir başlığa yer verilmesi harikulade olmuş.  İnsan budur ya, illa uygulama için öneriler ister, “güvenli bir mesafeden bağlanmanın 101 yolu” başlıklı yazı ile bu kolaylık da sunulmuş. Üstelik bu başlık altında zorlukların karakterimizi inşa etmemiz için bir nimet sayılması gerektiği işleniyor. Öyle ya “karakter zor zamanların eylemidir” diyordu Charles de Gaulle.

“Yepyeni bir dünyada yaşarken gezegenimize pandemi çarptı” başlıklı Erol Göka yazısı, bir çağ okuması yapıyor. Kriz dönemlerinde ortaya çıkan insan doğasındaki kötülükler ile ilgili görüşleri aktarıyor. Biraz yese sevk etse de bizi önce, ümitvar görüşleriyle bizi rahatlatmayı ihmal etmiyor. İnsan doğasındaki erdemlere de dikkat çekerek, “Bugünlerin geçici olduğundan, bir biçimde hayatın normalleşeceğinden, yine iyiliğin ve erdemin kazanacağından eminim.” diyor. Öyle ya, kaygı ve korkunun bulaşıcı olduğu kadar umut da bulaşıcıydı.

Belki biraz uzun olacak ama ilk bölümle ilişkisi kurulacak bir alıntı yapmak istiyorum Göka’dan: “Endişe, korkudan farklı olarak bir şeyden, birilerinden, belli bir ihtimalden kaynaklanmaz, ‘hiç’ten kaynaklanır. Kaygının kökeni bu dünyada olmak daha doğrusu ‘bu dünyada olamamak’tır; eğer isteklerimizi hayata geçirmek için çabalamazsak, yaşamanın gereğini yerine getirmezsek, bu dünyanın bizden alınacağı, dünyasızlaşacağımız tehdididir. ‘Dünyasızlaşma’; yaşamama, yani ölümdür. Bu anlamda anksiyetenin gerçek ölümle, ‘ölüme doğru bir varlık’ oluşumuzla, faniliğimizle de sıkı bir bağlantısı vardır. Eskiler uykuya benzetirmiş ölümü; arzularımıza göre biçimlenmemiş, çabalanmayan bir hayat da ilk önce ölümü akla getirir. Nasıl kaygı sayesinde insan değişik gailelere açılıyorsa, insanın faniliği de biteviye kaygıyı açar. Planlar, tasarılar, amaçlar bittiğinde, artık yenisi gerektiğinde ya da tehlikeye girdiğinde, faniliğimiz ‘Çabuk ol, çabuk ol, yoksa ölüm geliyor!’ diye bizi sıkıştırır.” (s. 156)

Kemal Sayar ise “Salgın bize ne öğretiyor” isimli yazısıyla katılıyor kitaba. Belirsizliğin doğurduğu endişeden söz ettikten sonra, panik yapmak yerine farkında olmanın önemine değiniyor. Sorunun büyüklüğü ortada ama biz serinkanlı bir bilinci yaymalıyız, paniği değil. Daha fazla malumat edinerek virüsü kontrol edemeyiz, aksine kaygılarımızı tetikler ve paniğe zemin hazırlarız. “Psikolojik salgın, yanlış bilgiyle yayılır, belirsizlikle beslenir, şüpheyle büyür. Duyarsız medya ile taşınır, bireysel/toplumsal panik olarak patlama yapar…” diyor ve ekliyor: “Sorumlu davranış muteber kaynaklara bel bağlamayı gerektiriyor. Doğruluğundan emin olmadığımız bilgiyi yaymamalıyız ki toplumda karamsarlık baş göstermesin.”

‘Psikolojik salgında sosyal medyanın rolü’nden ‘komplo teorileri’ne uzanan bir süreçten söz ediyor. En çok dikkat çeken ise –bence- usul usul geçen zamanı şairane bir biçimde işlemesiydi. Kriz iç dünyamızda büyük bir tesire neden oldu ve zaman dengemizi bozdu. Yazar, mikro düzey ile makro düzeyi iç içe sunarak, çeşitli etkenlere yer veriyor. Fakat tavsiyeleriyle yine ruhumuzu okşuyor: “’Dünya harikulade şeylerle dolu, hepsi duyularımızın biraz daha keskinleşmesini bekliyor’ demiş Yeats. Sabah rüzgarı derimizde hissedilmeyi, uzaktaki çiçeklerin rayihası koklanmayı, tomurcuklanan ağaç görülmeyi bekliyor. Güzelliği fark etmek, duyuların eğitimiyle mümkün. Bunun içinde içimizin zamanını yeniden olay zamanına döndürmemiz, doğa olaylarının aktığı yavaşlıkta akmayı bilmemiz gerekiyor. Usul usul…” (s. 183)

Daha birçok başlığa yer veriyor Kemal Sayar. Kitap elinize geçtiğinde usul usul okuma fırsatını veriniz kendinize. Öyle zannediyorum ki tekrar tekrar döneceksiniz günaşırı. Albert Camus’un ‘Veba’sında söylediği gibi, bu kitap “içinizdeki mağlup edilemez yaz”ı fark ettirecektir size. Birden bire tepetaklak olan hayatımız, bize her an ‘her şeye’ hazırlıklı olmamızı fısıldıyor. Kitabın son bölümünde yer verilen “Salgınların kültürel tarihi” isimli yazı da bunu hatırlatacaktır bizlere. İnsan soyu doğaya müdahale ettiği günden bu yana çeşitli belalara duçar kalmaktadır. Yine de ‘gelecek gelmeye devam etmektedir.’ Yine de yaşam fırsatlarla doludur. Yine de hepimiz, aynı çatının altında soluklanmaktayız. ‘Yine de…’ diyecek ne çok şeye sahibiz. Evde kaldığımız şu günlerde ruhsal birlikteliklerin önemi bir kez daha anlaşılıyor. Bu yüzden fark etmeli, huzuru yaymalı, ruhsal birlikteliği sağlamalıyız. Şairin[1] şu sözlerini unutmamalıyız:

“Elbet hep böyle geçmeyecek ömrüm, biliyorum

Bu çeşit yaşamak, zor.

Kim bilir Tanrım, kim bilir

Hangi güzel yerde beni,

Hangi ölesiye sevda bekliyor?”

Psikolog Kadir Özsöz (@psk.kdrozsoz)

[1] Turgut Uyar

Psikolog Kadir Özsöz

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
KÖŞE YAZARLARI

Tüm Hakları Saklıdır. Lütfen Haberleri Kopyalamayınız. Sitemizden alınıp değiştirilen haberlerden Çapakçur Gazetesi Sorumlu Değildir. Gazetemiz Haber Ajanslarına abonedir.