<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
  <channel>
<title>Çapakcur Gazetesi | Bingöl Son Dakika Haberleri | Bingöl Haberleri</title>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr</link>
<description>Bingöl Çapakcur Gazetesi, Bingöl Son Dakika Haberleri, Bingöl Haberleri, Bingöl Son Haber, Bingöl Haber Ajansı, Bingöl Gazetesi ve Bingöl Resmi İlanları</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.capakcurgazetesi.com.tr</copyright>
<image>
<title>https://www.capakcurgazetesi.com.tr</title>
<url>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/images/genel/cropped-capakurlogo-3.png
</url>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Şehri Olmayan Takım</title>
<content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>Yine bir ayrılığın ardından yazmak bize düştü...</p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Bu şehirde de tüm ülkede olduğu gibi hiçbir başarı cezasız bırakılmadı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">12 Bingölspor kongre kararı aldığını duyurduktan hemen sonra Başkan Mehmet Engin Özturan aday olmayacağını açıkladı. Bakalım kimler talip olacak kulübü yönetmeye? Yoksa sahipsiz mi kalacak? 10 gün sonra göreceğiz. Aslında zaten sahipsiz bırakıldı. Kim sahipsiz bıraktı peki? Sen ve ben tabii ki.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Üç sezondur şampiyonluğa oynamış takımın kaç formasını aldın?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Peki iki hafta sigaraya verdiğin, iki düğünde taktığın, ne bileyim ya da asla giymeyeceğin bir ayakkabıya, bir pantolona verdiğin parayı verip kombine aldın mı? Almayı düşündün mü? Hayır. Ben de düşünmedim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Kahvede oturup maç izlerken; milyonlarını harcamış, her ay dört gününü ailesinden bin kilometre uzakta geçirip Bingöl’e gelmiş, işlerinin başlarında duramamış, çocuklarını özlediğinde aramaya fırsat bulamamış ama senin çocuğun mutlu olsun diye mücadele etmiş adamlar için atıp tuttun mu? Tabii ki.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Siyasiler destek olmadı. En kolayı. Siyaset bir şeye destek olmaz. Siyaset, kendine destek olma sanatıdır. Siyasete oy lazımdır. Oy kimdedir? Peki o oy gidip siyasetten talepte bulunmuş mudur? Hayır. Onu da yönetim yapmalı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Çocuklar sokak aralarında geziyor, uyuşturucuya bulaşıyor, şehirde sosyal yaşantı yok, çocuklar için alan yok, imkân yok falan yok, fistan yok. Peki bunları talep ettin mi sevgili oy? Ben etmedim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Bahis skandalında ikinci kez takım kurulması gerektiğinde yine elini taşın altına koyanlar aynı kişiler oldu. Üç sezonda dört sezon bütçesi harcandı. Bunlara rağmen ülkedeki tek borçsuz kulüp oldu. Ama sen oturup “Yok kara para, yok bahis.” dedin mi? Peki üç beş maçı bahis bültenine giren takıma bir sezonda iki kere takım kuran yönetim, her maçı bahis bültenine girecek sezonda tek takım kurması yeterli iken neden bırakıp gitsin sevgili oy?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Yönetime söyleyebileceğim tek söz Albert Einstein’ın çok sevdiğim şu sözüdür:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><font face="Calibri">“Delilik; aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.”</font></span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Siz ilk sezonunuzda, ikinci ya da üçüncü sezonunuzda nasıl destekler gördünüz de önümüzdeki sezon için farklı bir şey beklediniz?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Sizler, çocuklarının geleceğini düşünmeyenlerin çocuklarının geleceği için önce elinizi, sonra gövdenizi koydunuz taşın altına. Şimdi o taşın ağırlığını hissettiğinizde herkes öteki tarafa bakıyor maalesef. Ben de.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Ya sen Sayın Özturan?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Burada uğruna mücadele ettiğin çocukların hemen hiçbiri belki senin çocuğunun imkânlarına sahip değildi. Sence onlar senin çocuğunun geleceği için mücadele eder miydi? Senin işin ne durumda? Merak ederler mi? Sana tüm parayı biz kazandırmışız gibi getirip kulübe yatırmanı bekleriz tabii ki.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Ya sağlığına ne demeli? Geçirdiğin rahatsızlığından sonra yazdık çizdik ama birimiz de çıkıp “Yoruldun, sağlığın daha önemli, bırak artık.” demedik. Ki strese bağlı bir rahatsızlık olduğunu herkes biliyordu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">30 sene sonra bizi 2. Lig’e çıkardın. Daha da önemlisi tarihte ilk defa altyapı kurulmasını sağladın. Daha da önemlisi ilk kez borçlu olmayan bir kulüp bıraktın. Futbolcuların kaçıp gitmediği, kulübü mahkemeye vermediği, dışarıdan araya adam sokup transfer olmak istediği bir kulüp oluşturdun.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Ama biz, üzerine kitap yazılacak bu üç seneyi bir çırpıda unutuvereceğiz. Sezon başladığında maçlara çıkmayan takımdan bir iki haber yapıp sonra dönüp bakmayacağız. Birkaç ay öncesinde başarıları ulusal medyada konuşulan takımın yok oluşunu izleyeceğiz. Sonra da dönüp tek bir kişiye dahi “Neden?” diye hesap sormayacağız. Kahvede arkalarından atıp tutma sporumuz iyidir bizim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Hem Amedspor var. Onun maçlarına gideriz. Onun kitlesi daha fazla. Onun etkileşimi çok. O popüler. Benim şehrimin çocuklarının çıkması gereken beş altyapı branşına da artık kim çıkar bilemiyorum.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Yıllardır bu şehri sömüren uluslararası şirketlerden medet beklemek de saçma. Onlar zaten burayı sömürmek için gelmişler. Buralara kadar gelmeleri bile onların gözünde bizlere bir lütuf. Kaldı ki paralarını bu şehrin çocukları için harcasınlar. Senelerdir adamları şehri zehirlememeye ikna edemedik.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Çözüm mü? Yok valla. Olsa en başta “Eureka!” diye bağırarak girerdim yazıya. Maalesef.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Bir aralar meselelerin çözüleceğine inanan biriydim. Sonra anladım ki meselelerin çözüme değil, çözüm isteyenlere ihtiyacı var. O yüzden ben de artık çözüm istemeye karar verdim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı, üç milletvekili, bir vali ve bir belediye başkanı var. Ticaret ve Sanayi Başkanında da biraz para olduğunu bildiğimiz için onu da kurumsal olarak olaya dahil ediyoruz. Onlar bulsun çözümü. İnsanlara iş bulsunlar. İnsanların çocuklarına iş bulsunlar. İnsanların arabaları bozulsa tamir etsinler. İnsanlar hasta olduklarında tedavi etsinler. Hastanede sıradaki hastanın yerine gidip orada beklesinler. Kapıya çöp döktüğümde onu çöpe atsınlar. Hangi kuruma gidersek öncesinde arayıp haber versinler. Bunlardan sonra dönüp Bingölspor’a para versinler.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Hayır, tabii ki bu böyle olmaz, olmamalı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Ben bir proje hazırlayıp gittiğimde benim projemi onaylasınlar, onaylatsınlar. Onlara söz verenler olduğunda o sözün akıbetini sorsunlar. Elbette ki siyasetçilere de iş düşecek. Ama yeri geldiğinde. 12 Bingölspor’un tek eksiği siyasi destek değil ki.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">En başta 12 Bingölspor’un bir şehre ihtiyacı var. Şehri yok bu kulübün. 12 Bingölspor’u da Elazığ’a mı bağlasak? </span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:'Segoe UI Emoji'"><font face="Calibri">��</font></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri"> 23 Bingölspor yapar, yolumuza devam ederiz. Hazır stat da var. Sadece şampiyonluk kutlamasında falan gelse kâfi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Şehirsiz bir takımın gelebileceği yer bu kadardır. Takımı benimsemeyen bir şehirden fazlasını beklemek Einstein’ın dediği noktaya götürür bizi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">30 yıl bekleriz biz de. İnşallah M. Engin Başkan da kendi oğlundan söz alır. O gün oğlu gelir, bir üç yıl da o çocuklarımızın yüzünü güldürür.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><font face="Calibri">— Ki M. Engin Başkan’da en gıpta ettiğim nokta bu sözdür. Bir evladının babasına verdiği sözü tutmuş olması kadar gurur duyacağı bir şey yoktur bu hayatta. Sanırım sırf o söz bile bugüne dek yaptıklarından pişmanlık duymaması için tek başına yeterlidir.</font></span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Tabii benim de canım yanıyor. Kırıcı olmamaya özen gösterdim. Bir spor kulübünün değerini, önemini, gücünü, etkisini kavrayamamış bir toplumuz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Savaşların olduğu, sefaletin olduğu, güçlünün zayıfı ezdiği bir düzende yüzlerimizi güldürdüler. Bunun için teşekkür ediyorum.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Calibri">Bizden çok fazla şey beklemek de onlara ders olsun.</span></span></span></span></p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Berdibek</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-berdibek/12-bingolspor-mehmet-engin-ozturan-cevdet-yilmaz-feyzi-berdibek-erdal-arikan-zeki-korkutata-omer-faruk-hulaku-cahit-celik-kadir-cintay-spor-futbol-altyapi-genclik-gelecek-umut/174/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 23:23:38 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Haset Ateşi Önce Sahibini Yakar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri birlik, beraberlik ve birbirimizin başarısından sevinç duyabilme erdemidir. Ne yazık ki bazen bunun tam tersiyle karşılaşıyoruz. Bir insanın, bir kurumun, bir köyün ya da bir şehrin ortaya koyduğu güzel bir çalışma takdir edilmek yerine hasetle karşılanabiliyor.</p>

<p>Bingöl, kadim kültürüyle, güçlü aile bağlarıyla ve dayanışma ruhuyla bilinen bir şehirdir. Ancak zaman zaman bu güzel iklimi gölgeleyen bir hastalık da karşımıza çıkıyor: Haset.</p>

<p>Bir kişinin elde ettiği başarıyı küçümsemek, yapılan hizmetleri görmezden gelmek, insanların iyi niyetli çalışmalarına çamur atmak ne o kişiye ne de topluma bir fayda sağlar. Oysa gelişmiş toplumların ortak özelliği, başarıyı alkışlamak ve iyilikte yarışmaktır.</p>

<p>Bugün Bingöl’de hangi alana bakarsak bakalım; köylerde yapılan hizmetlerden sivil toplum çalışmalarına, eğitimden spora kadar birçok alanda emek veren insanlar bulunmaktadır. Elbette eksikler olacaktır, eleştiri de olacaktır. Ancak eleştiri ile haseti birbirinden ayırmak gerekir. Eleştiri yapıcıdır, yol gösterir. Haset ise yıkıcıdır, kırıcıdır ve toplumsal huzuru zedeler.</p>

<p>Atalarımız boşuna “Meyve veren ağaç taşlanır” dememiştir. Bir insan hizmet üretiyorsa, taş üstüne taş koyuyorsa mutlaka eleştirilecek, hatta bazen haksız ithamlara maruz kalacaktır. Önemli olan bu durum karşısında doğrulardan vazgeçmemektir.</p>

<p>Bingöl’ün kalkınması, köylerimizin gelişmesi ve gençlerimizin geleceğe umutla bakabilmesi için birbirimizin ayağına basmak yerine omuz vermeyi öğrenmeliyiz. Bir kardeşimizin başarısı hepimizin başarısıdır. Bir köyün gelişmesi diğer köylerin kaybı değil, bölgenin kazancıdır.</p>

<p>Unutmayalım ki haset, karşıdakine zarar vermeden önce sahibinin huzurunu tüketir. Muhabbet, dayanışma ve samimiyet ise hem insanı hem toplumu büyütür.</p>

<p>Bugün ihtiyacımız olan şey; birbirimizin eksiğini aramak değil, birbirimizin güzel işlerine destek olmaktır. Çünkü Bingöl ancak birlikte güçlenir, birlikte büyür ve birlikte geleceğe yürür.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/haset-atesi-once-sahibini-yakar/173/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 22:59:26 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İKTİDARIN GÖLGESİNDE İKTİDAR OLMAYI BECERENLER</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bingöl’de yıllardır aynı manzaraya rastlarım.</p>

<p>Bir kahvehanenin tenha köşesinde iki kişi oturur.</p>

<p>Biri konuşur, diğeri dinler.</p>

<p>Birinin kapısının önünde kalabalık eksik olmaz.</p>

<p>Diğerinin kapısını ise rüzgârdan başka çalan çıkmaz.</p>

<p>Bunu uzun süre düşündüm.</p>

<p>Aynı toprağın üzerinde büyüyen, aynı sudan içen, aynı sokaklarda yürüyen insanlar…</p>

<p>Nasıl oluyor da kimileri sözü dinlenen kişilere dönüşüyor?</p>

<p>Kimileri yön verirken, kimileri neden sadece yönlendirilir?</p>

<p>Bu soruların peşine düştükçe şunu fark ettim: </p>

<p>İktidar sandığımız kadar görünür bir şey değil.</p>

<p>Her zaman makam odalarında durmuyor.</p>

<p>Yönetim kurullarında, müdür koltuklarında da değil sadece.</p>

<p>Bir köy muhtarının ses tonunda çıkar karşımıza.</p>

<p>Bir aşiret büyüğünün hüküm taşıyan bakışında.</p>

<p>Bir esnafın yıllar içinde fark etmeden biriktirdiği özgüvende.</p>

<p>Kimi zaman da bir annenin evin içinde sözsüz kurduğu dengede.</p>

<p>Çoğu zaman gözümüzün önünde değil, gözümüzden kaçan yerde yaşar.</p>

<p>İnsanlar iktidarı çoğu kez kuvvetle karıştırır.</p>

<p>Bir ses biraz daha yüksek çıktığında bunun güç olduğunu sanır.</p>

<p>Oysa kuvvet, onun sadece küçük bir parçasıdır.</p>

<p>İktidar; bir düşünceyle filizlenir.</p>

<p>İnsanlar etrafında toplandıkça büyür.</p>

<p>Güven gördükçe kök salar.</p>

<p>İmkân buldukça yayılır.</p>

<p>Dışarıdan bakıldığında görünen şey çoğu zaman sadece sonuçtur.</p>

<p>Açılan kapılar, dolan masalar, uzanan eller…</p>

<p>Ama o noktaya gelene kadar geçen yıllar görülmez.</p>

<p>Kurulan ilişkiler, ertelenen hayatlar, yutulan cümleler, içine gömülen hayal kırıklıkları…</p>

<p>Bu yüzden başarı, birçok kişiye talih gibi görünür.</p>

<p>“Bahtı açık” der geçerler.</p>

<p>Oysa o “baht”ın arkasında çoğu zaman uzun yılların birikimi vardır.</p>

<p>Bir fabl gelir aklıma.</p>

<p>Tilki ile aslan yan yana yürüyormuş.</p>

<p>Bir süre sonra aslan dayanamamış:</p>

<p>“Ormanın en kurnazı sensin diyorlar.</p>

<p>Ama senden güçlüyüm,” demiş.</p>

<p>Tilki sadece gülümsemiş.</p>

<p>“Öyleyse peşimden gel,” demiş.</p>

<p>Yürümüşler.</p>

<p>Karşılarına çıkan canlılar heybetle kenara çekilmiş.</p>

<p>Aslan gördüklerine şaşırmış.</p>

<p>Saatler sonra durup konuşmuş:</p>

<p>“Demek senden çekiniyorlarmış.”</p>

<p>Tilki başını çevirmiş.</p>

<p>“Benden değil,” demiş.</p>

<p>“Arkamda yürüyenden çekiniyorlar.”</p>

<p>Bu masalın hâlâ anlatılıyor olması boşuna değil.</p>

<p>İnsan değişir, zaman değişir, şartlar değişir.</p>

<p>Ama gücün etrafında oluşan görüntü çoğu zaman aynı kalır.</p>

<p>Çünkü insanlar çoğu zaman iktidarı değil, iktidarın etrafında oluşan havayı görür.</p>

<p>Bir sözün doğruluğunu tartmadan önce, onu kimin söylediğine bakar.</p>

<p>Bunu erken fark edenler vardır.</p>

<p>Ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını bilirler.</p>

<p>İnsanların neye yöneldiğini değil, neden yöneldiğini anlamaya çalışırlar.</p>

<p>Çünkü insanı anlamadan etki kurmak mümkün değildir. </p>

<p>Yine de her güçlü görünen insan gerçekten güçlü değildir.</p>

<p>Kalabalık her zaman itibar değildir.</p>

<p>Alkış her zaman saygı anlamına gelmez.</p>

<p>Bingöl ovasında kocaman ağaçlara bakarken bunu düşünürüm. </p>

<p>Ağaçlar büyüdükçe kökleri daha da derine iner.</p>

<p>Yukarı çıktıkça aşağıya, toprağa daha çok tutunur.</p>

<p>İnsan ise yükseldikçe, geldiği yeri unutabilir.</p>

<p>Asıl kırılma da burada başlar.</p>

<p>Başarının sırrı çoğu zaman sanıldığı kadar gizemli değildir.</p>

<p>Basireti olanlar yaklaşan değişimi erkenden görür.</p>

<p>Kimileri herkesin geçtiği boşluğu fark eder.</p>

<p>Ehlinden olanlar ise kalabalığın baktığı yere değil, kalabalığın neden oraya baktığına dikkat eder.</p>

<p>Aradaki fark çoğu zaman sadece budur.</p>

<p>İşte insan bunu fark ettiği gün, yıllarca olağanüstü sandığı birçok şeyin aslında rutin bir akışın sonucu olduğunu anlar.</p>

<p>Çoğu insan dünyaya daha fazla ışık tutmaz, o ışığın düştüğü yerde gölgeleri daha dikkatli okurlar.</p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/iktidarin-golgesinde-iktidar-olmayi-becerenler/172/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 22:21:05 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Şehir İçin Bundan Daha Acı Bir Manzara Olabilir mi?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bingöl’ün</span></span><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"> tam ortasında bir sokak düşünün.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Üst katları boşaltılmış, alt katlarında hâlâ ticaret dönen binalar var. Yani yukarıda “tehlike arz ediyor” denilen yapı, aşağıda “buyurun alışverişe” diye müşteri bekliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu bile tek başına garabet.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Adı da Maden Sokağı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama belli ki burada çıkarılan şey maden değil; sabır, tahammül ve vatandaşın sinir uçları.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Aylar önce kentsel dönüşüm denildi. Sonra tespit yapılacak denildi. Ardından hak sahipleriyle görüşülecek denildi. Bir ara ofis kurulacağı söylendi. Sonra takvimler değişti, aylar geçti, sokak aynı kaldı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bingöl’de mevsim değişti, açıklamalar eskidi, binalar biraz daha yoruldu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Fakat işin kendisi, nedense hep aynı yerde bekliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Şimdi burada mesele sadece birkaç eski yapının yıkılması değil. Mesele, devlet ciddiyetiyle belediye refleksinin aynı cümlede buluşup buluşamadığıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü bir yerde “</span></span><b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">burası riskli</span></span></span></b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” diyorsanız, orada zaman sizin lüksünüz değildir.</font></span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Riskli bina, basın açıklamasından anlamaz.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çatlak kolon, toplantı takvimine saygı duymaz.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Metruk yapı, “kaynak aktarımı bekleniyor” cümlesiyle kendini emniyete almaz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama bizde garip bir alışkanlık var.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bir iş yapılmadığında ona “</span></span><b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">süreç</span></span></span></b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” deniyor.</font></span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Süreç uzadığında “</span></span><b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">koordinasyon</span></span></span></b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” deniyor.</font></span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Koordinasyon sonuç vermediğinde “</span></span><b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">takip ediyoruz</span></span></span></b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” deniyor.</font></span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Vatandaş da takip ediliyor gerçekten.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama uzaktan.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Esnaf ne yapacağını bilmiyor. Dükkânını yenilese boşa masraf. Beklese zarar. Kapatsa geçim derdi. Açık tutsa can güvenliği kaygısı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Böyle bir ortamda ticaret yapılmaz; olsa olsa ihtimal hesabı yapılır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Bugün müşteri gelir mi?” değil,</font></span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Bugün başımıza bir şey gelir mi?” sorusu dolaşır insanın aklında.</font></span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bir şehir için bundan daha acı bir manzara olabilir mi?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bingöl deprem gerçeğini bilen bir şehir. Bu şehirde eski yapı meselesi, sıradan bir imar tartışması değildir. Hele hele kent merkezinde, herkesin gözünün önündeki bir sokakta, “yıkılacak” denilen yapıların aylarca öylece kalması, sadece teknik değil, ahlaki bir sorundur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü vatandaş şunu görür:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bina yaşlanıyor.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Tehlike büyüyor.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Yetkili konuşuyor.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonuç gelmiyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonra da kamuya güven niye azalıyor diye şaşırıyoruz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Azalmaz mı?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İnsan kendi gözüyle gördüğü çatlağa mı inanacak, yoksa her defasında yeniden ambalajlanan açıklamalara mı?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Maden Sokağı için artık süslü cümleye gerek yok. “Yeni çehre”, “modern alan”, “dirençli kent”, “vizyon proje” gibi kelimeler, sahada karşılığı yoksa sadece tabela süsüdür.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Şehirler kelimelerle değil, kararlarla değişir.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Eğer bu sokak gerçekten riskliyse, gereği yapılmalı.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Eğer yıkım kararı varsa, tarih açıklanmalı.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Eğer para yoksa, bu açıkça söylenmeli.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Eğer Ankara’dan beklenen bir onay varsa, adı konmalı.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Eğer hak sahipleriyle ilgili sorun varsa, kamuoyu bilgilendirilmeli.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama herkesin bildiği bir tehlikeyi herkesin seyrettiği bir bekleme salonuna çevirmek, yönetim değildir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu, olsa olsa “</span></span><b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">günü kurtarma sanatı</span></span></span></b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">”dır.</font></span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Maden Sokağı bugün Bingöl’ün şehircilik karnesinde kırmızı kalemle işaretlenmiş bir satırdır. O satırda sadece eski binalar yok; plansızlık var, belirsizlik var, esnafın sıkışmışlığı var, vatandaşın “yarın ne olacak” endişesi var.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bir de tabii klasik yerel yönetim mucizesi var:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ortada çözülmemiş bir sorun dururken, herkesin sorumluluğu bir başkasının masasında unutulmuş gibi davranması.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Belediye başka yere bakar.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bakanlık süreci bekler.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Kurullar dosya inceler.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Esnaf kepenk açar.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Vatandaş binanın yanından geçer.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonra bir gün kötü bir şey olursa, hep birlikte aynı cümleyi duyarız:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“</font></span></span><b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Gerekli incelemeler başlatıldı.</span></span></span></b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">”</font></span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İşte mesele tam da bu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">İnceleme, felaketten sonra değil; felaket ihtimalinin önünde yapılınca işe yarar.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Maden Sokağının ihtiyacı yeni bir açıklama değil. Yeni bir fotoğraf da değil. Hele hele “çalışmalarımız devam ediyor” cümlesine hiç değil.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Oranın ihtiyacı netliktir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ne zaman?</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Kim yapacak?</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Esnaf nereye taşınacak?</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Hak sahipleriyle hangi aşamaya gelindi?</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Kaynak bulundu mu?</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bulunmadıysa neden hâlâ bulunmadı?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu sorulara cevap verilmeden yapılan her açıklama, sokaktaki çatlağın üzerine afiş asmaktan farksızdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Maden Sokak bekliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama sadece yıkımı değil.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ciddiyeti bekliyor.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Şeffaflığı bekliyor.</span></span><br />
<span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bir yetkilinin çıkıp lafı dolandırmadan konuşmasını bekliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü bazen bir şehirde en tehlikeli şey eski bina değildir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">En tehlikelisi, herkesin tehlikeyi bilip de hiçbir şey olmamış gibi davranmasıdır.</span></span></span></span></p>

<ul>
	<li class="15"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">Fuat Sönmez </span></span></span></b></li>
</ul>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/bir-sehir-icin-bundan-daha-aci-bir-manzara-olabilir-mi/171/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 16:50:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vitrinlerin İhtişamı, Heybelerin Boşluğu: "Ben"in Gölgesinde Yiten "Biz"</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah gözlerimizi muazzam bir dünyaya açıyor, her güne büyük ve parıltılı yaşam hedefleriyle koyuluyoruz. Kelimelerimizi özenle seçiyor, zarif görünmeye çalışıyor ve etrafımıza durmadan "güzelliği" vaaz ediyoruz. Dışarıdan bakıldığında parmakla gösterilecek kadar kusursuz, bir o kadar da göz alıcıyız. Fakat bu ışıltılı vitrinin arkasına geçtiğimizde, ruhumuzu sinsi bir sarmaşık gibi kuşatan, bizi her geçen gün daha da içine çeken derin bir samimiyetsizlikle —modern bir münafıklıkla— yüzleşiyoruz.</p>

<p>Kendi eksiklerimizi görmezden gelip kendimizi adeta kutsarken, başkalarının kusurlarını yerin dibine batırmak için acımasızca yarışıyoruz. Tüketiyoruz; hem de sınır tanımadan. Nefesi, zamanı, canı ve en acısı da insanlığı tüketiyoruz. Ancak iş üretmeye geldiğinde adımlarımızı hep geri çekiyoruz. Dünyanın karanlığından şikayet etmeyi bir konfor alanı haline getirmişiz; oysa karanlığa sövmekten vazgeçip de bir mum yakmaya yanaşmıyoruz. Çuvaldızı başkasına saplarken son derece fütursuzuz; fakat iğnenin ucu kendimize azıcık dokunduğunda, tam bir Yahudi mantığıyla dünyayı feryat figana boğacak kadar benciliz.</p>

<p>Oysa alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.), “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” buyurarak rotamızı çok net çizmişti. Bu evrensel çağrıya rağmen bizler, sadece kendi küçük dünyalarımızın küçük menfaatleri uğruna ömür tüketiyoruz. Toplumsal faydanın o huzurlu gölgesinden kaçıp, bireysel çıkarcılığın yırtıcı pençesinde bocalıyoruz. Kendi ham benliğimize, bizi biz yapan o kutsal "toplumsal bizliği" kurban ediyoruz. Bilmiyoruz ya da görmek istemiyoruz: Bir toplumun ayağa kalkması, ancak ferdin kendi varlığından, konforundan ve fazlasından fedakarlık etmesiyle mümkündür. Bugün elimizden gelenin katbekat fazlasını hamasi sözlerle değil, somut icraatlarla ortaya koyma vaktidir.</p>

<p>Sokaktaki huzursuzluk, evimizdeki rahatı bozmadığı müddetçe insanlığımız eksik kalacaktır. Bizi harekete geçirecek olan şey, başkasının sızısını içimizde hissetmektir. Tıpkı bir bedenin uzuvları gibi olabilmeliyiz; parmağa batan diken gözden yaş akıtmıyorsa, bünye canlılığını kaybetmiş demektir. Ancak o zaman acılar ortaklaşır, ancak o zaman körelen vicdanlar yeniden canlanır.</p>

<p>Aslında hiçbir hayati, ruhani eksikliğimiz yokken; kendi kendimizi dünya malının yapay noksanlıklarıyla boğuyoruz. Bitmek bilmeyen bir doyumsuzluk, hiç bitmeyen bir "yol yorgunluğu" maskesi altında günlerimizi, gecelerimizi, aylarımızı ve en nihayetinde yıllarımızı heba ediyoruz. Son perde kapandığında ise elde avuçta kalan tek şey; peşinden koştuğumuz ama asla yakalayamadığımız o kocaman, soğuk boşluk oluyor. Geri dönüşü olmayan o mutlak geleceğe vardığımızda, geçmişe dönme arzusunun hiçbir hükmü ve çaresi kalmayacak.</p>

<p>Dünya hayatının ne denli boş ve asılsız bir avuntudan ibaret olduğunu anladığımız o büyük uyanış gününde, elimizdeki tüm o "değerli" sandıklarımızın bir sabun köpüğü gibi kayıp gittiğine şahit olacağız. İlahi Kelam’ın, Kur'an'ın bizleri uyardığı o hakikatin değerini elbet kavrayacağız ama heyhat...</p>

<p>Vakit henüz varken, henüz nefes teni terk etmemişken; vitrinleri süslemeyi bırakıp heybelerimizi hakiki amellerle doldurmak zorundayız. "Ben"in sahte krallığını yıkıp, "Biz"in iyileştirici iklimine sığınmaktan başka çaremiz yok.</p>

<p>https://yukseldargin.blogspot.com/2026/05/vitrinlerin-ihtisam-heybelerin-boslugu_01986793235.html</p>
]]></content:encoded>
<author>Yüksel Darğın</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/yuksel-dargin/vitrinlerin-ihtisami-heybelerin-boslugu-ben-in-golgesinde-yiten-biz/170/</link>
<pubDate>Sun, 31 May 2026 16:37:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SÜRGÜN GİBİ BÜYÜYEN YALNIZLIK</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>“Terk-i diyar ettiğim gün gözlerimi sana bırakacağım; senden başkasını görmediğimi sen de göresin.Her baktığında vicdanınla yüzleşesin diye.”<br />
<br />
Yaşamı dümdüz uzanan bir yol sanmıştı o çocuk.<br />
<br />
Oysa kader, dağın ardında yön değiştiren bir nehir gibi akardı; durgun görünür, içinde çağlayan taşırdı.<br />
<br />
Siyah beyaz televizyonların loş ışığında, babasının dizine yaslanıp haberleri izlediği akşamlarda, ne olduğunu tam kavrayamadığı bir dünyanın içine bakıyordu.<br />
<br />
Filistinli çocuklar, omuzlarından büyük taşları küçücük elleriyle İsrail askerlerine savuruyordu.<br />
<br />
Spikerin yarım kalan cümleleri arasında dalıp gidiyordu çocuk.<br />
<br />
Zira suskunluklar, söylenen her sözden daha acıydı.<br />
<br />
Babası da kendi çocukluğunu yarım kalmış anlatıların içinde büyütmüştü.<br />
<br />
Dedesinden dinlediği eksik masallar, karla örtülü yollar, yarım sofralar, gecenin içine gömülen uzun özlemler…<br />
<br />
Dedesi Selim, zamanın unuttuğu bir kömde, toprak damlı küçük evde, altı çocuğunu yokluğun sert rüzgârına karşı bağrıyla koruyan uzun boylu, esmer tenli bir adamdı.<br />
<br />
Ayaz omuzlarına işlerdi ama diz çöktüremezdi.<br />
<br />
Ellerindeki çatlaklar, toprağın diliydi; sert, suskun ve kader kadar eski…<br />
<br />
Kardeşi Hasan ise veliliğiyle bilinirdi.<br />
<br />
Köy odalarında adı geçtiğinde konuşmalar azalır, hüzünle gözler yere inerdi.<br />
<br />
O, bu dünyadan kimsenin kalbini kırmadan geçti.<br />
<br />
Usulca yağan bir yağmur gibi…<br />
<br />
Ne incitmişti ne de incinmenin hesabını tutmuştu.<br />
<br />
Elektriğin bilinmediği zamanlardı.<br />
<br />
Akşamları çıraların titrek ışığında yemek yenir, gece erkenden çökerdi üzerlerine.<br />
<br />
Sabah olduğunda güneş, ufukların ardından yalnızca aydınlığı değil, ekmek kavgasını da getirirdi.<br />
<br />
Çobanlık yaparlardı.<br />
<br />
Sürülerin ardından yürüyen çocuk ayakları, taşlı yolları ezbere bilirdi.<br />
<br />
Irgatlık ederlerdi.<br />
<br />
Yaz sıcağında duyulan tırpan seslerine, alınlarından süzülen ter karışırdı.<br />
<br />
Hayat zorluydu; buna rağmen her sabah yeniden ayağa kalkmayı biliyorlardı.<br />
<br />
Yokluk omuzlarına yük bindirirdi; onlar ise yük altında eğilmek yerine daha da dik dururdu.<br />
<br />
Yıllar, durgun akan bir dere suyu gibi geçti.<br />
<br />
Sonra zaman hızlandı; çocuklar büyüdü, yollar uzadı.<br />
<br />
Dokuz köye bir okulun düştüğü günlerde, kara lastik ayakkabılarla kilometrelerce yürüyerek okula gittiler.<br />
<br />
Heybelerinde bir defter, bir kalem; içlerinde ise kimseye söylemedikleri başka bir hayat arzusu vardı.<br />
<br />
Kar tipiye karışır, yağmur dizlerine kadar inerdi.<br />
<br />
Onlar yine de iyi bir hayata doğru yürümekten vazgeçmezdi.<br />
<br />
Bir harfe tutunarak kaderlerinin karanlığından çıkmak istiyorlardı.<br />
<br />
Çocuğun babası, ilkokulu bitirdiğinde yoksulluk önüne aşılmaz bir duvar gibi dikildi.<br />
<br />
Okuyamadı.<br />
<br />
Hayat, eline erkenden çalışmayı verdi.<br />
<br />
Vazgeçmek, onların teamüllerinde öğrenilmiş değildi.<br />
<br />
Selim’in ebedî yolculuğunun ardından göç vakti geldi.<br />
<br />
Önce birkaç yüz haneden ibaret Çapakçur’a indiler.<br />
<br />
Sonra taşın toprağın altın sayıldığı İstanbul’a…<br />
<br />
Çobanlıkla başlayan hayat, ticaretle başka bir mecraya aktı.<br />
<br />
Azdan çoğa, damladan göle yürüdüler.<br />
<br />
Yıllarca yoklukla boğuşan üç kardeş, sonunda devlet kapısında düzenli bir yaşama kavuştu.<br />
<br />
Gurbetin içindeki sıla hasreti de ağır ağır dindi.<br />
<br />
Sonrasında çocuğun babası, hayatına omuz verecek kadına rastladı.<br />
<br />
İki yalnızlık, aynı sofrada birbirine yurt oldu.<br />
<br />
Çocuğun annesine ise başka bir hüznün mirası kalmıştı.<br />
<br />
Babası yıllarca Amerika’da çalışmıştı.<br />
<br />
Memlekete döndüğünde zaman, çok şeyi elinden almıştı.<br />
<br />
Altı kız kardeşini genç yaşta toprağa veren bir acının ağırlığı çökmüştü omuzlarına.<br />
<br />
Yetimlik, onun çocukluğuna erkenden yerleşmişti.<br />
<br />
Nihayetinde çocuk da babasını kaybetti.<br />
<br />
İşte o an dünyanın rengi değişti.<br />
<br />
İnsan, bir babanın ardından yalnızca bir kişiyi değil, kendinden bir parçayı da toprağa veriyordu.<br />
<br />
Çocuk, bir kalabalığın içinden düşüp kendi kimsesizliğine çarptı.<br />
<br />
Aidiyet duygusuyla büyüyen ruhu, ilk kez sahipsiz kaldığını hissetti.<br />
<br />
Zaman geçiyor, benliğinin içinde kırık izler kalıyordu.<br />
<br />
Hücrelerinin içine yerleşiyor, nereye giderse gitsin onunla birlikte yürüyordu.<br />
<br />
Bir zamanlar yokluk içinde bile birbirine yaslanan insanların dünyasında yalnızlık bilinmezdi.<br />
<br />
Şimdi ise kalabalıkların ortasında büyüyen mesafeler vardı.<br />
<br />
Sofralar genişlemiş, içindeki boşluk da derinleşmişti.<br />
<br />
Çocuk anladı ki en acı terk ediliş, insanın hayattayken yavaş yavaş yalnız bırakılmasıydı.<br />
<br />
Vaktiyle gölgesini esirgemeyenlerin ardından tabut başında uzun uzun ağlamak, kurumuş bir ağaca sonbaharda su dökmeye benziyordu.<br />
<br />
Issız gecelerinde geçmiş, eski bir haber bülteninin uğultusu gibi dönüp duruyordu zihninde:<br />
<br />
Siyah beyaz görüntüler, çıra ışıkları, ayaza meydan okuyan insanlar, kara lastik ayakkabılar, sürü peşinde kaybolan çocuk gülüşleri…<br />
<br />
Benliğinin en derin yerinden hep aynı nakaratı tekrarlıyordu:<br />
<br />
“İnsan, en çok yokluğunda değil; varlığında yalnız bırakıldığında tükeniyor.”<br />
<!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_260529_174111_372.sdocx--><img alt="" src="https://www.capakcurgazetesi.com.tr/images/files/2026/05/6a19a5b6562cc.jpg" style="width: 713px; height: 612px;" /></p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/surgun-gibi-buyuyen-yalnizlik/169/</link>
<pubDate>Fri, 29 May 2026 17:40:37 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gençleri Borçla Değil Dua ile Evlendirelim</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Evliliği zorlaştırmayın, kolaylaştırın sözü aslında sadece bir nasihat değil toplumun geleceğini koruyan önemli bir ölçüdür. Çünkü bugün gençlerin önündeki en büyük engellerden biri artık evlenmek değil evlenebilmenin maddi yükünü taşıyabilmektir.<br />
<br />
Eskiden insanlar bir yastığa baş koyacak iki gönlün huzurunu önemserdi Bugün ise düğün salonundan takıya eşyadan gösteriş yarışına kadar uzayan ağır bir tablo oluştu Birçok gencimiz bırakın evlilik hazırlığını telaffuz edilen rakamları hayal bile edemiyor. Ne yazık ki bazıları daha hayatının başında mutlu bir yuva kurabilmek için yıllarca ödeyemeyeceği borçların altına girmek zorunda kalıyor.<br />
<br />
Oysa İslam geleneğinde makbul olan gösteriş değil sadelik yük bindirmek değil kolaylaştırmaktır. Peygamber Efendimiz’in (sav) hayatına baktığımızda da bunu açıkça görürüz. En bereketli nikahların, külfeti en az olan nikahlar olduğu öğütlenmiştir. Çünkü evlilik bir ticaret değil ki insanın birbirine emanet oluşudur.<br />
<br />
Bugün toplum olarak kendimize şu soruyu samimiyetle sormamız gerekiyor:<br />
Biz gençleri evliliğe teşvik mi ediyoruz, yoksa farkında olmadan evlilikten uzaklaştırıyor muyuz?<br />
<br />
Bir baba kızını güvenilir bir insana teslim edeceği yerde önce maddi şartları konuşuyorsa<br />
Bir genç sevdiği insanla yuva kurmayı değil de kredi hesaplarını düşünüyorsa<br />
Düğünler dua ile değil kim ne taktı hesabıyla anılıyorsa<br />
Burada durup düşünmek gerekir.<br />
<br />
Elbette herkes evladının güzel bir yuvası olsun ister. Kimse kötü niyetle hareket etmiyor. Anne babalar da yılların emeğiyle çocuklarının mutlu olmasını arzuluyor. Ancak bazen iyi niyetle oluşan beklentiler bile gençlerin omzunda ağır bir yük haline gelebiliyor. Bu yüzden biraz anlayışa biraz fedakarlığa biraz da birbirimizi kolaylaştırmaya ihtiyacımız var.<br />
<br />
Çünkü evlilik pahalı salonlarla değil sağlam niyetlerle ayakta kalır.<br />
Mutluluk lüks eşyalarla değil karşılıklı saygı ve merhametle büyür.<br />
Gösterişli başlangıçlar her zaman huzurlu yuvalar getirmez ama anlayışla kurulan sade yuvalar yıllarca ayakta kalabilir.<br />
<br />
Bugün gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey eleştirilmek değil destek görmek yarışa sokulmak değil cesaretlendirilmektir. Toplum olarak evliliği yeniden kolaylaştırabildiğimiz gün belki de birçok sosyal problemin de önüne geçmiş olacağız.<br />
<br />
Bu yüzden evliliği zorlaştıran değil kolaylaştıran herkese selam olsun.<br />
Bir gencin yuva kurmasına vesile olanlara<br />
Az olsun ama huzurlu olsun diyebilenlere<br />
Gösteriş yerine samimiyeti tercih edenlere<br />
Ve iki gencin hayalini borca değil duaya emanet edenlere selam olsun.<br />
<!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_260524_181016_094.sdocx--></p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/gencleri-borcla-degil-dua-ile-evlendirelim/168/</link>
<pubDate>Sun, 24 May 2026 18:11:11 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>FEYZİ BABA</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Siyasetçiler vardır…</p>

<p>Doğduğu yerin sokaklarında değil, o sokaklarda yaşayan insanların yüreğinde yürür.</p>

<p>Adı geçtiğinde insanın içinde bir makamın soğukluğu değil; eski bir türkü, soba üstünde demlenen çayın buğusu, uzun bir yolculuktan sonra memlekete varmış olmanın huzuru belirir.</p>

<p>Feyzi Berdibek ismi Bingöl’de biraz da böyle anılır.</p>

<p>Onun hayatı yalnızca Meclis koridorlarından değil; köy yollarından, taziye evlerinden, kahvehane sohbetlerinden ve insanların birbirine omuz verdiği günlerden geçmiştir.</p>

<p>1957 yılında Bingöl’de dünyaya geldi.</p>

<p>O yılların Bingöl’ü bugünkü kadar kalabalık değildi; hayat daha çetin, imkânlar daha sınırlıydı.</p>

<p>İnsanlar yokluğu paylaşarak ayakta kalırdı.</p>

<p>Bir evde pişen yemek, başka bir eve de bölünürdü.</p>

<p>Çocukluk yıllarında gördüğü hayat ona yalnızca mücadeleyi değil, insanın insana nasıl dayandığını da öğretti.</p>

<p>Yıllar sonra makam sahibi olduğunda bile halkın arasındaki yürüyüşünü değiştirmedi.</p>

<p>Siyasetçi, milletvekili, Feyzi Berdibek — nam-ı diğer “Feyzi Baba” — sonradan halka benzemeye çalışan biri değil; doğrudan halkın içinden çıkan bir isimdi.</p>

<p>Genç yaşlarda inşaat ve ticaretle uğraştı.</p>

<p>Onun dünyası yalnızca kazanç hesabından ibaret değildi.</p>

<p>Müziğin, halk oyunlarının ve memleket kültürünün içinde yer aldı.</p>

<p>Türkiye Halk Oyunları Federasyonu’nda, çeşitli sivil toplum kuruluşlarında ve siyasi yapılarda görevler üstlendi.</p>

<p>Bingöl Musiki Cemiyeti’nde bulundu.</p>

<p>Onun için hizmet yalnızca bina ve yol yapmak değildi.</p>

<p>Bir dengbêjin sesinin susmaması…</p>

<p>Bir halayın unutulmaması…</p>

<p>Bir türkünün çocukların dilinde yaşamaya devam etmesi de hizmetti.</p>

<p>Siyasete girdiğinde insanlar onda alışılmış siyasetçilerin dışında başka bir taraf gördü.</p>

<p>1999 yılında bağımsız milletvekili adaylığında Meclis’e girmeye çok yaklaşmış, seçimi az bir farkla kaybetmişti.</p>

<p>Yılmadı, yoluna devam etti. </p>

<p>Çok sevdiği Bingöl’e hizmet etme düşüncesinden vazgeçmedi.</p>

<p>Yıllar sonra Bingöl halkı onu üç dönem boyunca Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderdi.</p>

<p>2002, 2018 ve 2023 genel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nden milletvekili seçilerek görev yaptı.</p>

<p>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu başta olmak üzere çeşitli komisyonlarda çalıştı.</p>

<p>Özellikle Bingöl’de sağlık yatırımları, ulaşım projeleri, eğitim kurumları ve kırsal altyapı çalışmalarıyla ilgili girişimleri sık sık gündeme geldi.</p>

<p>Kırsal bölgelerde yol çalışmalarının hızlanması, hastane kapasitesinin artırılması, üniversite yatırımları ve gençlere yönelik sosyal projelerin desteklenmesi halk arasında karşılık buldu.</p>

<p>Deprem ve afet dönemlerinde yalnızca resmî açıklamalar yapan bir siyasetçi gibi değil;ve köylere kadar gidip vatandaşlarla birebir temas kuran bir isim olarak hatırlandı.</p>

<p>Elbette ona duyulan halk sevgisi hiçbir zaman eleştiriden muaf olmak anlamına gelmedi.</p>

<p>Uzun yıllar siyasetin içinde kalan herkes gibi o da eleştiriler aldı.</p>

<p>Kimi, Bingöl’de işsizliğin hâlâ önemli bir mesele olduğunu; gençlerin büyük şehirlere göç etmeye devam ettiğini dile getirdi.</p>

<p>Yerel basında altyapı, kentsel dönüşüm ve bazı yatırımların yavaş ilerlediğine dair yorumlar yer aldı.</p>

<p>Sosyal medyada ekonomik sıkıntılar, tamamlanmayan projeler ve bölgenin kronik sorunlarıyla ilgili eleştiriler yapıldı.</p>

<p>İşte onu Bingöl’de farklı kılan şeylerden biri de buydu:</p>

<p>İnsanların yalnızca iyi gününde değil, siteminde de adını anması…</p>

<p>Çünkü Bingöl insanı kolay kolay gönül vermez bir siyasetçiye.</p>

<p>Bu coğrafyada insanlar söze değil, hissiyata bakar.</p>

<p>Bir insanın yürüyüşündeki tevazuyu, zor zamanda orada olup olmadığını, selamındaki samimiyeti ölçer önce.</p>

<p>Feyzi Berdibek’in yıllar içinde kurduğu bağ da biraz böyle büyüdü.</p>

<p>Halk arasında zaman zaman kullanılan “Feyzi Baba” ifadesi de bir siyasi slogan gibi değil; daha çok yakınlığın, hemşehriliğin ve güven duygusunun dildeki karşılığı gibi durdu.</p>

<p>Bingöl’de bir insana “baba” denmesi kolay değildir.</p>

<p>Bu ifade kimine güveni, kimine ulaşılabilir olmayı, kimine de “bizden biri” hissini taşır.</p>

<p>Bu nedenle bu yazı bir övgü metni ya da siyasi propaganda değil; Bingöl halkının bir siyasetçiyle kurduğu ilişkiyi anlamaya çalışan edebî ve insani bir portre olarak kaleme alınmıştır.</p>

<p>Bir siyasetçiyi gerçekten anlatabilmek için yalnızca sevenleri değil, eleştirenleri de duymak gerekir.</p>

<p>Hakikat, çoğu zaman bu iki sesin arasında durur.</p>

<p>Bugün Bingöl sokaklarında onun adı geçtiğinde kimi yaptığı hizmetleri anlatır, kimi eksik kalan tarafları söyler.</p>

<p>Bingöl'de hemen herkesin birleştiği ortak bir nokta vardır:</p>

<p>İnsanlarla kurduğu doğrudan temas…</p>

<p>Bir köy kahvesinde uzun uzun çay içmesi…</p>

<p>Bir cenazede en ön safta hüzünle beklemesi…</p>

<p>Yaşlı bir adam konuşurken gözlerini kaçırmadan dinlemesi…</p>

<p>Bingöl’ün “Feyzi Baba” ile kurduğu gerçek bağ belki de tam olarak buydu:</p>

<p>Aynı yağmur altında ıslanmak…</p>

<p>Aynı acıda hüzünlenmek…</p>

<p>Aynı sevinci paylaşmak…</p>

<p>Yıllar geçse de doğduğu toprağın merhametini yüreğinde taşımaya devam etmek…</p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/feyzi-baba/167/</link>
<pubDate>Sat, 23 May 2026 17:08:41 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Urartuların Gerisinde Bir Şehircilik Hikâyesi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Tarih bazen insanı utandırır.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Özellikle de geçmiş, bugünden daha medeni görünüyorsa…</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Yıl 2026.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sözde çağ atlamış bir ülkede yaşıyoruz. Her gün televizyonlarda “</span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">yerli ve milli teknoloji</span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">”, “</font></span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">akıllı şehir</span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">”, “</font></span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">geleceğin Türkiye’si</span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” nutukları dinliyoruz. Fakat Bingöl’de bazı yeni yerleşim alanlarında hâlâ </font></span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">foseptik çukuru</span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"> konuşuluyor.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Evet, bildiğiniz çukur.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Toprağı kaz, kapağı koy, dua et taşmasın.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Kıbrıs Mahallesi Taht Bölgesi…</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Esentepe…</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ova Park çevresi…</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bugünün değil, yarının yerleşim alanı diye pazarlanan bölgeler. Beton yükseliyor, lüks daire tabelaları asılıyor, “</span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">modern yaşam konsepti</span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” broşürleri dağıtılıyor ama iş kanalizasyona gelince medeniyet bir anda </font></span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Hitit öncesine </span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">düşüyor.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bakın, mesele yalnızca altyapı eksikliği değil.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu düpedüz zihinsel çöküştür.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü ilkel toplumların bile ilk yaptığı şeylerden biri atık sistemini çözmekti. Antik Roma’da kanalizasyon vardı. Urartular dağların içine su kanalı oyuyordu. Persler şehir planı yapıyordu. Selçuklu’da kervansarayın bile su tahliyesi düşünülüyordu.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Biz ne yapıyoruz?</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Yeni yerleşim alanına apartman dikip insanlara fosseptik çukuru bırakıyoruz.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İnsan gerçekten hayret ediyor.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Arkeologlar birkaç bin yıl sonra Bingöl kazısı yapsa muhtemelen şöyle diyecek:</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Burada garip bir topluluk yaşamış. Dışarıdan modern görünüyorlar ama altyapıları </font></span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Tunç Çağı </span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">seviyesinde.”</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İşin daha vahim tarafı şu:</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu artık “</span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">imkânsızlıktan</span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” olmuyor.</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü mesele para değil.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Mesele öncelik.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Belediyeler süslü ışıklara, dev tabelalara, gösterişli açılış törenlerine bütçe buluyor. Sosyal medyada drone görüntüsü çekmeye kaynak var. Ama konu kanalizasyon olunca herkes başını öbür tarafa çeviriyor.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü kanalizasyon görünmez.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Oy getirmez.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Fotoğrafı şık çıkmaz.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama gerçek belediyecilik tam da görünmeyen yerde başlar.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bir şehrin kalitesi makam odasının mobilyasıyla değil, yerin altındaki borularla ölçülür. Siz o boruları koymadan üstüne istediğiniz kadar beton dökün; o şehir değil, üstü sıvanmış ihmaldir.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bugün Esentepe’de, Ova Park çevresinde insanlar hâlâ fosseptik sistemiyle yaşamaya mahkûm ediliyorsa, burada yalnızca teknik değil ahlaki bir problem vardır. Çünkü çağdaş şehircilik, vatandaşa</span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold"> <font face="Times New Roman, Times, serif">“idare et” </font></span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">demek değildir.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Şimdi biri çıkıp diyecek ki:</span></span><br />
<b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Altyapı çalışmaları planlanıyor.”</font></span></span></span></b></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu ülkede planlanan şeylerin yarısı mezara kadar plan olarak kalıyor zaten.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Önce bina yapılıyor.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonra yol kazılıyor.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonra asfalt dökülüyor.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonra tekrar kazılıyor.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonra vatandaşın sabrı gömülüyor.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ve adına hizmet deniliyor.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">En acısı da ne biliyor musunuz?</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İnsanlar buna alışıyor.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Lağım kokusuna alışıyor.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Plansızlığa alışıyor.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Geçici çözümlerin kalıcı rezalete dönüşmesine alışıyor.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İşte bir şehrin gerçek çöküşü tam burada başlıyor.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü medeniyet yalnızca bina yapmak değildir.</span></span><br />
<span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Medeniyet, insanı çukurla yaşamaya mecbur bırakmamaktır.</span></span></p>

<p class="16"> </p>

<p class="16"><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Urartular bugün Bingöl’e gelse muhtemelen mühendislerini geri çağırırdı.</span></span></span></b><br />
<b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Biz üç bin yıl önce bunu aşmıştık” derlerdi.</font></span></span></span></b></p>

<ul>
	<li class="17"><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Fuat Sönmez</span></span></span></b><b> </b></li>
</ul>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/urartularin-gerisinde-bir-sehircilik-hikayesi/166/</link>
<pubDate>Sat, 23 May 2026 17:07:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Temaşa</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Seyahat etmeyi hep çok sevmişimdir; yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak, başka hayatların içine, hatıralarda kalacak olsa da karışmak…<br />
Evliya Çelebi’nin seyahat anlatısında şefaat dileğinden seyahat huzuruna kavuşması anlatılır ya… Bunu her duyduğumda yolun yalnızca bir güzergâh değil, bir çağrı olduğunu düşünürüm. Belki de bazı insanların kalbine yol sevgisi en başından yazılmıştır; neresi olursa olsun, içinde gizemli bir ses hep “git” der.<br />
Bir otobüs gördüm; üzeri balonlarla süslenmiş, kocaman harflerle “Yeni Bingöl” yazıyordu. Otobüsün süslenmiş hâlini görünce o yol çağrısını yeniden hissettim içimde. Farklı yerler görebilme umuduyla içim coşkuyla dolarken, aradan birkaç gün geçmeden yeniden yola revan olmak nasip oldu. Bu yolculuğu hep birlikte temaşa edelim istedim.<br />
Yolculuğumun istikameti, yeşilin ve mavinin birbirine karıştığı Karadeniz’e doğruydu. Zifiri karanlık bir gecede adımlarım beni sükûnetle otobüse götürdü. Bingöl’den Trabzon’a uzanan, yeni anılar doğuracak uzun bir yol… Henüz sabah güneşinin aydınlığına kavuşmamış gökyüzü, geceyle tan arasında sessizce bekliyordu.<br />
Erzurum’un hâlâ karlarla örtülü dağları karşılıyordu bizi. Yol boyunca beyaz gelinliğin sessizliği eşlik etti cam kenarından süzülen bakışlarıma. Sonra yavaş yavaş gün ağardı… Ufukta kızıllığa çalan, tabloyu andıran bir gökyüzü belirdi. Güneşi ardımızda bırakırken şehirler geçti yanımızdan; Erzincan, vadiler, dağlar ve uzun yollar… Nihayet, denizin kokusunu taşıyan rüzgârıyla Trabzon karşıladı bizi.<br />
Kahvaltı için ilk durağımız Zigana oldu. Camdan doğayı seyrettim; karşımızda gürül gürül akan bir dere, cıvıl cıvıl öten kuş sesleri… O serin Karadeniz sabahında, buğusu üstünde çayı yudumlarken insanın içi tarifsiz bir huzurla doluyor. Ardından Hamsiköy’de enfes bir sütlaç yedik. Yolun yorgunluğu, sıcak bir kaşığın samimiyetiyle dağılıyordu sanki.<br />
Bir sonraki durağımız, Trabzon’un en belirgin simgelerinden biri olan Sümela Manastırı oldu. Karadeniz’in muazzam doğasının içinde, sarp kayalıkların arasına kurulmuş bu yapı; tarih kokan taş duvarları ve mistik atmosferiyle büyüledi bizi. Manastıra doğru ilerlerken yol boyunca harika manzaralar eşlik etti bize: gürül gürül akan dereler, yemyeşil ağaçların arasından uzanan yollar ve sislerin ardına saklanmış koca dağlar…<br />
Manastıra ulaşmak için merdivenleri, basamakları incitmekten korkar gibi ağır ağır çıktım. Ara ara durup soluklandım; içime çektiğim temiz havanın ruhumu tazelediğini hissettim. Karadeniz denince aklımıza çay ve horon gelir. Yol üzerindeki çay fabrikalarında horon sesleri karşıladı bizi. Çayın soframıza gelene kadar geçtiği yolculuğu dinledik, taze demlenmiş çaylarımızı keyifle yudumladık. O an anladım ki Karadeniz, yalnızca doğasıyla değil, insanının sıcaklığıyla da insanın içine işliyor.<br />
Mavinin ve yeşilin dostluğuyla rotamızı Uzungöl’e çevirdik. İsviçre’yi andıran manzarasıyla karşıladı bizi Uzungöl. Bir tarafta gölün dingin mavisi, diğer tarafta onu çevreleyen yemyeşil dağlar… Sanki tabiat bütün renklerini burada toplamış gibiydi. Göle baktıkça insanın içindeki bütün fırtınalar diniyor. Rüzgârın serinliği hafifçe yüzüme dokunurken uzun uzun seyrettim manzarayı. Uzungöl’ün güzelliği anlatılmaz; hissedilir. İnsan ruhunda derin bir iz bırakır.<br />
İkinci gün rotamızda Rize vardı. Nereden başlamalı bilmiyorum… Coşkuyla akan Gelin Tülü Şelalesi mi, yoksa sislerin arasına saklanmış Ayder Yaylası’nın dumanlı dağları mı? Karadeniz’in her köşesi ayrı bir kartpostal gibiydi. Bir yanda bulutların arasından görünen yemyeşil tepeler, diğer yanda coşkuyla akan çaylar…<br />
İşte Sevdaluk Köprüsü… Üzerinden geçerken insanın içini tarifsiz bir heyecan kaplıyor. Ahşabın kokusu, suyun sesi, dağların zirvelerinden süzülen sis… Karadeniz’de doğa yalnızca görülen değil; yaşanılan, insanın içine işleyen bir his sanki. Her durakta biraz daha hayran kaldım, her manzarada biraz daha sustum. Çünkü bazı güzelliklerin karşısında kelimeler kifayetsiz kalıyor.<br />
Güzelliği fark etmekle güzelliği hissetmek arasında ince bir çizgi vardır. Ben de bu yolculukta o ince çizgide, bir akşam serinliği gibi yürüdüm.<br />
Yıllar önce Recâizâde Mahmut Ekrem’den okuduğum bir alıntı kalmıştı aklımda; bu yolculuğu onunla noktalamak isterim:<br />
“Bir Kitâbullah-ı âzâmdır serâser kâinat,<br />
Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar.”<img alt="" src="https://www.capakcurgazetesi.com.tr/images/files/2026/05/6a0ebfa43b5cf.jpeg" style="width: 900px; height: 1600px;" /></p>
]]></content:encoded>
<author> Esna Işık</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/esna-isik/temasa/165/</link>
<pubDate>Thu, 21 May 2026 11:15:18 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YATAĞINI ARAYAN NEHİR: BİR MEDENİYET MUHASEBESİ</title>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">​Asırlardır delice çağlıyoruz; derelerden ırmaklara, oradan denizlere akıyoruz ama bir türlü <b>kendimize akamadık.</b> İnsanlığı kurtarmak adına savaştık; can verdik, can aldık. Ancak günün sonunda bir papatya misali "seviyor-sevmiyor" falına kurban edildik. Asırlar boyu yıkımlar yaşadık, harabelere mahkûm edildik ama yine de aklımızı başımıza devşirmedik. Kırk defa aynı delikten ısırıldık; kırk birincisinde yine aynı deliğe canımızı siper ettik. Bencil duygularla kendimizi dünyaya ispatlamaya çalışırken, benliğimizi kaybetme noktasına geldik.</p>

<p dir="ltr">​Gül mevsiminde çiçeklerimizi, başkalarının koklamasına terk eyledik. Yıllarca kendi varlığımızı yegâne değer gördük, vitrinlerimizin süsüne methiyeler düzdük. Ne zaman ki o vitrinler kırıldı, işte o zaman süslerin bizi aldattığını fark ettik. Ama iş işten geçmişti. Kendimize dönüş yolunu bulamadık; hep geride bıraktıklarımıza bakakaldık. Gayemizden saptık ama yine de "Hey gidi günler!" demekle yetindik. Eksikliğimizi sorgulayacak bir kardeşimizin eleştirisini "haksızlık" addedip kulak tıkadık. Bir zamanlar bilime yön verene; ağza alınmayacak kadar gaddarca, galiz sözler sarf ettik. Ne yokuş çıkabildik ne aşağı inebildik; hep "yol yorgunu" olduk ama hiç dinlenmedik. Boş yorgunluklarla, bize emanet edilen hayatımızı heba ettik; gülü, papatyaya kurban eyledik.</p>

<p dir="ltr">​Peki, nerede hata yaptık?</p>

<p dir="ltr">​<i>"İlim Müslüman’ın yitik malıdır, nerede bulursa alsın"</i> ya da <i>"İlim Çin’de de olsa gidip alın"</i> diyen bir Resul’ün ümmeti; ilmin ya gerisinde ya berisinde ya da çok ötesinde yer aldı. Hatta ilim yolunda olanları hakir görmeye kadar ileri gitti. Medeniyet tasavvurumuz yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında bile kimsede bir karşı koyma refleksi oluşmadı. Çünkü gerçek anlamda bir medeniyet inşa etme derdimiz olmadı. Bu dert olmayınca da kim ne yaparsa yapsın "nemelazımcı" bir tayfa haline geldik.</p>

<p dir="ltr">​Bugün bin beş yüz yıllık İslam medeniyetine dönüp baktığımızda acı bir tabloyla karşılaşıyoruz: Birinin inşa ettiğini, kendisinden sonra gelen halefi yıkmış. Varsa bir başarı, o da yalnızca bireysel çabaların ürünüdür. Devletlerin kurumsallaştırmaya çalıştıkları ise bir sonraki dönemde itikadi veya ahlaki gerekçelerle buruşturulup tarihin çöp sepetine yollanmıştır.</p>

<p dir="ltr">​Geçmişin tozlu sayfaları; acı, hüzün ve kederle yoğrulmuş bir tarih anlatıyor bize. İslam adına şehit edilen sahabeler, peygamber evlatları... Kendi hükümranlığı adına kurulan sultanlıklar... Kişisel hırslar ve makamlar uğruna kardeş izzetinin ayaklar altına alınması... Taht uğruna uykusunda gafilce katledilen kardeşlere verilen fetvalar...</p>

<p dir="ltr">​Sonuç mu? Çin Seddi’nden Viyana kapılarına, Afrika’dan Hint Denizi’ne kadar at koşturan bir ecdadın evlatları; bugün bir vize kuyruğunda telef olup gidiyor. O büyük meydanlarda artık eserimiz değil, sadece ismimiz kalmış.</p>

<p dir="ltr">​Artık anlamalıyız: Medeniyet inşası yolunda toprak olmak, taş olmak, tasarımcı olmak... Ne olunursa olunsun; yeter ki artık "engel olan" değil, "yol açan" olalım. Çünkü bu nehir, artık kendi yatağını bulmak zorunda.</p>

<p dir="ltr">https://yukseldargin.blogspot.com/2026/05/yatagini-arayan-nehir-bir-medeniyet.html</p>
]]></content:encoded>
<author>Yüksel Darğın</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/yuksel-dargin/yatagini-arayan-nehir-bir-medeniyet-muhasebesi/164/</link>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 22:59:20 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bazı İlanlarda Tek Eksik Şey İsim Soyisim</title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Üniversite ilanını gördüm geçenlerde.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İlanda diyordu ki:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Doktora mezunu olmak ve Kurumsal İletişim Uzmanlığı Sertifikasına sahip olmak.”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İnsan ister istemez düşünüyor…</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Madem mesele kurumsal iletişim, neden iletişim fakültesi mezunu olmak şart değil?</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Madem mesele uzmanlık, neden yıllarını bu alana vermiş olmak yetmiyor?</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Madem doktora yapmış adama güvenmiyorsun, bir sertifika neyi ispat ediyor?</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu ülkede bazen dört yıl lisans, iki yıl yüksek lisans, dört yıl doktora yetmiyor…</span></span><br />
<b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Ama üç günlük sertifika programı hayat kurtarıyor.</span></span></span></b></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Akademi dediğin yer uzmanlık üretir.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bizde bazen uzmanlığın üstüne “</span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">uzmanlık sertifikası</span></span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” istiyorlar.</font></span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Yakında cerrah ilanına:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“</font></span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Ameliyat yapabilmek için ayrıca Neşter Tutma Sertifikası aranacaktır</span></span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” yazarlarsa şaşırmam.</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">En tuhafı da şu…</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İlanı okuyunca insan “üniversite personel alıyor” diye düşünmüyor.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Daha çok biri önceden seçilmiş de ona uygun cümle aranmış gibi duruyor.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü normalde ilan şöyle olur:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Şu bölüm mezunu olmak gerekir.”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bizdeyse bazen şöyle:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Şu tarihte şu eğitime katılmış, şu belgeyi almış, mümkünse kahveyi orta şekerli içen adaylar tercih sebebidir.”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonra dönüp “</span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">liyakat</span></span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” deniyor.</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Oysa liyakat dediğin şey insanın yıllarca okuduğu bölümde, yaptığı akademik çalışmada, yazdığı tezde aranır.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Yoksa sertifika dosyasındaki renkli PDF’de değil.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Memlekette artık bazı ilanlar bilimsel metin gibi değil, kişiye özel dikilmiş takım elbise gibi duruyor.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Kollar tam ölçü.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Omuz tam oturmuş.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bir tek isim etiketi eksik.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ve herkes ne olduğunu anlıyor aslında.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sadece kimse yüksek sesle söylemiyor.</span></span></p>

<p class="16"> </p>

<p class="16"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü bu ülkede bazen akademik yeterlilikten çok,</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“</font></span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">İlanın içine sığabilecek kadar özel olmak</span></span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” gerekiyor.</font></span></span></p>

<ul>
	<li class="17"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">Fuat Sönmez </span></span></span></b></li>
</ul>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/bazi-ilanlarda-tek-eksik-sey-isim-soyisim/163/</link>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 16:28:05 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ARKA SOKAK: GÖRÜNMEYEN EMEK</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı, 2025 Gazetecilik Başarı Ödülleri’nde emekleriyle öne çıkan gazeteciler Eylem Özen ve Hasret Dayanır’a ithaf edilmiştir.</p>

<p>Sokak lambalarının solgun ışığı çekilirken meskûn mahallin sakinleri henüz konuşmaya başlamamıştı.</p>

<p>Bekleyen bir haber vardı.</p>

<p>Bir kaldırım taşında henüz kurulmamış bir cümle duruyordu…</p>

<p>Gazetecilik burada masa başı işi değildi.<br />
Ayakkabıya sinen tozdu.</p>

<p>Köy yolunda çekilen bir fotoğrafın tıkanan nefesiydi.</p>

<p>Yedi ilçeden merkeze uzanan gerçekleri kelimeye dönüştürme çabasıydı.</p>

<p>Günün ortasında verilen mola dinlenmek sayılmadı.</p>

<p>Gazeteci biraz durdu; duyduklarını, gördüklerini, içine çöken ağırlığı anlamaya çalıştı.</p>

<p>Her haber, gazetecinin omzunda taşınan başka hayatların ağır yüküydü.</p>

<p>Anlatılan acılar, yarım kalan cümleler, söylenemeyen korkular…</p>

<p>Hepsi yazanın benliğinde silinmez, sürreal bir anı olarak kaldı.</p>

<p>Gazeteciydi o; çoğu zaman görünmedi.</p>

<p>Kalabalık içinde adı anılan değildi.</p>

<p>Fotoğraflarda yer almadı belki ama reelin tam ortasında durandı.</p>

<p>Bir anne konuştu, gözleri haber oldu.</p>

<p>Bir işçi sustu; suskunluğundaki ezilmişlik manşete dönüştü.</p>

<p>Bir çocuk güldü, umuda başlık attı.</p>

<p>Çapakçur’un haberleri böyle duyuldu.</p>

<p>Arşivlerin tozlanan raflarından değil, insanların hüzünlü bakışlarından alındı.</p>

<p>Ödül törenlerinde alkışlar duyuldu.</p>

<p>Fakat kimse gece yarısı çekilen fotoğrafın soğuğunu bilmedi.</p>

<p>Kapısı çalınan evlerdeki mahcubiyeti, telefondaki ürkek sesi, gerçeği yazmanın çoğu zaman yalnız kalmak demek olduğunu anlamadı.</p>

<p>Ödül vitrine konuldu.</p>

<p>Emek yine arka sokakta kaldı.</p>

<p>Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti ile Doğu Anadolu Gazeteciler Federasyonu’nun düzenlediği 2025 Gazetecilik Başarı Ödülleri açıklandığında aklıma tam da bu geldi.</p>

<p>Çünkü ödül yalnızca başarıyı değil, cesareti de anlattı.</p>

<p>Bingöl Kent Haber Gazetesi’nin iki ayrı ödül alması tesadüf değildi.</p>

<p>Eylem Özen’in “Bingöl’de Uyuşturucu Meşrulaştırılıyor mu?” sorusu toplumda dalga dalga yankılandı.</p>

<p>Rahatsız olanlar oldu; demek ki soru yerini bulmuştu.</p>

<p>Gazetecilik sadece haber vermek değil, gerçeği dile getirecek soruyu sormaktı.</p>

<p>Hasret Dayanır’ın “Bingöl’e Verilecek İçme Suyuna Lağım Suyu Karışıyor!” haberi başka bir gerçeği gösterdi.</p>

<p>Gazeteciydi; anlatmadı, aynayı tuttu.</p>

<p>O aynaya bakmak cesaret istedi.</p>

<p>Görmek istemeyen çok oldu fakat gerçek yine oradaydı.</p>

<p>Elinde kalemi o haberleri yazarken pazarlık yapmadı.</p>

<p>Sevilmek için yazmadı.</p>

<p>Unutulmamak adına yazdı.</p>

<p>Biliyordu ki unutulan haberler önce şehirleri tüketir, sonra kaybolup giderdi. </p>

<p>Bingöl sokaklarında yürüyen her muhabir aslında zamana not düştü.</p>

<p>Bugünün haberi yarının hafızasına dönüştü.</p>

<p>Yıllar sonra bir fotoğraf karesi, bir cümle, bir manşet toplumun vicdanı diye anıldı.</p>

<p>Akşam oldu.</p>

<p>Çay soğudu.</p>

<p>Defter kapanmış sanıldı.</p>

<p>Gazeteciydi o; yeniden yola koyuldu.<img alt="" src="https://www.capakcurgazetesi.com.tr/images/files/2026/05/6a0a2238cc9dc.jpeg" style="width: 1198px; height: 1600px;" /></p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/arka-sokak-gorunmeyen-emek/162/</link>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 23:14:51 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bingöl'e Yakışan Gerilim Değil Kardeşliktir </title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bingöl’de DEM Parti tarafından düzenlenen barış yürüyüşünün ardından kent meydanında yapılan basın açıklaması sırasında bazı şehit yakınlarının Türk bayrağı açıp slogan atması tartışılıyor Kimileri bunu duygusal bir refleks olarak değerlendirirken, kimileri ise açık bir provokasyon olarak görüyor.</p>

<p>Biz de bu noktada şu soruyu sormak istiyoruz</p>

<p>Eğer aynı ortamda bu kez şehit yakınlarının yaptığı bir basın açıklaması sırasında DEM Partili bir grup tarafından farklı semboller açılıp sloganlar atılsaydı bugün provokasyon değildir diyenler yine aynı cümleleri kurabilecek miydi?</p>

<p>Meselelere sadece kendi penceremizden bakarsak adaleti kaybederiz.<br />
Adalet ise herkese aynı ölçüyle yaklaşabilmektir.</p>

<p>Hiç kimse acısını yarıştırmamalı.<br />
Şehit ailelerinin hassasiyeti de değerlidir toplumun barış ve kardeşlik talebi de değerlidir.<br />
Ancak hangi görüşten olursa olsun, insanların yaptığı açıklamaları gölgelemeye yönelik her davranış toplumda yeni gerilimler üretir.</p>

<p>Bugün Türkiye’nin en fazla ihtiyaç duyduğu şey birbirini suçlayan kalabalıklar değil, birbirini anlayabilen insanlardır.</p>

<p>Yıllarca bu topluma<br />
Türk-Kürt, sağcı-solcu, Alevi-Sünni diyerek ayrım tohumları ekildi.<br />
Kardeşliği zedeleyen her söylemden, her kışkırtmadan artık uzak durmak gerekiyor.</p>

<p>Çünkü bizler her şeyden önce insanız.<br />
İnsanı özel kılan dili, ırkı, siyasi görüşü değil, vicdanı ve ahlakıdır.<br />
İnancımızın bize öğrettiği en büyük hakikat de budur İslam’ın adaleti bir başkasının hakkına, hukukuna, onuruna riayet etmeyi emreder.</p>

<p>Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey öfkeyi büyütmek değil, ortak vicdanı büyütmektir.</p>

<p>Bu süreçte olası gerilimlerin büyümesini engelleyen, sağduyulu tutumuyla görevini hakkıyla yerine getiren emniyet teşkilatımıza da ayrıca teşekkür etmek gerekir.<br />
Özellikle Bingöl İl Emniyet Müdürümüz nezdinde, sahada görev yapan tüm emniyet mensuplarımıza teşekkür ediyoruz.</p>

<p>Çünkü bazen bir şehrin huzuru bir kişinin bağırmasından değil görevini vakar ve sabırla yapan insanların varlığından korunur.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/bingol-e-yakisan-gerilim-degil-kardesliktir/161/</link>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 13:16:26 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Merhamet Toprağa Atılan Bir Tohumdur</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kiğı’nın güneşi başka doğardı</p>

<p>Seyit Kasım'ın zirvesine çöken sis ağır ağır dağılır, güneş toprağa, ferdasında insanın yüreğine işlerdi. </p>

<p>Kerek Deresi'nin serin nefesi vadiden süzülür; esinti kekik kokusunu alıp Eski Çarşı'nın tarihine yoldaş olurdu. </p>

<p>O saatlerde Kiğı henüz uyanmamış, tabiat gerçeğini anlatmaya yüz tutmuştu. </p>

<p>Yıllar önceydi.</p>

<p>Kiğı Eski Çarşısı'nın yukarısında, eski taş yapılı kahvenin önünde herkesin bildiği bir köpek yaşardı. </p>

<p>Kimse ona sahip çıkmamıştı; herkes biraz sahibiydi. </p>

<p>Esnaf artan ekmeğini bırakır, çocuklar başını okşar, yaşlılar yanından geçerken selâm verir gibi bakardı.</p>

<p>İsmi yoktu, kendisi varlığıyla ordaydı.</p>

<p>Bir kış mevsiminin gün doğumu vaktiydi, gece boyunca kar, tipi dinmedi.</p>

<p>Beyaz örtü yolları kapatmış, dilleri yumuşatmıştı. </p>

<p>Taş duvarlı kahvenin önüne gelenler onu hareketsiz buldu. </p>

<p>Soğuk, küçük bedenini usulca uykuya yatırmıştı.</p>

<p>Kimse yüksek sesle konuşmadı.</p>

<p>Çay bardaklarının buharı havaya karışırken, bir adam eğildi; üzerindeki eski paltoyu çıkarıp köpeğin üzerine örttü. </p>

<p>O an kimse emir vermedi, kimse karar almadı.</p>

<p>Görünmeyen bir anlaşma vardı sanki. </p>

<p>Kürek getirildi. </p>

<p>Kar eşelendi.</p>

<p>Toprağın donmuş yüzü sabırla açıldı.</p>

<p>Bir dost uğurlanıyor gibiydi. </p>

<p>Toprağa bırakılırken tipide takatini yitirmişti. </p>

<p>Uzaktan derenin akan suyunun sesi duyuldu.</p>

<p>Bir yaşlı adamın, dudaklarının arasından belli belirsiz bir dua semaya savruldu. </p>

<p>Orada bulunanların yüzünde aynı düşüncenin, duygunun ifadesi vardı:</p>

<p>"İnsan, merhamet ettiğinde kendini bulandı."</p>

<p>O gün kimse bunu tartışmadı.</p>

<p>Kimse “değer miydi?” diye sormadı.</p>

<p>Soruların yanıtları akılla değil, yürekle karşılanıyordu. </p>

<p>Kiğı’da hayat böyleydi. </p>

<p>Kocamış tepeler, kendisine ait olanı ayırmıyordu.</p>

<p>Akan dereler susayana kimiliğini sormuyordu. </p>

<p>Toprak, üzerine atılan tohumunu reddetmiyordu. </p>

<p>Tabiatın vazgeçilmez diliydi. </p>

<p>Varlığın kıymeti büyüklüğüyle değil, hissedilen bağlarıyla ölçülüyordu. </p>

<p>Kentlerde ise gözler birbirinden kaçıyor. </p>

<p>Kalabalık büyüyor, ruhlar daralıyordu. </p>

<p>İnsan yaşamın hızlı akışının içinde hissetmeyi unutuyordu. </p>

<p>Kiğı'da, bir canın ardından eğilen başlar bize başka bir hakikati ifade ediyordu: </p>

<p>Şefkat, gösterildiği yerden çok, insana ait doğduğu kalplerde mana buluyordu. </p>

<p>Mesele hiçbir zaman nebatattan bir canlı değildi.</p>

<p>Mesele, insanın içindeki duyarsızlığı gömüp yerine yumuşak bir yer açabilmesiydi.</p>

<p>Kiğı’nın o karlı, tipiden günü hâlâ benliğimde durur. </p>

<p>Kar eridi, mevsimler değişti, insanlar dağıldı.</p>

<p>O küçük köpeğin mezarının üstünde açan ilk yabani çiçek, sessiz bir ders bıraktı geriye:</p>

<p>"Merhamet toprağa atılan bir tohum gibidir".</p>

<p>Gören gözleri azaltır, hisseden kalpleri çoğaltırdı.</p>

<p>İnsansoyu nebatattan bir canlıya gösterdiği merhamet ile  yeniden insan olurdu.</p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/merhamet-topraga-atilan-bir-tohumdur/160/</link>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 18:04:44 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GÜVENİN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde güven, adını sıkça andığımız fakat varlığını nadiren hissedebildiğimiz bir kavrama dönüştü. </p>

<p>Eskiden birinin gözlerine bakarak içimizi açabilirken, bugün kelimelerimizi ölçüp biçerek konuşuyoruz. </p>

<p>Çünkü anlatılanların anlaşılmaktan çok yargılanacağı, sır olarak kalmaktan ziyade dolaşıma gireceği endişesi taşıyoruz.</p>

<p>Güven, hız çağında yavaş kalan bir duyguya dönüştü; sabır ister, emek ister; ancak zamanın ruhu bunlara pek alan tanımıyor.</p>

<p>İnsanlar artık anlamak için değil, cevap vermek için dinliyor. </p>

<p>Herkesin bir görüşü var ama kimsenin gerçekten ayıracak vakti yok. </p>

<p>Sosyal medya çağında her şey görünür, her şey paylaşılabilir hâle geldikçe mahremiyet de güven de aşınmaya başladı.</p>

<p> İçimizi döktüğümüzde bunun bir gün “malzeme”ye dönüşmeyeceğinin garantisi yok.</p>

<p>Belki de bu yüzden konuşmak yerine susmayı daha emniyetli buluyoruz. </p>

<p>Suskunluk, modern insanın kendini koruma güdüsü hâline geldi.</p>

<p>Bu durum, eski bir Nasrettin Hoca fıkrasını hatırlatır. </p>

<p>Hoca’ya biri gelip bir sırrını anlatır ve “Aman Hoca’m, kimseye söyleme.” der.</p>

<p>Hoca da ciddi bir ifadeyle, “Ben kimseye söylemem; ama senin söylediğin kişi de benim gibi söylemezse, bu sır köyde çok yaşayamaz.”<br />
diye karşılık verir. </p>

<p>İnsanlar güler ama verilen mesaj açıktır: </p>

<p>Güven yalnızca sırrı tutmak değil, emaneti taşıyabilecek bir karakter meselesidir.</p>

<p>Oysa insan, anlaşılmadan iyileşemez. </p>

<p>Güven olmadan yakınlık kurulamaz; yakınlık olmadan da gerçek bağlar oluşmaz. </p>

<p>Bugün içimizi kimseye açamayışımız, güçlü oluşumuzdan değil; incinmekten yorulmuş olmamızdandır. </p>

<p>Belki de yeniden güvenmeyi öğrenmek için başkalarından önce güvenilir olmayı hatırlamamız gerekir. </p>

<p>Çünkü güven, talep edilerek değil; davranışla, zamanla ve sessiz bir sadakatle inşa edilir.</p>

<p>Vesselâm…</p>
]]></content:encoded>
<author> Esna Işık</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/esna-isik/guvenin-sessiz-cokusu/159/</link>
<pubDate>Tue, 12 May 2026 15:50:27 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>UNUTULMUŞUN TAŞIYICISI: KENGER / DEVEDİKENİ</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>-Bu yazım, Gülistan Doku olayından esinlenilerek parafraz edilmiştir.-</p>

<p>Bir vadi kadar sessizdi o kavganın ardından geçen yıllar.</p>

<p>Her sözde, her bakışta, her yalnızlık anının karanlık köşeşinde bir hatıra gizliydi.</p>

<p>İki insanın yolu, anlamsız sebeplerle öfkede buluşmuştu.</p>

<p>Sevgi unutulmuş, barışın dili paslanmıştı.</p>

<p>Konuşmak erdemken, öfke sözün önüne duvar örmüştü.</p>

<p>Bir gün, meskûn mahalden uzak bir vadide, öfkenin hedefi olan adam geri çekilip yalvardı:</p>

<p>— Aman, bana zarar verme…</p>

<p>Öfkesine yenilen diğeri alaycı bir sesle karşılık verdi:</p>

<p>— Burada bizi kim görecek? Şahit nerede?</p>

<p>Çaresiz adam, yerdeki kuru kengeri gösterdi:</p>

<p>— Bu kenger şahidim olsun.</p>

<p>Sonrası karanlıktı; soğuk, taş kadar ağırdı.</p>

<p>Yıllar geçti.</p>

<p>Zaman, yaşananları örtmeye çalıştı.</p>

<p>Bir akşam, keskin bir rüzgâr bacadan içeri doldu.</p>

<p>Bacanın tepesinden kuru bir kenger/devedikeni, ocağın sönmeye yüz tutmuş ateşine düştü.</p>

<p>Adamın yüzünde titrek bir tebessüm belirdi.</p>

<p>Kırk yıllık hayat arkadaşı, zevcesi sordu:</p>

<p>— Neden gülüyorsun?</p>

<p>Adam sustu, sonra ağır ağır konuştu:</p>

<p>“Yıllar önce bir kengerle konuşmuştum.</p>

<p>Şahit olacağını söylemişti.</p>

<p>Bugün ateşe düştü… Şahidim geldi.”</p>

<p>Evde sessizlik büyüdü.</p>

<p>O sessizlikte vicdan dile geldi.</p>

<p>Adamın zevcesi jandarmaya gitti.</p>

<p>Sorular soruldu, izler takip edildi, hakikat gün yüzüne çıktı.</p>

<p>Bir kengerin tanıklığı, öfkenin gölgesine saklanan gerçeği ortaya çıkardı.</p>

<p>Kenger, bozkırın çetin bitkisidir.</p>

<p>Kurur, savrulur, diken olur; fakat gördüğünü unutmaz.</p>

<p>İnsan ise öfkeye teslim olduğunda benliğinden uzaklaşır.</p>

<p>Oysa söz sevgiyle kurulduğunda barış filizlenir.</p>

<p>Toprak duyduğunu saklar.</p>

<p>Zaman susar, unutmaz.</p>

<p>Hakikat gecikir, yolunu şaşırmaz.</p>

<p>Bir gün küçücük bir kenger düşer ateşe, külün içinden gerçek konuşur.</p>

<p>Öfke diner.</p>

<p>Yıllar geçer.</p>

<p>Vicdan uyanır.</p>

<p>Adalet, adaletlinin elinden; en sessiz tanığın dilinden bile olsa, er ya da geç yerini bulur.</p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/unutulmusun-tasiyicisi-kenger-devedikeni/158/</link>
<pubDate>Mon, 11 May 2026 16:43:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Tamamen Hayal Ürünüdür</title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Nihat Abi belediyede 32 yıldır çalışıyordu.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Öyle böyle değil…</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Adam belediyenin demirbaşıydı.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Park yaptı, ihale yaptı, asfalt yaptı, asfaltı tekrar bozup tekrar ihale yaptı…</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Belediyede herkes onu severdi.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü Nihat Abi sistemi biliyordu.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Hangi dosya kaybolur, hangi evrak “sehven” yanar, hangi müteahhit hangi çay ocağında bekler… hepsini ezbere bilirdi.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Artık emeklilik zamanı gelmişti.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Masasına küçük bir pasta koydular.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Üstünde:</span></span></p>

<p class="16"> </p>

<p class="16"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“İyi ki geldin, keşke hiç gitmeseydin.”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">yazıyordu.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Tam pasta kesilecekken muhasebeden biri telaşla içeri girdi:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Başkanım kötü haber…”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Başkan:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Ne oldu?”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Nihat Abi’nin emekli ikramiyesi çok yüksek çıkıyor.”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">O an odadaki bütün suç ortaklarının içine bir hukuk devleti doğdu.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Başkan bir anda ceketini ilikledi:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Arkadaşlar… Kamu malı kutsaldır.”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Az önce belediyenin kepçesini yazlığa gönderen adam gitmiş, yerine anayasa profesörü gelmişti.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bir gecede belediyede inanılmaz bir değişim başladı.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">32 yıllık bütün yolsuzluk dosyaları açıldı.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Normalde kaybolan evraklar bu kez kendi ayaklarıyla savcılığa gidiyordu sanki.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Fen İşleri Müdürü:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Başkanım şu sahte ihale dosyasını nereye koyayım?”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Başkan:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Şeffaflık klasörüne.”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sabah olunca topluca adliyeye gittiler.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Hepsi takım elbiseli.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sanki yolsuzluk değil de yatırım teşvik toplantısına gidiyorlar.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Savcı şaşkın:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Yani bütün bunları Nihat Bey tek başına mı yaptı?”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Başkan üzgün şekilde başını eğdi:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Biz onu fazla mesaiye kalıyor sanıyorduk savcım…”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Savcı dosyaya baktı:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Burada 480 milyonluk usulsüzlük var.”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Başkan gözlerini kapattı:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Demek ki içimize kadar sızmış…”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">O sırada Basın Müdürlüğü açıklama hazırlıyordu:</span></span></p>

<p class="16"> </p>

<p class="16"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Belediyemiz yolsuzlukla mücadelede kararlıdır.”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Altına da Nihat Abi’nin fotoğrafını koymuşlardı.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Adamı Photoshop’la hafif karartmışlar, sanki Netflix suç belgeseli.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu sırada Nihat Abi çoktan yurtdışına kaçmıştı.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Balkanlarda küçük bir kafede televizyon izliyordu.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Haberde başkan konuşuyordu:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Kim olursa olsun hesabını verir!”</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Nihat Abi kahvesinden yudum aldı:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">— “Ulan dün birlikte villa bakıyorduk…” dedi.</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Tam o sırada telefonuna mesaj geldi:</span></span></p>

<p class="17"> </p>

<p class="17"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Abi hakkını helal et.</font></span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sistem böyle.”</span></span></p>

<p style="text-indent:-4,9000pt"><span style="color:#000000;"><em><strong><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu yazıda yer alan tüm şahıslar, kurumlar ve olaylar yazarın hayal dünyasının birer yansımasıdır; gerçek dünyadaki hiçbir kişi veya kuruluşla bağları bulunmamaktadır.</span></span></span></strong></em></span></p>

<p class="17"> </p>

<ul>
	<li class="18"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">Fuat Sönmez </span></span></span></b></li>
</ul>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/tamamen-hayal-urunudur/157/</link>
<pubDate>Mon, 11 May 2026 16:41:27 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Çocuğun Umudu, Bir Şehrin Vicdanı</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>09.05.2026 tarihinde ilimizin tek SMA hastası evladı Efrayim bebeğimiz için düzenlenen yardım gecesinin asıl amacı neydi, peki amacına ulaşıldı mı?</p>

<p>Bu gecenin asıl amacı özelde SMA hastası Efrayim bebeğimize, genelde ise tüm SMA hastası çocuklarımıza umut olabilmekti. Aynı zamanda Türkiye’ye örnek olacak bir birlik ve dayanışma tablosu ortaya koyabilmekti.</p>

<p>Çünkü bugün ülkemizde çok az şehir, bir çocuğun yaşam mücadelesi için Bingöl kadar tek yürek olabilmiştir.<br />
Mülki amirleriyle, kurum amirleriyle, milletvekilleriyle, belediyesiyle, STK’larıyla, siyasi partileriyle, basınıyla ve vicdan sahibi insanlarıyla bir araya gelen bu tablo, aslında sadece bir yardım gecesi değil insanlığın, vicdanın ve kardeşliğin ortaya koyduğu güçlü bir mesajdı.</p>

<p>Kampanya Yürütme Kurulu olarak günlerce sokak sokak, kapı kapı dolaşıldı. Davetiyeler dağıtıldı. Belediyemiz gerek resmi hesaplarından gerek Sayın Belediye Başkanımızın şahsi sosyal medya hesaplarından çağrılar yaptı. Valiliğimiz aynı şekilde destek verdi, Sayın Valimiz bizzat kendi hesaplarından duyurular gerçekleştirdi. Basınımız günlerce bu çağrıyı manşetlerine taşıdı.</p>

<p>Çünkü amaç Bingöl’e yakışır, Türkiye’de örnek gösterilecek bir program gerçekleştirmekti.<br />
Amaç kendi evladımıza sahip çıkarken, ülkemizdeki tüm SMA hastası çocuklara da umut olabilmekti.</p>

<p>Ve evet…<br />
Bu gece, birlik ve beraberlik açısından amacına büyük ölçüde ulaşmıştır.</p>

<p>Farklı düşüncelerin, farklı siyasi görüşlerin, farklı renklerin bir çocuğun yaşamı için aynı masada buluşması başlı başına tarihi bir duruştur.<br />
Çünkü inancımız bize şunu emretmektedir</p>

<p>Kim bir insanın hayatını kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.</p>

<p>Ancak eksik kalan taraflar da olmuştur.</p>

<p>Ne yazık ki geceye katılım göstermeyen  esnaflarımız, konuya duyarsız kalan bazı vatandaşlarımız, beklenen desteği vermeyen bazı STK’larımız ve kendilerinden büyük katkılar beklenen bazı iş insanlarımız birçok SMA hastası çocuğa umut olabilecek böylesine anlamlı bir geceye gölge düşürmüştür.</p>

<p>Biz onları kendi vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz.</p>

<p>Her şeye rağmen o gece orada bulunan, ve gönlü orada olan  maddi manevi destek veren, bir mesaj paylaşarak dahi katkı sunan herkese gönülden teşekkür ediyoruz.</p>

<p>Özellikle programın ilk gününden itibaren yapılan tüm istişarelerde yer alan, maddi manevi desteğini hiçbir zaman esirgemeyen ve Efrayim bebeğimizin gönüllü abisi olan Bingöl Milletvekilimiz Sayın Zeki Korkutata’ya<br />
geceye unutulmayacak destekler sunan tarihe iz bırakan Sayın Valimize <br />
baba lakabını hakkıyla taşıyan Sayın Milletvekilimiz Feyzi Berdibek’e<br />
çocuğumuzun gönüllü abisi olan Sayın Belediye Başkanımız Erdal Arıkan’a<br />
mazereti nedeniyle geceye katılamasa da destekleriyle yanımızda olan Sayın Milletvekilimiz Ömer Faruk Hülakü’ye<br />
katkılarıyla örnek olan İl Milli Eğitim Müdürümüze <br />
her daim çocuğumuzun yanında duran kıymetli Bingöl basınına<br />
Sayıları azda olsa taktire şayan destek veren iş insanlarımıza<br />
İl Emniyet Müdürlüğümüze, Jandarma Komutanlığımıza<br />
Kiğı Kaymakamlığımıza, Kiğı ve Adaklı belediyelerimize<br />
Esnaf ve Sanatkarlar odamıza <br />
katılım sağlayan STK’larımıza Muhtarlar derneğimize tüm muhtarlar derneğimize il genel meclis encümenlerimize <br />
AK Parti, HÜDA PAR, Yeniden Refah Partisi, MHP, DEVA Partisi, DEM Parti, Huzur Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi il Başkanlarımıza ve temsilcilerimize<br />
ve bugüne kadar maddi manevi katkı sunan herkese teşekkür ediyoruz.</p>

<p>Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin.<br />
Bizleri haktan, hakikatten ve doğru yoldan ayırmasın.<br />
Mazlumun yanında duran, bir çocuğun duasına ortak olan kullarından eylesin inşallah.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/bir-cocugun-umudu-bir-sehrin-vicdani/156/</link>
<pubDate>Mon, 11 May 2026 16:28:51 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR ÇAY PARASINA SAKLI UMUT: EFRAYİM</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Efrayim için Bingöl ayağa kalk!</p>

<p>Bugün bu satırları bir yazı yazmak için değil, bir nefese ses olmak için karalıyorum.</p>

<p>Bingöl’ün yüreğinin, bir annenin duasıyla nasıl attığını biliyorum.</p>

<p>İnsansoyunun gerçek sınavının büyük sözler de değil, masum bir bebeğin gözlerinde verildiğine inanıyorum.</p>

<p>O gün bugün, Bingöl.</p>

<p>Bugün vicdanımın sesini Efrayim’in nefesinde duyduğum gün.</p>

<p>Bir bebek var: Efrayim.</p>

<p>Bedeni küçük, mücadelesi kocaman; Everest Dağı kadar yüksek Efrayim’in.</p>

<p>Konuşamıyor, gözleriyle anlatıyor.</p>

<p>Nefesiyle direniyor.</p>

<p>Ben ise ilk kez nefes almanın ne kadar değerli olduğunu bu kadar derinden düşünüyorum.</p>

<p>Efrayim, SMA Tip 1 hastalığıyla mücadele ediyor.</p>

<p>Kasları yavaş yavaş susuyor.</p>

<p>Tıp bilimindeki adı: Spinal Musküler Atrofi.</p>

<p>Benim için bu yalnızca bir hastalık değil; bir umudun ayakta kalma çabası.</p>

<p>Motor nöronlar tükenirken hareket azalıyor, gülüş yavaşlıyor, yaşam tükeniyor.</p>

<p>Kaslar güçsüzleşiyor, beden yoruluyor, nefes daralıyor.</p>

<p>Kalbi hâlâ atıyor.</p>

<p>O minicik kalpte Bingöl’ün direncini, Anadolu’nun sabrını görüyorum.</p>

<p>Bu hastalığa “nadir bulunan” deniyor.</p>

<p>Biliyorum ki asıl nadir olan; onu hatırlamak, ona sahip çıkmak, onun elini tutmak.</p>

<p>Ülkemizde binlerce çocuk aynı yaşam mücadelesini veriyor.</p>

<p>Her yıl yüzlerce bebek aydınlığa değil, mücadeleye gözlerini açıyor.</p>

<p>Ben, Efrayim’in sessizce aynı soruyu sorduğunu hissediyorum:</p>

<p>“Sesim olur musun?"</p>

<p>"Tedavim var."</p>

<p>"Umudum var."</p>

<p>"Umudum akçeli benim."</p>

<p>Akçeli tedavi yalnız bir ilaç değil; bir bebeğin hayatına yeniden “devam et” demek.</p>

<p>Mucizenin adı Zolgensma ilacı.</p>

<p>Bedeli iki milyon dolar.</p>

<p>Efrayim’in nefesinin fiyatı olur mu, diye soruyorum kendime.</p>

<p>İşte hayat, en acı gerçeğini rakamlarla yüzüme vuruyor.</p>

<p>Bingöl’e inanıyorum.</p>

<p>Efrayim’i yalnız bir bebek olarak görmüyorum.</p>

<p>Onu vicdanların sızısı olarak görüyorum.</p>

<p>Yüreğimde merhametin doğuşu olarak anlıyorum.</p>

<p>Annesinin geceleri dua ettiğini biliyorum:</p>

<p>“Allah’ım, benim nefesim ona yetse verirdim.”</p>

<p>Babasının her sabah dua ile uyandığını duyuyorum:</p>

<p>“Yeter ki yaşasın.” diyen.</p>

<p>Çaresizliğin kapıda beklediğini görüyorum.</p>

<p>İnsanın elinden geleni yaptığında yine de yetmediğini hissetmesinden daha ağır bir duygu olmadığını biliyorum.</p>

<p>Yine de inanıyorum.</p>

<p>Çaresizliğin karşısında tek bir güç var:</p>

<p>Dayanışma.</p>

<p>Yardımlaşma.</p>

<p>Birlik ve dua.</p>

<p>Bingöl’ün yaraları nasıl sardığına tanığım.</p>

<p>Acıyı nasıl omuzladığını biliyorum.</p>

<p>Şimdi Efrayim için aynı yüreğin atacağına inanıyorum.</p>

<p>Kendime de söylüyorum, size de söylüyorum:</p>

<p>Bir çay parası yetmez demeyin.</p>

<p>Mucize, atılacak en küçük ilk adımla başlar.</p>

<p>Paylaşım, Efrayim’in nefesini çoğaltır.</p>

<p>Bir dua, bir kaderi değiştirir.</p>

<p>Efrayim şu an yaşamla ölüm arasında ince bir ipin ucunda.</p>

<p>O ipin diğer ucunda biz duruyoruz.</p>

<p>Gözlerimi kapatıyorum, kendime soruyorum:</p>

<p>Ya o bebek benim evimde olsaydı?</p>

<p>Ya o nefes benim çocuğumun nefesi olsaydı?</p>

<p>Cevabı ne olurdu yüreğimin?. </p>

<p>Koşardım.</p>

<p>İşte bu yüzden ben koşuyorum.<br />
Ses oluyorum.</p>

<p>Yazıyorum.</p>

<p>Çağırıyorum.</p>

<p>Sen de gel, Bingöl…</p>

<p>Bir olalım.</p>

<p>El ele verelim.</p>

<p>Bir umut köprüsü kuralım.</p>

<p>Efrayim’in elini tutalım.</p>

<p>Bugün hepimiz birlikte söylemek istiyorum:</p>

<p>Efrayim yalnız değil.</p>

<p>Bingöl Efrayim olursa, Efrayim yaşar.</p>

<p>Belki bir gün güneş Bingöl dağlarından doğarken o evden yükselen o minik kahkahayı duyarım. </p>

<p>O kahkaha yalnız bir bebeğin değil, Bingöl’ün yeniden nefes alışıdır.</p>

<p>Ben biliyorum:</p>

<p>Mucizeler,</p>

<p>bir çay parasında,</p>

<p>bir paylaşımda,</p>

<p>bir duada saklıdır.</p>

<p>İstiyorum ki Efrayim’in nefesi, bizim vicdanımızın sızısı olsun ki Efrayimler yaşasın.</p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/bir-cay-parasina-sakli-umut-efrayim/155/</link>
<pubDate>Sat, 09 May 2026 16:13:18 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR ELİMDE BİLGİSAYAR BİR ELİMDE KUR'AN</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Türkiye'yi "daktilo çağından bilgisayar çağına" taşıyan lider olarak bilinen ve dindar profilini kamusal alanda da saklama gereğini duymayan ilk Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın bilgisayar ile Kur'an’ı birleştiren düşünce anlayışının ne kadar önemli ve gerekli olduğu, yaşadığımız son öğrenci katliamıyla daha net anlaşılmış olmalı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Merhum Özal'ın din, vicdan ve ifade özgürlüğünün yanı sıra teşebbüs özgürlüğüne de imkan ve fırsat tanıması, özgürlükler alanını daha da genişletmiştir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Türkiye'nin hem dijital dünyaya adım atması hem dindarların sosyal, siyasal ve kamusal alandaki görünürlüğünün artması açısından tam bir </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">dönüm noktası olduğu da söylenebilir</span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">.</span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Başta telekomünikasyon hamlesiyle, </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">köylere kadar otomatik telefon santrallerinin kurulması, dijitalleşmenin altyapısını oluşturmada ilk ve önemli bir yer teşkil etmektedir.</span></span></span> </span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Basın ve yayın dünyasında daha özgürlükçü bir anlayışın önü açılmış, </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Türkiye’nin ilk özel televizyonları hayatımıza girmiş, internet çağı başlamış ve bu durum haliyle özgür düşünce ve bilginin serbest dolaşımı açısından devrim niteliği taşımıştır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Teknoloji alanında belirli aşamalardan sonra sivil toplumla birlikte özel ve resmi kurum-kuruluşlarda, okullarda bilgisayarlı eğitime geçilmesi ve özellikle iletişim teknolojisinin gelişmesi ve yayılması hem ülke çapında hem uluslararası ilişkilerde özellikle toplumların zihin dünyasını etkileyen çok farklı aşamalara geçilmiştir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"> <span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Diğer taraftan, Özal’ın hem modern icraatlara imza atması hem ilk Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak cuma namazlarına gitmesi, hacca gitmesi gibi dini vecibelerini yerine getirmesi yönüyle Müslüman Türkiye Cumhuriyeti devletinin tarihine altın harflerle geçmiştir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Böylece, Özal, laiklik elden gidiyor endişesiyle sürekli baskılanan dindar kesimin de devletle barışmasını sağlayarak </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">dini ilimler ile fen ve teknolojiyi mezcederek ve dindar kalarak da modernleşebiliriz, devleti, toplumu yönetebiliriz ve tüm dünyayla iletişim ve etkileşim içinde olabiliriz,</span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a"> mesajını vermeye başlamıştır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Bu zihniyetin bir benzerini Bediüzzaman Said Nursi’de de görmekteyiz. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Üstada göre </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">dini ilimler, </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">kalbi ve vicdanı kendi gerçek mecrasında ihya ederken insana imanı, edebi, ahlakı, hayatın gayesini ve doğru ile yanlışı ayırt etme kabiliyetini kazandırırken </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">fenni ilimler </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">ise aklın kullanılmasını teşvik ederek evreni, tabiatı anlamayı, teknolojiyi ve modern bilimleri keşfederek insanlığın hizmetine sunmayı amaçlamalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a"> Ama ne yazık ki onun metodolojisindeki bu hakikatin aksine günümüzde tüm dünya genelinde eğitim sistemi, bireyleri daha çok </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">iş gücü unsuru olarak </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">hazırlamaya odaklanmış durumdadır. Mesela bilgisayarın nasıl kullanılacağı öğretiliyor ama o bilgisayarla üretilen ve öğretilen bilginin </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">etik ve ahlaki yönü ile doğuracağı netice</span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a"> temel ve öncelikli olarak öğretilmiyor. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Dolayısıyla, bilim ve teknik olarak çok başarılı, donanımlı, zeki ama "niçin?" sorusuna manevi ve tatmin edici bir cevap veremeyen bir nesil karşımıza çıkıyor ve almış başını gidiyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Oysaki bir an geriye dönüp baktığımız zaman Selçuklu ve Osmanlı dönemi başta olmak üzere İslam’ın hem bireysel hem toplumsal olarak hakiki manada yaşandığı muhteşem dönemlerde fıkıh, tefsir, hadis, kelam gibi dini ilimlerde otorite olan önemli şahsiyetler; aynı zamanda fizik, kimya, biyoloji, matematik, astronomi ve tıp gibi alanlarda da  asırlara hitap eden eserleriyle nam salmışlardır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a"> Bugün ise </span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">uzmanlaşma</span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a"> adı altında bilim dünyası param parça olmuş, mesela, bir fizikçi evreni incelerken güya objektiflik gerekçesiyle tüm kainat ve mahlukatın yaratılış hikmetlerini tefekkür etmeyi bile engel kabul edip manevi haz ve hayranlık duymaktan imtina ederken, günümüzün sözde din alimi de kimyanın, fiziğin, bilimin ve teknolojinin konularını dersine, tefsirine katmaktan aciz kalabiliyor. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background:#ffffff"><span style="line-height:18,0000pt"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">Tabii ki bugün hem fen ve teknolojiye hem de dini ilimlere erişim tek bir tıkla mümkün iken ikisini birleştirip hayata geçir</span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">mek</span></span></span><span style="font-size:11,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a"> için eğitim sistemi, sözkonusu  sentezi sistemli ve toplumsal bir model olarak sunmakta hala zorlanıyorsa bunun en büyük sebebi de “balık baştan kokar” kaidesince ilmiyle amel etme ve rol model olma konusunda sınıfta ilk kalanlar ilim ve bilim adamlarıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Bayram Günce</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/bayram-gunce/bir-elimde-bilgisayar-bir-elimde-kur-an/154/</link>
<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:37:56 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bingöl'de Emlak Düzeni Yük Kimin Sırtında?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bingöl’de bugün asıl sorulması gereken soru şudur. Verilen kira fiyatlarıyla ödenen vergiler aynı mı? Satılan evler ve arsalar gerçekten beyan edilen değerler üzerinden mi vergilendiriliyor? Yoksa sistem yine dar gelirlinin sırtına mı yükleniyor?<br />
Ama asıl yakıcı mesele kiralar.<br />
Bugün Bingöl’de ev kiraları neredeyse asgari ücreti aşacak seviyeye dayanmış durumda Bir ailenin sadece barınmak için tüm gelirini hatta daha fazlasını gözden çıkarmak zorunda kalması nasıl izah edilebilir?<br />
Aynı daireye kısa sürede yapılan fahiş artışlar artık istisna değil kural haline gelmiştir. Bunu piyasa şartları diyerek normalleştirmek, gerçeği görmezden gelmektir.<br />
Açık konuşalım Bu sadece ekonomik değil, doğrudan bir adalet meselesidir.<br />
Sahadaki gerçeklerle resmi kayıtlar arasında ciddi bir uçurum vardır. Elden alınan kiralar, düşük gösterilen satış bedelleri gerçeği yansıtmayan beyanlar.Piyasa başka kayıt başka Böyle bir düzende kaybeden hep aynıdır dar gelirli vatandaş.<br />
Öte yandan konut fiyatlarını etkileyen önemli bir başka gerçek daha vardır ilimizde müteahhitler tarafından yapılan konutların büyük kısmında arsa sahiplerinin yüksek bedel veya daire talebi inşaat maliyetlerini doğrudan artırmaktadır.<br />
Devlet vergi kaybederken dürüst olan cezalandırılmakta kurallara uymayan ise kazançlı çıkmaktadır. Buna serbest piyasa demek mümkün değildir.<br />
Peki çözüm ne? TOKİ yapsın<br />
Ancak ne yazık ki Bingöl’de TOKİ projeleri de beklenen rahatlamayı sağlayamamıştır. Uygun fiyatlı konut üretmesi gereken bir yapı çoğu zaman piyasa fiyatlarına yakın satışlarla dar gelirliye nefes olamamaktadır.<br />
Peki vatandaş ne yapsın?<br />
Bir yanda asgari ücreti aşan kiralar diğer yanda denetimsizlik ve adaletsiz vergi düzeni Ortada sıkışmış Bingöl halkı <br />
Artık yapılması gereken bellidir Kira artışları etkin şekilde denetlenmeli fahiş fiyatlara yaptırım uygulanmalıdır. Vergi sistemi gerçek piyasa değerleri üzerinden işletilmeli kira gelirleri kayıt altına alınmalıdır. Satış bedellerinin düşük gösterilmesine kesin şekilde son verilmelidir.<br />
TOKİ ise piyasayla yarışan değil piyasayı dengeleyen asli rolüne dönmelidir.<br />
Aksi halde değişen hiçbir şey olmayacaktır Kazanan yine güçlü olan kaybeden ise geçim derdindeki vatandaş olacaktır.<br />
Son söz Barınma bir lüks değil en temel haktır. Eğer bir şehirde kiralar asgari ücreti aşma noktasına gelmişse orada artık sadece ekonomi değil vicdan da sorgulanır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/bingol-de-emlak-duzeni-yuk-kimin-sirtinda/153/</link>
<pubDate>Thu, 07 May 2026 13:18:41 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BÜGEV'DE PANEL VAR AMA ÜNİVERSİTE YOK!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Geçen hafta bu köşede sormuştum:</span></span><br />
<b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold"><font face="Times New Roman, Times, serif">“BÜGEV neden hâlâ sahada değil?”</font></span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Cevap gecikmedi.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İki panel organize edildi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama ne panel…</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bakıyorsunuz, her şey var gibi.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Konu var, isimler var, afiş var…</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Ama en önemli şey yok: Üniversite.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Şimdi tek tek gidelim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Panellerin adları büyük.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Birinci panel </span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“GAZZE”</font></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İkinci panel </span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">“İslam Âleminin Dünü-Bugünü…”</font></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İddia büyük.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama organizasyonun kendisine bakınca ortaya çıkan şey şu:</span></span><br />
<b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Büyüklük iddiada, küçüklük yönetimde.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Önce mekân meselesi…</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Panel Perşembe günü Müftülük salonunda yapılacak.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonra Cuma günü Belediye konferans salonunda.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Peki, üniversite nerede?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Adında “</span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bingöl Üniversitesi</span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><font face="Times New Roman, Times, serif">” geçen bir vakıf,</font></span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">neden üniversitenin kendi salonunu kullanmaz?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu sadece bir tercih değil.</span></span><br />
<b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Bu bir mesajdır.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ve o mesaj şu:</span></span><br />
<b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold"><font face="Times New Roman, Times, serif">“Biz üniversiteden bağımsız hareket ediyoruz.”</font></span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama daha çarpıcı bir detay var.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Afişe bakıyorsunuz…</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bingöl Belediyesi var.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">BÜGEV var.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ticaret ve Sanayi Odası var.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">İlk versiyonda Müftülük de var… Sonra o da yok oluyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Peki ya üniversite?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Yok.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Adını taşıyan üniversite, afişte yok!</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu artık ihmal değil.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu, bilinçli bir dışlama görüntüsü verir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bir vakıf düşünün…</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Üniversitenin adını taşıyor ama üniversitenin logosunu afişe koymuyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu nasıl bir kurumsal akıl?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu nasıl bir aidiyet?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Bu nasıl bir ciddiyetsizlik.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Kurumsal iş birlikleri böyle yönetilmez.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu hem o kuruma saygısızlıktır</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">hem de organizasyonun güvenilirliğini zedeler.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ve asıl mesele…</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Moderatör:</span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"> Eski rektör.</span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Şimdi tekrar soruyorum:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu üniversitenin bir rektörü yok mu?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Var.</span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">O halde neden yeni yönetim yok sayılıyor?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Neden hâlâ eski dönemin gölgesinde işler yürütülüyor?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu tablo bize şunu gösteriyor:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">BÜGEV, bugünü değil geçmişi temsil ediyor.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bakın açık konuşalım.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">BÜGEV’in </span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">amacı nedir?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Üniversiteye katkı sağlamak.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Öğrenciye dokunmak.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Akademik hayatı güçlendirmek.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama siz ne yapıyorsunuz?</span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="tab-stops:left blank 36,0000pt "><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Üniversite logosunu afişe eklemiyorsunuz</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="tab-stops:left blank 36,0000pt "><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Üniversite salonunu kullanmıyorsunuz</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="tab-stops:left blank 36,0000pt "><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Eski yönetimle yola devam ediyorsunuz</span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu bir vakıf faaliyeti değil.</span></span><br />
<b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Bu bir kopuşun ilanıdır.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ve buradan net bir çağrı yapıyorum:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">BÜGEV bu haliyle devam etmemelidir.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bu vakıf kişisel alan değildir.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Geçmiş alışkanlıkların sürdürüleceği bir yapı hiç değildir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Eğer mesele koltuksa,</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">bunun yeri </span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">BÜGEV</span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"> değildir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çözüm açık ve nettir:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">BÜGEV üniversite yönetimine devredilmelidir.</span></span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Yeni rektörle uyumlu,</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">şeffaf, üretken ve gerçekten üniversiteye hizmet eden bir yapıya dönüşmelidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü ancak o zaman:</span></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="tab-stops:left blank 36,0000pt "><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Öğrenciler kazanır</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="tab-stops:left blank 36,0000pt "><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Üniversite güçlenir</span></span></span></span></span></li>
	<li><span style="tab-stops:left blank 36,0000pt "><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Şehir nefes alır</span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Aksi halde ne olur?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bugün olduğu gibi…</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Logo değişir.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Salon değişir.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Afiş değişir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama zihniyet değişmez.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Son söz:</span></span></b></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Adında üniversite olan bir vakıf,</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">üniversiteyi afişine koymuyorsa…</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Orada sorun afişte değil,</span></span><br />
<b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">zihniyettedir.</span></span></span></b></span></span></p>

<ul>
	<li class="15"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">Fuat SÖNMEZ</span></span></span></b></li>
</ul>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/bugev-de-panel-var-ama-universite-yok/152/</link>
<pubDate>Tue, 05 May 2026 16:03:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇAPAKÇUR VADİSİ'NE DÜŞEN İNCİ TANELERİ</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmur damlaları, iyiliğin görünmez bir kaynaktan süzülmüş hâlini taşıyan büyülü bir ahenkle toprağa düşüyordu.</p>

<p>Damlalar yere değdikçe kusursuz bir düzen içinde sanatının izlerini bırakıyor, her biri özünden doğmuş bir nur gibi parlıyordu.</p>

<p>Doğuda yürüyen bulutların arasından düşen ilk damla yüzüme değdiğinde, yüreğimde uzun süredir kapalı duran bir kapı açıldı. </p>

<p>Adını koyamadığım bir ahengin topladığı sakin güç içime yayıldı.</p>

<p>Hoş geldiniz, coğrafyama can veren; toprağın bağrına inci taneleri gibi düşen göğün gözyaşları.</p>

<p>Huşu ile dökülen damlalar, Bingöl’ün doğasına ağlayan yeni doğmuş bir bebek gibi nefes aldırıyor, ciğerlerini açıyordu.</p>

<p>Çapakçur Suyu’nun kıyısındaki söğüt dalları, hafif bir devinimle beşere ve nebatata estetiğin sessiz dilini gösteriyordu.</p>

<p>Şeker Baba Dağı eteklerinde dolaşan kekik kokusu, yağışın serinliğiyle birlikte yüreğime doldu.</p>

<p>Mor çiçekler Kiğı’nın kayalıklarından başını uzatmış, ıslak toprağı seyre dalmıştı.</p>

<p>Murat Nehri’nde dolaşan balıklar, suyun yüzeyine yaklaşarak düşen damlaların temposuna kendi devinimleriyle eşlik ediyordu.</p>

<p>Göynük Vadisi üzerinde dönen kuşlar, inişin tabiî akışına canlı bir heyecan katıyordu.</p>

<p>Her damla, çocukluğuma bıraktığı hatıraları yeniden uyandırdı.</p>

<p>Peri Suyu kıyısında dolaştığım günler, ısınmış toprağa düşen yağmur kokusu, Bingöl Ovası’nın serin akşamlarında hissettiğim duyguları yeniden canlandırdı.</p>

<p>İçimdeki masumiyet, o günlerde olduğu gibi saklanacak bir yer aramadan ortaya çıktı.</p>

<p>Düşüncelerimle yağmur damlaları arasında sessiz bir konuşma başladı.</p>

<p>Her gelişinde neden içimdeki ağırlığı hafifletiyorsun?</p>

<p>“Toprak beni tanıyor. Sen de tanıyor, hatırlıyorsun.” diyordu.</p>

<p>Senin bereketli damlalarının altında yürümek istiyorum, izin verir misin?</p>

<p>“Gel, birlikte yürüyelim.” diyordu.</p>

<p>Bu çağrıyla önümde eski bir patika uzandı.</p>

<p>Sağer Deresi’nden yükselen buğu ağır ağır çevreye yayılıyordu.</p>

<p>Damlalar, Çır Şelalesi’nin akışında birleşerek içli bir ezgiye dönüştü; şelalenin çevresindeki sarı gelincikler bir çember gibi dizildi.</p>

<p>Her renk, her çiçek ayrı bir tabloda çizilmiş bir resim gibiydi.</p>

<p>İçimde büyüyen monolog taşarak dışarı akmaya başladı.</p>

<p>Yağmur damlalarının üzerime düşüşünün yüreğime getirdiği ferahlık hiç eksilmesin.</p>

<p>Damlalardan yükselen yumuşak bir mırıltı kulağımı huzur veren bir sesle okşadı:</p>

<p>“Dilerim eksilmesin.”</p>

<p>Bingöl’ün doğası, zamanla mekânı kendi uyumunda eriterek inci taneleri gibi düşen damlaların içinde gülümsüyordu.</p>

<p>Ufuk çizgileri yumuşadı.</p>

<p>Bitkiler safâ içinde bir nefes aldı, kuşların kanatlarında ince bir parıltı belirdi.</p>

<p>Çapakçur Vadisi boyunca uzanan çimenler, yağmurla birlikte bir cezbe hâline büründü.</p>

<p>Her çimen tohumu suyun taşıdığı hikmeti yansıtarak toprağın altından başını kaldırdı; görünmez bir uyum içinde kendini gösterdi ve içimdeki ağırlıkları sadeleştirdi.</p>

<p>Yağmurun düşüşünde arınma ile hatırlama aynı anda benliğimde birleşti.</p>

<p>Bingöl’ün florası, dereleri, gölleri, şelaleleri ve yükselen tepeleri tek bir fotoğrafın etkileyici renklerine dönüştü.</p>

<p>Her yağmur yağışında yeniden çekilen bir fotoğrafa…</p>

<p>Not:Bu yazı/m özgün anlatım dili ve duygusal atmosferi muhafaza edilerek, anlam bütünlüğüne dokunulmadan tarafımdan parafraz edilmiştir.</p>

<p> </p>

<p><img alt="" src="https://www.capakcurgazetesi.com.tr/images/WhatsApp%20Image%202026-05-04%20at%2012_26_46.jpeg" style="width: 637px; height: 1067px;" /></p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/capakcur-vadisi-ne-dusen-inci-taneleri/151/</link>
<pubDate>Mon, 04 May 2026 13:38:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yüzüne Güler, Arkandan Konuşur</title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bazı insanlar vardır…</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Yüzünüze baktığında gülümser. Hatta öyle bir gülümser ki, insan “demek ki bu dünyada hâlâ iyi niyet var” diye düşünür.</span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Sonra arkanızı dönersiniz.</span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">İşte hikâye orada başlar.</span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Çünkü bazıları vesveseyi sadece kulağınıza fısıldamaz. Siz yokken sizin adınıza üretir. Sizin adınıza konuşur. Sizin adınıza hikâye yazar.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Şeytanın klasik yöntemi bellidir; gelir, aklı karıştırır, gider.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ama bu tipler… Kalıcı kalır.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Siz odadan çıkarsınız, onlar devreye girer.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Siz sustuğunuzda, onlar konuşur.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ve çoğu zaman en tehlikelisi de budur: Siz kendinizi savunamazken, onlar sizi anlatır.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Üstelik nasıl anlatır?</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Eksilterek.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Eğip bükerek.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bazen olmayanı olmuş gibi, bazen olanı bambaşka bir hale getirerek…</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ve bunu yaparken yüzlerindeki o “</span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">iyi niyet maskesi</span></span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><font face="Aptos">” bir an bile düşmez.</font></span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bakın, insanın hatası olabilir. Yanlışı olabilir.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ama arkasından konuşulan, üretilen, yayılan şey… Çoğu zaman hatanın kendisinden daha büyük bir hasar bırakır.</span></span></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Çünkü doğrudan kalbe değil, itibara vurur.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ve itibar dediğiniz şey… </span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">Kolay inşa edilmez, ama bir iki cümleyle yerle bir edilir.</span></span></span></b></p>

<p class="15"> </p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Şeytan sizi kandırmaya çalışır.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ama bu insanlar, başkalarını size karşı kandırır.</span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Aradaki fark ince ama sonucu ağırdır.</span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Birinin içine şüphe düşürürler.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bir başkasına mesafe koydururlar.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ve siz farkına bile varmadan, etrafınızda görünmez bir duvar örülür.</span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">En acısı da şu:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bunu yapanlar çoğu zaman “</span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">ben sadece onun iyiliğini düşündüm</span></span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><font face="Aptos">” diyerek işin içinden çıkar.</font></span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Oysa mesele görmek değil.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Mesele neyi, nasıl ve neden söylediğindir.</span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">İşte tam da bu yüzden, insanın kendini koruması gereken şey sadece duydukları değildir.</span></span><br />
<b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">Kendi yokluğunda söylenenlerdir.</span></span></span></b></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ve kabul edelim…</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Herkes yanınızda sizinle aynı değildir. Bazıları, siz yokken asıl kim olduğunu gösterir.</span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">O yüzden belki de en büyük akıl…</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Herkese aynı mesafede durmamak, herkese aynı güveni vermemektir.</span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Çünkü bazı insanlar, şeytanın bile sabırla kurduğu tuzakları hızlandırır.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Üstelik bunu “</span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">sohbet</span></span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><font face="Aptos">” diye, “</font></span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">muhabbet</span></span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><font face="Aptos">” diye, “</font></span></span><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">iyi niyet</span></span></span></b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><font face="Aptos">” diye yapar.</font></span></span></p>

<p class="15"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ve geriye dönüp baktığınızda şunu anlarsınız:</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Sizi yoldan çıkaran tek şey bir vesvese değildir.</span></span><br />
<b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">O vesveseyi büyüten, yayan ve çoğaltan bu tür insanlardır.</span></span></span></b></p>

<p class="16"> </p>

<p class="16"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ya Rabbim…</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bizi arkamızdan konuşarak kalpleri bulandıranların şerrinden koru.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bizi sözüyle fitne yayanlardan, gerçeği eğip bükenlerden uzak eyle.</span></span><br />
<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Dilini hayırdan yana kullanmayanlardan bizleri muhafaza eyle.</span></span></p>

<ul>
	<li class="17"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">Fuat Sönmez </span></span></span></b></li>
</ul>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/yuzune-guler-arkandan-konusur/150/</link>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 21:32:56 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bingöl Üzerine Bir Düşünce </title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Neden Şeyh Said Mahallesi Değil de İnönü Mahallesi?</p>

<p>Bir şehrin sokakları, caddeleri ve mahalleleri sadece yön bulmak için değildir aynı zamanda o şehrin hafızasını, kimliğini ve değerler dünyasını da taşır. İsimler, bir toplumun kime saygı duyduğunu, kimi hatırlamak istediğini ve geleceğe ne bırakmak istediğini sessiz ama güçlü bir şekilde anlatır.</p>

<p>Bingöl gibi köklü bir tarih güçlü bir inanç dokusu ve derin bir toplumsal hafızaya sahip şehirlerde bu mesele daha da anlam kazanır. Çünkü burada her köyün, her vadinin, her ailenin geçmişten bugüne taşıdığı bir hikâye vardır. Alimler, kanaat önderleri, hayır sahipleri, mücadele insanları ve yerel hafızada iz bırakmış nice değerli şahsiyet bu şehrin ruhunu inşa etmiştir.</p>

<p>Ancak şehirlerin kamusal alanlarına bakıldığında zaman zaman farklı bir tabloyla karşılaşılır. Yerel ve kültürel hafızayı temsil eden isimlerden ziyade, çoğunlukla farklı dönemlerin siyasi figürleri üzerinden bir isimlendirme eğilimi dikkat çeker. Bu durum sadece Bingöl’e özgü değildir Türkiye’nin birçok yerinde benzer bir yaklaşım uzun yıllardır devam etmektedir.</p>

<p>Burada asıl soru şudur Bir şehrin kamusal isimleri, o şehrin kendi içinden doğan değerlerini mi yansıtmalı, yoksa ulusal siyasi tarihin belirli figürlerini mi merkeze almalıdır?</p>

<p>Elbette tarihsel ve siyasi şahsiyetlerin şehirlerde yer alması, bir dönemin hafızasını yaşatmak açısından anlamlı görülebilir. Ancak bu yaklaşım baskın hale geldiğinde, yerel kimlik geri planda kalma riskiyle karşı karşıya kalır. Oysa bir şehrin gerçek gücü, kendi insanını tanıması ve onu kamusal hafızada yaşatabilmesidir.</p>

<p>Bingöl’ün bağrından çıkmış alimler, kanaat önderleri, hayırseverler ve toplumun zor zamanlarında sorumluluk almış isimler bu şehrin çocuklarına örnek olabilecek güçlü bir miras bırakmıştır. Bu mirasın görünür kılınması, sadece bir isim tercihi değil aynı zamanda bir kimlik inşası meselesidir.</p>

<p>Bugün bir sokak tabelasında okunan isim, yarının gençlerinin zihninde bir soruya dönüşür Bu kişi kimdir? Eğer bu sorunun cevabı, o şehrin kendi değerleri içinden geliyorsa, aidiyet duygusu güçlenir. Aksi durumda ise şehir, kendi hafızasından kopuk bir görünüm kazanabilir.</p>

<p>Burada amaç geçmişi reddetmek ya da farklı tarihsel dönemleri yok saymak değildir. Aksine, dengeyi kurabilmektir. Hem ulusal hafızaya hem de yerel kimliğe adil bir temsil alanı açabilmektir.</p>

<p>Sonuç olarak isimlendirme meselesi basit bir teknik tercih değil kültürel bir duruş, bir hafıza politikası ve aynı zamanda gelecek nesillere bırakılacak bir mesajdır. Bingöl’ün kendi değerlerini daha görünür kıldığı bir şehir hafızası, yalnızca geçmişe vefa değil, geleceğe de güçlü bir yatırım olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/bingol-uzerine-bir-dusunce/149/</link>
<pubDate>Fri, 01 May 2026 21:36:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YOL</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yola çıkıyorum; bu kez herhangi bir şehre, sahile ya da geziye değil.<br />
Yanıma valizimi almıyorum..<br />
Ansızın karar verip çıktım yola.<br />
Bu yol başka…<br />
Karşılığı ödenmeden gidilecek bir yol.<br />
Param yeter mi diye de düşünmüyorum.<br />
Bir yere giderken aslında varıştan çok yolda olmayı seviyorum.<br />
Listemde çalan şarkıları, bazen de sözsüz ezgileri tekrar tekrar dinliyor; başımı cama yaslayıp geride kalan şehirleri, dağları ve ovaları bu melodiler eşliğinde seyrederek hayallere dalıyorum.<br />
Belki de en çok bunu seviyorum: varmak değil, yolda olmak hâlini…<br />
“Yol bir yere gitmez; o bir durma biçimidir. “demişti Yılmaz Erdoğan<br />
Sahi, nedir bu yol?<br />
Bir yere ulaşmak mı mutlaka?<br />
Bir yolculuğa çıktığımı söylemiştim.<br />
Her yolculuk bir sebebe mi dayanır?<br />
İş, özlem, kavuşma ya da keşfetmek benzeri…<br />
Beni bu yolculuğa sürükleyen neydi?<br />
Bilmiyorum.<br />
Yüreğimde tarif edemediğim bir durgunluk vardı günlerdir.<br />
Bilete ihtiyaç duymadan, yerimden kıpırdamadan başladım bu yürüyüşe.<br />
Sarp ve çetin bir yol bu; diğer yollar gibi onun da ulaştığı bir menzili var.<br />
Uzun, yorucu ve meşakkatli…<br />
Fakat varılan yer öylesine güzel ki belki de dayanılır; zorluğun hoşluğu budur.<br />
Zaman zaman herkesin geçtiği bu yolda kalanlar da oluyor.<br />
Doğrusu benim halet-i ruhiyemde pek güven telkin etmiyor.<br />
Yine de yola çıkmam gerektiğini biliyorum.<br />
Yanımda valizim yok; lakin yüreğim ve benliğim eşlik ediyor bana. Gözlerimi kapıyorum. <br />
Kuş sesleri, geçen arabaların uğultusu, çocuk kahkahaları…<br />
Derken bütün sesler bir anda sükûta eriyor.<br />
İşte başlıyor tam bu anda gerçek yolculuğum.<br />
Her durakta farklı duygular karşılıyor beni.<br />
Adım adım iç dünyama ilerliyorum.<br />
Acılarımla, yarım kalan hayallerimle, yapmak isteyip gerçekleştiremediklerimle yüzleşiyorum.<br />
En zor olan da bu hesaplaşma.<br />
Yol uzadıkça uzuyor.<br />
Molası başlıyor yolculuğumun; burada soluklanacağım bir süre.<br />
Henüz adımlarım sayılı, ilerleyemiyorum.<br />
Zaten yeni çıkmıştım bu yola.<br />
Belki ilham durağını geçebilirsem diğer menziller bu kadar uzak gelmez.<br />
İçimde bir ağaç dallanıp budaklanırsa, gölgesinde soluklanır; sonra yeniden yola revan olurum.<br />
Çünkü belki de her şey o gölgede verilen nefeste saklıdır.<br />
-Bu yazı, Yansımalar grubunun “Tutam Yar Elinden” parçası eşliğinde kaleme alındı. Ben de kendi elimden tuttum; benliğimi alıp yola çıktım.-</p>

<p><img alt="" src="https://www.capakcurgazetesi.com.tr/images/WhatsApp%20Image%202026-04-29%20at%2016_54_03.jpeg" style="width: 985px; height: 1200px;" /></p>
]]></content:encoded>
<author> Esna Işık</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/esna-isik/yol/148/</link>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 16:35:41 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GÖLGEME GERİ DÖNMÜŞ YOL</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><br />
İçimde, çocukluğumdan bugüne uzanan, iç içe kıvrılan bir yol hissediyorum.</p>

<p>Zamanın eskitemediği gölgeme geri dönmüş bir yol…</p>

<p>Her adımım, kendi içime yeniden kazınan bir yazgının işareti gibi.</p>

<p>Ben o vadilerin arasında büyürken toprağın bile dili vardı.</p>

<p>Her toprak zerresi, bir sır diyarının dilsiz gözcüsüydü.</p>

<p>Her asûmân, omzumdaki görünmez yükü fark etmiş gibi ağır ağır süzülürdü.</p>

<p>Şimdi anlıyorum:</p>

<p>İnsan, nereye giderse gitsin, ilk toprağının iştiyakını yanında taşır.</p>

<p>Fotoğraftaki masaya kapanmış eşyalar, zamanın içinden düşmüş anılarım gibi…</p>

<p>Çömçe, çocukluğumun sıcaklığına tutunamayan ellerim; kolye, göğsümün ortasında unutulmuş bir tılsım; telefon ise kimseye söyleyemediğim gecelerin durgun imgesi.</p>

<p>Kimi vakit nidalarını duyuyorum:</p>

<p>Kiğı’nın ceviz kokulu tanyerleri, Karer’in dar patikalarından yükselen keçi çanları, Bingöl’ün sularına yansıyan eski yüzler…</p>

<p>Hepsi içimde zamanın kutsal devinimi.<br />
Ben onlardan kaçmadım; onlar da benden gitmedi.</p>

<p>Solmuş gölgelerimizi farklı duvarların hafızasına bıraktık.</p>

<p>Göldeki su devindiğinde yüreğimde bir şey eski yerine dönüyor.</p>

<p>Bilirim; Karer’in uçurumlarında dolaşan çocuk hâlim, o gölün yüzeyine dokunup beni yeniden çağırıyor.</p>

<p>“Buradayım,” diyor, “sen olmadan yıllar büyüdü içimde; gözlerin hâlâ bu diyarda üzerime düşüyor.”</p>

<p>Çoğu kez kendimi bir ritüelin ortasında buluyorum:</p>

<p>Gölgem geçmişimin gölgesine değiyor; ikisi birlikte büyüyor, ikisi birlikte hüzün olup susuyor.</p>

<p>“Ne yürüyüşüm tamam ne de varışım; bir eşikte duruyorum.”</p>

<p>Benliğimde yarım kalmış bir yolculuğun imgeleri…</p>

<p>Her yeni gün Kiğı’nın serin nefesinden süzülüp Karer’in şiirine karışıyorum; akşamın<br />
mehtabında ise Bingöl’ün abıhayat suyu ruhuma şifa gibi akıyor.</p>

<p>O fotoğraftaki yüzlere baktığımda kendi yüzümün parçalarını görür gibi oluyorum:</p>

<p>Yorgun ama direnen, kırılmış ama ışığını saklayan, susmuş ama sözleri hâlâ hücrelerimde konuşan…</p>

<p>Biliyorum ki zamanın silmeye çalıştığı her anda bir yerden yeniden beliriyorum:</p>

<p>Kesme taşlarla döşenmiş bir sokağın başında, sağanak sonrası bir gökkuşağının altında, elleri nasırlaşmış bir annenin yüreğinde…</p>

<p>İçimde hep aynı nakaratın döngüsü:</p>

<p>“Sen, yarım bırakılmış bir ezginin içimde saklı duran ve vakti gelince tamamlanacak cümlesiydin.”</p>

<p>Belki de bu yüzden hiçbir yere tam ait değilim.</p>

<p>Her yer benden bir iz; ben ise her yerden bir parçaydım.</p>

<p>Üzerimde Kiğı’nın yağmurla şekillenmiş killi sabrı, Karer’in içten yükselen hüznü ve Bingöl’ün hayat veren damlası var.</p>

<p>Taşıdığım parçalar birleşince içimde yavaşça bir füsun yükseliyor: </p>

<p>Kendimi anlatmanın, hatırlamanın ve kendi içimde yeniden doğmanın füsunu.</p>

<p>Biliyorum: </p>

<p>Çocukluğumdan bugüne kıvrılarak uzanan helazonik yolun içinde hiç yitmeyen bir ben duruyor.</p>

<p>Kıpırdamayı, yeniden ışığa çıkmayı, yeniden konuşmayı bekleyen…</p>

<p>Yıllardır dingin biçimde yüreğimin derinliklerine gömülmüş yanım o.</p>

<p><img alt="" src="https://www.capakcurgazetesi.com.tr/images/WhatsApp%20Image%202026-04-29%20at%2016_58_19.jpeg" style="width: 709px; height: 408px;" /></p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/golgeme-geri-donmus-yol/147/</link>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:58:52 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BÜGEV Neden Hâlâ Sahada Değil?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bazen bir metni okursunuz ve içinizden “İşte bu” dersiniz. Vizyon berraktır, hedefler nettir, niyet güçlüdür. Bingöl Üniversitesi Geliştirme Vakfı için açıklanan bu vizyon da tam olarak böyle bir metin. Kâğıt üzerinde bakınca, Türkiye’deki pek çok üniversitenin hayal edebileceği bir çerçeve çiziyor, güçlü altyapı, desteklenen öğrenci, teşvik edilen bilim, uluslararası görünürlük…</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Doğruyu teslim edelim: </span></span><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">Bu vizyon övülmeyi hak ediyor</span></span></span></b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ama mesele tam da burada başlıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Çünkü Türkiye’de biz artık vizyon metinlerinden değil, o metinlerin hayata geçip geçmediğinden etkileniyoruz. Kâğıt üzerindeki mükemmellik ile kampüsteki gerçeklik arasındaki mesafe ne kadar açılırsa, o metin o kadar anlamını yitiriyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Şimdi sormak gerekiyor:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bu kadar iddialı bir vizyonu olan bir vakıf, neden öğrencinin gündelik hayatında görünür değil?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Neden bir Bingöl Üniversitesi öğrencisi “BÜGEV ne yapıyor?” sorusuna somut örneklerle cevap veremiyor?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bir vakfın başarısı; hazırladığı PDF dosyalarıyla değil, dokunduğu hayatlarla ölçülür. Burs verdiği öğrenciyle, açtığı yurtla, desteklediği projeyle, kampüste yarattığı farkla… Eğer öğrenci hâlâ barınma, destek ve fırsat konusunda yalnız hissediyorsa, burada ciddi bir kopukluk var demektir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Daha da kritik bir mesele var.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Kurumsal yapı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bir vakıf, hele ki “şeffaf, katılımcı ve yenilikçi” olma iddiası taşıyorsa, yönetim anlayışıyla da bunu göstermek zorundadır. Bugün hâlâ yönetim kurulunun eski rektör üzerinden şekillenmesi, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Bu yapı gerçekten yenileniyor mu, yoksa alışkanlıklar mı devam ediyor?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Kurumsallık, isimlerin değişmesiyle değil, zihniyetin dönüşmesiyle olur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Eğer aynı isimler, aynı bakış açıları, aynı karar refleksleri devam ediyorsa; vizyon ne kadar modern olursa olsun, uygulama eski kalır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ve gençler bunu çok hızlı fark eder.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Tam da bu noktada, yapılabilecek en basit ama en etkili adım aslında çok açık: Yönetim kurulunun, mevcut üniversite yönetimiyle uyumlu şekilde yeniden yapılandırılması ve vakıf yönetiminin yeni rektöre devredilmesi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bu bir “kişi meselesi” değil, bir “kurumsal süreklilik” meselesidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Üniversitenin bugünkü yönünü belirleyen irade ile vakfın kaynaklarını yöneten irade aynı istikamete bakmadıkça, o büyük vizyon sahada karşılık bulmaz. Vakıf ile üniversite arasında güçlü, güncel ve dinamik bir bağ kurulmadığı sürece, en iyi niyetler bile zamanla etkisini kaybeder.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bugünün üniversite öğrencisi, vitrinle yetinmez. Şeffaflık ister erişilebilirlik ister doğrudan temas ister. Bir vakıf gerçekten güçlü olmak istiyorsa, önce öğrencinin zihninde yer edinmek zorundadır. “Var” olmak yetmez, “hissedilmek” gerekir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">BÜGEV’in metni güçlü. Hedefleri doğru. Niyeti tartışılmaz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ama şimdi asıl soru şu:</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bu vizyon ne zaman kampüste hissedilecek?</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Ve daha önemlisi…</span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos">Bu dönüşüm için gerekli adımlar ne zaman atılacak?</span></span></span></span></p>

<ul>
	<li class="15"><b><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-weight:bold">Fuat Sönmez </span></span></span></b></li>
</ul>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/bugev-neden-hala-sahada-degil/146/</link>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 13:05:12 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ADEM'İN OĞLU HABİL GİBİ OL</title>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Bu yazının başlığını; 1931’de Suriye’de doğup 2022’de İstanbul’da hayata gözlerini yuman mütefekkir <b>Cevdet Said</b>’in, Peygamber Efendimize dayandırılan bir hadisten esinlenerek kaleme aldığı o meşhur kitabından ödünç aldım. Kitapla ilk tanışıklığım, hafızam beni yanıltmıyorsa 1999 senesindeydi. Söz konusu hadisin sahihliği hakkında derin bir teknik bilgim olmasa da zihnimde bıraktığı çağrışım ve kalbimde edindiği yer her zaman çok kıymetli kalmıştı.</p>

<p dir="ltr">​Cevdet Said, Habil ile Kabil’in kıssasında geçen; <i>“Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.”</i> (Mâide, 28) ayetinden yola çıkarak, kardeş kavgasının insanlığın önüne dikildiği o karanlık mecraları muazzam bir şekilde dile getiriyor.</p>

<p dir="ltr">​Aynı anne ve babanın çocukları olan biz insanoğlu; tıpkı Habil ve Kabil gibi her gün kendi aramızda haklı ya da haksız kavgaların içerisinde bocalayıp duruyoruz. Mensubu olduğumuz dinin, <i>“Müminler ancak kardeştir”</i> uyarısına ve emrine rağmen, kendi aramızda bile gerçek manada kardeş olamamanın derin ıstırabını yaşıyoruz. Kardeşin kardeşe el kaldırmayacağını bize öğreten ilk insanın Habil olduğunu söylesek, herhalde yanlış olmaz. Hatta Habil; kardeşlik hukukunun ilkelerini insanlığa miras bırakan ilk yasa koyucudur.</p>

<p dir="ltr">​Bunca yasaya ve toplumsal kurala rağmen bizler hâlâ kardeş kavgasını, hatta kardeş katlini körükleyecek davranışlardan kaçınmıyor; bizzat bu eylemlerin içinde yer alıyoruz. <i>“Bana vursan da beni kırsan da sana elim kalkmayacak”</i> diyen Habil'in ferasetinden bugün fersah fersah uzaktayız. Hele ki yaptıklarımızın "doğru" olduğuna dair bir inancımız varsa, nefsimizi bir gurur abidesine dönüştürüp kendimizi hemen "allâme-i cihan" ilan ediyoruz.</p>

<p dir="ltr">​Dünyanın türlü renklerini hazmedemeyenler; kendi çıkarlarını ve ideolojik saplantılarını adeta birer "kıble" edinmiş durumdalar. İnsanlar; kimi zaman renginden, kimi zaman düşüncesinden, kimi zaman da inancı ya da mezhebi dolayısıyla "hakir" görülüyor veya kolayca "kâfir" ilan ediliyor. Halbuki rehberimiz Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmamış mıydı?</p>

<blockquote>
<p dir="ltr">​“Yakında büyük fitneler olacak; o fitnelerde oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunursa ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak bir mekân bulursa ona sığınsın.”</p>
</blockquote>

<p dir="ltr">​Ne yazık ki ilahi emirlerden ziyade, "Kabilleşmiş" nefsimizin istek ve arzularına göre savruluyoruz. Bugün dünyada "Habilce" bir vakardan ziyade, gaddarca bir "Kabillik" hüküm sürüyor. Oysa Habil ve Kabil kıssası, sadece Kur’an’da geçen bir anlatı değil; Tevrat ve İncil’de de yer bulan evrensel bir ibret levhasıdır. Tercih yine biz insana bırakılmıştır: Habil’in teslimiyeti mi, yoksa Kabil’in bitmez tükenmeyen hırsı mı?</p>

<p dir="ltr">​Modernizmin bugün kulaklarımıza fısıldadığı hırslar, aslında Şeytan’ın Kabil’e fısıldadıklarıyla aynı; değişen sadece zaman ve mekândır. Ruhlardaki ihtiras ve sahip olma duygusu zamansız bir hastalıktır. Aşırı hırslarımız dünyayı yaşanmaz hale getirirken, kölesi olduğumuz bu çarkın arasından sıyrılıp modernizme haykırmak gerekmez mi?</p>

<p dir="ltr">​<b>“Âdem’in oğlu Habil gibi ol!”</b> düsturunu hem kendimize hem de tüm dünyaya duyurmanın vakti geldi de geçiyor. Bu ilkeyi bir "serlevha" yapıp hayatımızdaki yol işaretlerine dönüştürmeliyiz. Geçmişin acılarını ve düşmanlıklarını bir kenara bırakıp, <i>“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”</i> ayetinin gölgesine sığınmalıyız.</p>

<p dir="ltr">​Kaybedilecek bir canımızın, feda edilecek tek bir anımızın dahi olmadığı bu dünyada; kardeşin kardeşe gerçekten "kardeş" olduğu bir atmosferde buluşmak ümidiyle...</p>

<p dir="ltr">https://yukseldargin.blogspot.com/2026/04/ademin-oglu-habil-gibi-ol_01431180311.html</p>
]]></content:encoded>
<author>Yüksel Darğın</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/yuksel-dargin/adem-in-oglu-habil-gibi-ol/145/</link>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 13:03:37 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İNSAN, ÇEVRE VE VİCDANİ  SORUMLULUK </title>
<content:encoded><![CDATA[<p>-Son günlerde Bingöl’de doğal çevreyi korumak, yaşatmak ve güzelleştirmek için emek veren, sessiz ama kıymetli bir gayretin taşıyıcısı olan herkese ithaf edilmiştir.-   </p>

<p>Kendimle konuşuyorum; sesim dışarı taşmadan, zamana karışmadan.</p>

<p>Yaradan, insanı bu yaşama teslim ettiğinde bir mülkün anahtarını uzatmadı; atan bir kalbi, emanet edilen bir ruhu bıraktı avuçlarına.</p>

<p>İnsana yüklenen bir sorumluluktu bu.</p>

<p>Dokunurken incitmemeyi, alırken yerine koymayı, bakarken görmeyi öğreten ağır bir emanet…</p>

<p>Toprağa her bastığımda geçmişin tortusu ayağıma yapışır.</p>

<p>Çocukluğun kokusu, eski evlerin avlusu, yağmurdan sonra koyulaşan toprağın rengi…</p>

<p>İnsan, yaşadığı çevreyi yalnızca kullanmaz; ondan biçim alır.</p>

<p>Duvarlar yükseldikçe içimdeki ferahlık daralır.<br />
Yeşillikler azaldıkça cümlelerim sertleşir.</p>

<p>Rengârenk çiçeklerle dolu bir bahçede yürüdüğümde omuzlarım iner.</p>

<p>Gözüm bir papatyaya değdiğinde düşüncelerim berraklaşır.</p>

<p>Temiz akarlı bir suyun yanında durduğumda benliğimdeki yalnızlık dağılır.</p>

<p>Doğa, insanı terbiye eder; fark ettirmeden, öğüt vermeden.</p>

<p>Kirlenmiş bir çevre, kirlenmiş bir estetik üretir.</p>

<p>İhmal edilen sokaklar, ihmal edilen sosyal ilişkiler doğurur.</p>

<p>Teoride paylaşılan değerler, pratikte karşılığını bulamaz.</p>

<p>İnsan bunu başkasında değil, önce kendinde görür.</p>

<p>Ben kendime baktığımda şunu itiraf ederim:</p>

<p>Çevrem neyse, ben oyum.</p>

<p>Kırıp döktüğüm yerler, yüreğimde kırılıp dökülen, tamir edemediklerimdir belki.</p>

<p>Koruduğum her alan, vicdanımda aydınlığa açılan bir penceredir.</p>

<p>İyilik, konuşulduğu kadar değil; yaşandığı kadar yeşerir. </p>

<p>Komşulukta, alışverişte, dostlukta paylaşılarak gösterilen bir özen vardır.</p>

<p>Bu özen kaybolduğunda hayat kaba bir düzensizliğe dönüşür.</p>

<p>Doğanın düzeni, insanın hoyratlığıyla yoruldu artık.</p>

<p>Toprak kazıldıkça insan içten oyuldu.</p>

<p>Sular yönlendirildikçe merhamet yönünü şaşırdı.</p>

<p>Hava ağırlaştıkça düşünceler de bulanıklaştı.</p>

<p>Yine de umut vardır.</p>

<p>Çünkü insan, gördüğünü etkileyebilir, değiştirebilir.</p>

<p>Bir ağacı koruyarak, bir alanı temizleyerek, bir bakışı yumuşatarak…</p>

<p>Küçük bir adım, büyük bir iyileşme başlatır.</p>

<p>Yaşadığım çevre, bana kim olduğumu anlatır.</p>

<p>Ben de ona nasıl biri olmak istediğimi gösteririm.</p>

<p>Bu, karşılıklı bir yazgıdır; silgisi yoktur.</p>

<p>Nice yaşanmışlıklar şahittir ki;</p>

<p>Yaşadığın çevreyi güzelleştirmek, insanın kendini güzelleştirmesidir.</p>

<p>İyiliği ve güzelliği, toprağa atılmış bir tohum misali yeşertmektir.</p>

<p>Ve insan kendini arınmaya bıraktığında, çevre de narin bir edayla ona eşlik eder.</p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/insan-cevre-ve-vicdani-sorumluluk/144/</link>
<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 19:43:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hakikat ve İnsanlık Manifestosu</title>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">​Halil Cibran, <i>Kum ve Köpük</i> kitabında şöyle der: <b>"Eğer söylediğin, güzelliğin şarkısı ise çölün ortasında bile dinleyenin olacaktır."</b> Hak ve hakikat genel itibarıyla evrenseldir; bu nedenle söylenen sözlerin hakikati temsil etmesi gerekir. Yeryüzünün karanlığında ışık yakılması, o ışıklar doğrultusunda bir yol ve iz bulunması elzemdir. Söylenilen söylevin, nutkun doğru ve düzgün olması bu yolda yeterli bir başlangıçtır.</p>

<p dir="ltr">​Dünyanın her tarafının kan deryası haline gelmesi, hepimizin sinir uçlarına dokunuyor —ki dokunması gerekir de. Kimi yerlerde insanların başlarına evleri, kimi yerlerde ise dünyaları yıkılıyor. Muktedirler kendi iktidarlarının derdindeyken, mazlumlar acıların hüküm sürdüğü mecralarda bir lokma ekmeğin peşinde geziyor.</p>

<p dir="ltr">​Geçmişin birçok döneminde hep güçlülerin tarihi yazıldı. Mazlumlar ise sadece öldükleri sayı kadar kaldılar ya da o sayıyı bile söyletmediler. İranlı düşünür Ali Şeriati, piramitlerin yanında dizili olan taşlar için: <b>"O gün bile size bir mezar layık görülmedi, bugün de..."</b> diyerek, piramitlerin inşaatında çalışan ve öldüklerinde cesetleri üzerine taş basılan kölelere bir nevi ağıt yakmıştır.</p>

<p dir="ltr">​Bugün ölen birçok savaşçı sadece sayıları ile hatırlanıyor. Ölenlerin arkasından uydurma kahramanlık hikâyeleri yazılmıyor mu? Binlerce insan bir bombanın düşmesiyle katlediliyor ve bizler haber bültenlerinde sadece rakamlara bakıp geçiyoruz. Oysa bir insan iki günde serpilip büyümüyor; iki günde anlayış veya idrak kademesine erişemiyor. Her insan, varlığı itibarıyla mübarek ve üstün bir yaratılışla dünyaya gelmiştir. Bu kadar "ekmel" (en kâmil) olan bir varlığı, kişisel çıkarlar için yok etme hakkı hangi kanunla elde edilebilir?</p>

<p dir="ltr">​Afrika'da insanlar renkleri nedeniyle hâlâ "beyazlar" tarafından tokalaşmaya bile layık görülmüyor. Birçok ülkede, başkasının maşası olmuş ve mazlumların kanını emen vampirleşmiş örgütler mevcuttur. Öte yandan, kendisini tüm insanlığın efendisi sanan ırkçı yaklaşımlar, kapital yollarla hem fikir hem de kültür dünyasını işgal eden emperyal güçler, kendi yakınındaki halkları yerinden yurdundan eden devletler... Sayamadığımız nice yapı, insanlığın huzurunu bozmak için elinden geleni ardına koymuyor.</p>

<p dir="ltr">​Bu kadar açgözlü ve doyumsuz hırsları olan bir azınlık, durdurulması gereken bir tehlike haline gelmiştir. Bu tehlike; sağımızda, solumuzda, tüm dünyada güzellik ve iyilik adına ne varsa yok etmeyi kendine görev addetmiştir. Kendi tanrılaşan nefislerinin emirlerini, insanlığı yok etmekle tehdit ederek dayatıyorlar.</p>

<h3 dir="ltr">​Peki, Ne Yapmalıyız?</h3>

<p dir="ltr">​İğne ile kuyu kazsak, tırnaklarımızı etimize geçirsek bile gelecek adına çabalamak zorundayız. Etrafımıza örülen öfkenin dikenli tellerini, canımızın yanması pahasına söküp atmalıyız. Hakikati haykırmanın bedeli Sokrates gibi baldıran zehri içmek olsa bile, o hakikati anlatmak zorundayız. Hakikatin bir güneş olduğuna ve balçıkla sıvanamayacağına inandığımız gibi, haykırış eylemini de yerine getirmeliyiz. Bu dünyaya bir kere gelinecek; öyleyse bu yaşam neden şerefli bir duruşla taçlanmasın? Daha nice ömürler yaşanacak, yaşlanacak bu ömürler artık heba edilmemeli. </p>

<p dir="ltr">​<b>Son söz olarak:</b></p>

<p dir="ltr">Biz bize destek olmalı, birbirimizi kollamalıyız. Matt Haig'in <i>Rahatlama Kitabı</i>'nda çevirmen Çiğdem Öztekin'in ifade ettiği gibi:</p>

<blockquote>
<p dir="ltr">​"Bizler her şeyiz, her şeyle bağlantı halindeyiz. Biz bizle, bir an diğer anla, insan insanla, acı hazla, çaresizlik hissi umutla... Zor zamanlarda derin bir avuntuya, sağlam bir kayaya, sağlam bir desteğe ihtiyaç duyarız."</p>

<p dir="ltr">https://yukseldargin.blogspot.com/2026/04/hakikat-ve-insanlk-manifestosu.html</p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
<author>Yüksel Darğın</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/yuksel-dargin/hakikat-ve-insanlik-manifestosu/143/</link>
<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 14:05:18 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Borçsuz Bir Kulüp, Borçlu Bir Şehir</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>12 Bingölspor’u üç yıl içinde 2. Lig’e taşıyan bir başkan, ardında borçsuz bir kulüp bırakarak görevinden ayrıldı. Asıl soru ise şu: Bu şehir, verilen emeğin karşısında gerçekten borçsuz mu?<br />
“Yola çıkarken en yabancı olduğum yolculuk, 12 Bingölspor Kulüp Başkanlığıydı.”<br />
Bu sözler, yaklaşık bir yıl önce 12 Bingölspor’u Bölgesel Amatör Lig’den alıp 2. Lig’e yükselten Başkan Mehmet Engin Özturan’a aitti. Geçen sürede yaşadıkları da düşünüldüğünde, bu görevin ona yalnızca tecrübe değil, yılların yükünü de kattığını söylemek yanlış olmaz.<br />
Bugün basınla paylaştığı “borcu yoktur” belgeleri, Türk futbolunda nadir görülen bir tabloyu ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıl yükselen, bu sezon mücadele eden ve yeniden üst lige çıkan bir kulübün mali açıdan tertemiz olması neredeyse istisna sayılabilecek bir durum. Hatta ülke genelinde bu belgeye sahip kulüp sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini söylemek abartı olmayacaktır.<br />
Ancak yüzlerce kulüpte başkanlık koltukları doluyken, bugün 12 Bingölspor’da o koltuk boş.<br />
Peki neden?<br />
Bir insan, en başarılı olduğu anda sahneden çekilir mi? İsmini pankartlara yazdırıp başarıyı uzun süre sahiplenenler varken, bu başarının mimarı neden en keyifli anında geri durur?<br />
Belki de onun görmek istediği tek bir kişi vardı… ve o kişi bu başarıya tanıklık etti. Gururu sessizce yaşamak, mutluluğu kendi dünyasında saklamak istemesi en doğal hakkıydı.<br />
Kocaman bir tebrik…<br />
Meselenin Şehir Tarafı<br />
Mehmet Engin Özturan, takımı devraldığında hedefini üç yıl içinde 2. Lig olarak açıklamıştı. Bugün bu hedef gerçekleşti. Fakat gerçek başarı yalnızca lig yükselişi değildir.<br />
Asıl başarı; ilk yıldan itibaren bölge şampiyonu olan bir altyapı kurmak, şehir adına bir stadyum mücadelesi vermek ve tüm bunları hiçbir beklenti içine girmeden gerçekleştirebilmektir.<br />
Kısacası, bu şehrin takımını kimi zaman şehirden yeterli destek görmeden başarıya taşımaktır.<br />
Geçtiğimiz günlerde “iğneyi kendimize batırmalıyız” demiştim.<br />
Bu insanlar bize uzun süredir hissetmediğimiz bir sevinci yaşattı. Çocuklar sokaklarda, stadyum çevresinde mutluluk çığlıkları attı.<br />
Peki biz ne yaptık?<br />
Yeterince ilgilenmedik. Gerektiği kadar sahiplenmedik. Hatta çoğu zaman görmezden geldik.<br />
Onlar ayda birkaç kez işlerini ve ailelerini bırakıp bu şehre geldi. Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen takımları, yöneticileri ve sporcuları ağırladı. Üstelik kendi adlarına değil; Bingöl’ü temsil etmek için.<br />
Karşılığında maddi kazanç değil, en değerli varlıklarını ortaya koydular: zamanlarını.<br />
Belki bir karne gününü, belki bir bayramı, belki çocuklarının unutulmaz anlarını kaçırdılar.<br />
Biz ise çoğu zaman maçı kahvede izlemekle yetindik. Oysa stadyuma gitmek yirmi dakika bile sürmüyordu.<br />
Kazandıklarında hazır cümlelerle tebrik ettik; kaybettiklerinde ise kolayca suçlamalara yöneldik.<br />
Dürüst olalım:<br />
Bunları hiç söylemedik mi?<br />
Yargılamak, en hızlı başvurduğumuz yöntem olmadı mı?<br />
Bugün paylaşılan “borcu yoktur” yazısı, aslında hepimize verilmiş güçlü bir mesaj niteliğinde. Bir tokat adeta<br />
Peki bizim borcumuz yok mu?<br />
Bu emeğe, bu sevince, bu başarıya ve yüzlerce çocuğun sporla buluşmasına katkı sağlayan o altyapıya karşı sorumluluğumuz yok mu?<br />
Bu insanlar bu şehirde ihale mi aldı? Yol mu yaptı? Siyasi bir kazanç mı hedefledi?<br />
Samimi olalım.<br />
Bugün kupayı Bingöl’de teslim alan başka biri olsaydı, belki akşamında kupayla birlikte başka kapılara yönelirdi. Bu da mümkündü. Ancak mesele niyet meselesidir.<br />
12 Bingölspor Başkanı Mehmet Engin Özturan;<br />
Otuz yıl sonra bu şehre özlenen sevinci yaşatmış, üç yıl içinde takımı 2. Lig’e taşımış, kulüp tarihinde ilk kez altyapı yapılanmasını kurmuş ve bu altyapıyla köklü takımlara karşı önemli başarılar elde etmiştir.<br />
Burada ayrı bir parantez de Altyapıdan Sorumlu Yönetici Ömer Baraç için açmak gerekir. İngiltere’de olmasına rağmen seçmelerden antrenman süreçlerine kadar her ayrıntıyla bizzat ilgilendi. Bingöl’de çocukların gelişimi için kurduğu kendi kulübünü kapatarak tüm emeğini 12 Bingölspor’a adadı. Fotoğraf paylaşmadı, reklam yapmadı; ancak bu şehre sunduğu katkı, burada yaşayıp hiçbir sorumluluk almayan pek çok kişiden daha büyüktü.<br />
Bu nedenle kısa sürede oluşturulan altyapı çalışmaları ayrıca uzun uzun anlatılmayı hak ediyor.<br />
Başkan Özturan’a dönersek…<br />
Bunları yapmak zorunda değildi.<br />
Ama yaptı.<br />
Ve görevini en onurlu şekilde devretti.<br />
Yeni Bir Dönem Başlıyor<br />
Artık önümüzde yeni bir süreç var.<br />
Borçsuz bir kulübe talip bulmak zor değildir. Asıl mesele, bu kulübü ileriye taşıyacak vizyonun kimde olduğudur.<br />
Temennimiz; sporu gerçekten bilen, çocukların geleceğinde sporun ve sanatın önemini kavrayan insanların bu sorumluluğu üstlenmesidir.<br />
Aksi hâlde ne olacak?<br />
Yeniden ikna heyetleri mi kurulacak? İmza kampanyaları mı başlatılacak?<br />
Bunu zaman gösterecek.<br />
Ancak unutulmamalı:<br />
Lig başlamak üzere.<br />
Takım yapılanması, kamp programı, teknik kadro ve transfer süreci hızla planlanmalı.<br />
Çünkü zaman, düşündüğümüzden çok daha hızlı ilerliyor.</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Berdibek</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-berdibek/borcsuz-bir-kulup-borclu-bir-sehir/142/</link>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:16:41 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bingöl Belediyesi'nde Usulsüzlük Gölgesi Günah Keçisi Değil, Gerçek Suçlular Aranmalı</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatta bazı yerler vardır disiplinin, düzenin ve adaletin ne kadar önemli olduğunu insana en sert şekilde öğretir. Cezaevi de bunlardan biridir. Askerliğimi askeri gardiyan olarak yaptım. Cezaevi şartları kolay değildir. Oraya düşen insan, yaptığı hatanın bedelini anlamalı ki bir daha aynı yanlışa düşmesin. İçeri giren bilir cezaevinin kapısından adım attığı anda farklı bir düzen başlar.<br />
İlk günlerimde bize verilen bir nasihat vardı:<br />
Oğlum, dayak atmak yasak ama zorunlu atacaksın iz bırakmayacaksın. İz bırakan yanar.<br />
Sert, acımasız ama sistemin kendi içindeki gerçeklerinden biriydi bu. Yani yapılan iş ne olursa olsun, geride delil kalırsa hesap kaçınılmaz olurdu.<br />
Bugün dönüp Bingöl Belediyesi’nde konuşulan usulsüzlük iddialarına baktığımda, aklıma aynı cümle geliyor,<br />
Çalacaksın, çırpacaksın ama iz bırakmayacaksın iz bırakırsan yanarsın.<br />
Ne acıdır ki mesele tam da buraya gelmiş durumda.<br />
Ortada bir usulsüzlük varsa, bu artık dedikodu olmaktan çıkmış, kamu vicdanına düşmüş bir meseledir. Belediyeler milletin evidir halkın vergisiyle ayakta duran kurumlardır. Orada yapılan her yanlış, doğrudan halkın hakkına uzanan bir eldir. Bu yüzden mesele sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir meseledir.<br />
Bugün herkesin sorması gereken soru şudur,<br />
Bu usulsüzlükte kimlerin parmağı var?<br />
Bir kişi mi?<br />
Bir grup mu?<br />
Yoksa yıllardır sessizce büyüyen bir düzen mi?<br />
Eğer gerçekten adalet aranıyorsa, birini ya da birkaç kişiyi günah keçisi ilan ederek dosya kapatılmamalıdır. Kim bu işin içindeyse, kim halkın hakkına el uzattıysa, kim göz yumduysa, kim sustuysa herkes hak ettiği kadar hesap vermelidir.<br />
Adalet seçici olmaz.<br />
Adalet, güçlüye başka, zayıfa başka işlemez.<br />
Adalet, sadece görüneni değil, görünmeyeni de ortaya çıkarmalıdır.<br />
Bugün yapılması gereken tam olarak budur.<br />
Çünkü belediye içinde yaşanan usulsüzlükler sadece maddi kayıp değildir güven kaybıdır. Halkın devlete olan inancını sarsan en büyük yara budur. İnsanlar hizmet beklerken, birilerinin çıkar peşinde koşması kabul edilemez.<br />
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir tehlike daha vardır.<br />
Bu tür süreçlerde bazen gerçek suçlular gölgede kalır, bazı insanlar haksız yere zan altında bırakılır. Kiminin işine gelir, kiminin hayatını karartır. Bazıları fırsat kollayıp bu süreci yeni hesaplaşmaların zemini haline getirir. Kimi rakibini saf dışı bırakmak ister, kimi kendi kirini başkasının üstüne atmaya çalışır.<br />
İşte en büyük tehlike budur.<br />
Usulsüzlükle mücadele adı altında yeni usulsüzlüklerin kapısı açılmamalıdır.<br />
Dışarıdan çıkar çevreleriyle entegre olmuş, belediyeyi kendi menfaat kapısı görenler de iyi bilinmelidir. Sadece içeride değil, dışarıda da bu kirli düzenin destekçileri vardır. Belediye kapısından girip halkın hakkını kişisel kazanca çeviren herkes aynı sorumluluğu taşır.<br />
Ama bir şeyi de gözden kaçırmamak gerekir<br />
Gemide bir delik açılmışsa, o gemide bulunan herkes bundan zarar görür.<br />
Kimisi doğrudan, kimisi dolaylı.<br />
Ama sonunda su herkese ulaşır.<br />
Bugün Bingöl Belediyesi’nde açılan bu delik, sadece birkaç kişinin değil, bütün şehrin meselesidir. Çünkü belediye sadece bina değildir şehir hafızasıdır, hizmet merkezidir, halkın umududur.<br />
Bu yüzden temennimiz nettir:<br />
Bu süreç gerçekten temizlenme süreci olsun.<br />
Üstü kapatılan değil, açığa çıkarılan bir süreç olsun.<br />
Kurban seçilenlerin değil, gerçek sorumluların hesap verdiği bir süreç olsun.<br />
Ve en önemlisi.<br />
Yıllarını halkın hizmetine vermiş, işini hakkıyla yapan, alnı açık, vicdanı rahat, adil ve dürüst çalışan insanların emeği heba edilmesin. Çünkü bir kurumun içinde yanlış yapanlar olduğu gibi, o kurumu ayakta tutan namuslu insanlar da vardır.<br />
Herkesi aynı kefeye koymak en büyük haksızlıktır.<br />
Bizim derdimiz intikam değil adalettir.<br />
Bizim talebimiz karalama değil temizliktir.<br />
Bizim beklentimiz bağırmak değil hakkın yerini bulmasıdır.<br />
Halkın gözü üzerinizde.<br />
Bunu unutmayın.<br />
İz bırakanlar yanar.<br />
Ama bazen asıl mesele, o izi kimlerin yıllarca görüp sustuğudur.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/bingol-belediyesi-nde-usulsuzluk-golgesi-gunah-kecisi-degil-gercek-suclular-aranmali/141/</link>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:14:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çuvaldız Öldü Mü?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çuvaldız Öldü mü?<br />
Son günlerde yaşanan acı olayların ardından toplum olarak üzüldük ve canımız yandı. Çocukların çocukları hedef alan şiddet eylemleri büyük yankı uyandırdı. Bizler de hem üzüldük hem öfkelendik. Ama öfkemiz asında neye? Bir ya da iki ebeveyn mi bunların sorumlusu? Sistemin kendisi mi? Yoksa topyekün yine toplumun kendisi mi? Bizler kolayına kaçıp sorumluluk üstlenmek yerine hemen birilerini hedef tahtasına oturtup saldırmaya başladık. Biraz da durumun iç yüzüne bakalım isterseniz.<br />
Son çeyrek asırda ülkemizde eğitim sisteminde köklü ve önemli denilebilecek 15 tane büyük değişim oldu. Peki son kullandığımızdan önceki 15 taneyi değiştirenler yine aynı değil mi? Son 25 yılda 11 tane eğitim bakanı değişti bu ülkede sadece 3 tanesi eğitimci. Çocukların eğitim hayatı bu kadar mühim şekilde görülüp her gelen keyfi şekilde üzerinde oynama yaparken ülkede değişmeyen üç şey söyleyeyim mi? 1- İktidar, 2- Lider, 3- Mütteahitler. <br />
Konudan sapmadan devam edelim. Bu ülkede çocukların en az %10’luk kısmı profesyonel olarak psikolojik desteğe ihtiyaç duyuyor. Buna erişim imkânı olan kısım %2. Bu ülkede okula giden öğrencilerin yaklaşık %20’si ekonomik nedenlerden ötürü sabah kahvaltı yapamadan güne başlıyor. Bu ülkede öğrencilerin %40’ı ise diğer sebepler de eklendiğinde güne kahvaltısız başlıyor. Lise çağındaki öğrencilerin %19’luk kısmı günde bir öğün atlamak zorunda kalıyor. <br />
Ebu Zer El-Gıfari’ye atfedilen o meşhur ve sarsıcı sözü hatırlayalım isterseniz: "Geceyi aç geçirip de sabah kılıcına davranmayanın aklına şaşarım." Bu söz, sadece fiziksel bir açlıktan değil; adaletsizliğe, eşitsizliğe ve insanın en temel hakkı olan yaşam onurunun zedelenmesine karşı bir itirazın sembolüdür. Bizler bu çocukların aç kalmasına göz yumarken onların bir şekilde topluma öfkelenmesine, kızmasına, bilenmesine neden oluyoruz. O çocukların babası, annesi elbette ki ihmalleri hataları vardır ama tek suçlu onlar demek kafamızı kuma gömmekten başka bir şey değildir.<br />
Okullar sadece çocukları belli saatlerde anne ve babaları çalışırken oyalamak için kullanılan yerler olmaktan çıkarılmalıdır. Çocuklara dil bilgisi, hayat bilgisi, cebir falan öğretmeden önce etik ve ahlak eğitimleri verilmelidir. Anneler ve babalar sorumluluklarının bilincinde olmalı bu konuda gerekirse zorunlu eğitimlere tabi tutulmalıdır. Bu eğitimler kağıtları doldurmak için değil, okullarda kağıt doldurtmaktan öğrenci ile ilgilenmesine fırsat verilmeyen rehberlik öğretmenleri gibi rehberlik hizmeti sunmaya çalışmak ya da formalite gereği seminerler falan düzenleyip öğretmenleri bezdiren uygulamalar şeklinde de olmamalıdır. PDR öğretmenlerine formalite icabı belge doldurmak yerine, onların alanını küçümseyip külfetmiş gibi görmek yerine bin tane öğrenciyle tek tek bir kişinin ilgilenmesini beklemek yerine bu alanı daha verimli hale getirmenin yollarını aramak gerekmiyor mu? Bu konuda yine bu işi yapan öğretmenlere danışılması gerekmiyor mu? Sadece tehlikeli öğrencileri tespit edip size bildirmek mi olmalı görevleri? Yoksa çocukların ailelerinin yanında ikinci evi olan okulda sığınacak bir liman olarak mı görmeleri gerekir?<br />
Eğitimciler de öncelikle mesleğin sorumluluğu ve önemini bilerek hareket etmelidir. Okul bir an önce bitse de gitsem esas işlerimle ilgilensem denilen yer değildir. Okul, videolar çekip sosyal medyalarda öğrencileri insanlarla paylaşacak yer değildir. Okul sendikacılık oynayıp öğrenciyi merkezine almayan anlayışla yönetilen yer değildir. Okul birbirini çekiştirmekten derslere odaklanmama yeri değildir. Bizler sorumluyuz, bizler eksiğiz, bizlerden çok fazla emek-zaman harcayan öğretmenlerimiz desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bunları biliyor ve düzeltilmesi için de harekete geçilmesi gerektiğini söylüyoruz. Ama öğretmenlerimiz de kendi sorumluluklarının bilincinde olup ona göre hareket etmelidirler. İcra ettikleri kutsal bir meslek ve gerçekten de sorumlulukları büyük.<br />
Ülkemizde gereğinden fazla eğitim fakültesi, oralarda ise yeterince kaliteli ve yetkin olmayan akademisyenler ve onların elinden yetişip çıkan öğretmen sayısı çok fazla. Kaliteli eğitimci yetiştirmek için uzmanların görüşlerine göre gerekli adımlar atılmalı. Liseleri sanayiye çevirmekle övünmek yerine elimizden kayıp gitmekte olan bir nesli nasıl kurtarabilir onu düşünmeliyiz. Bu sürekli telefona bakıyor, saçma müzik dinliyor, kitap okumuyor, edebiyattan, sanattan, spordan haberi yok ithamlarıyla ötekileştirdiğimiz çocuklar 20 yıl sonra bizlerin yerini alacak. Onlar çocuk yetiştirecek, onlar ülke idare edecek, onlar eğitimci, yazar olacak. Şimdi sabah okula aç giden çocuklar yarın bunun hesabını sorma imkanına kavuştuklarında kimsenin gözünün yaşına bakmayacaklar.<br />
Çocuklara kahvaltı ve okullara güvenlik ekonomiye yük müdür? Millet zaten istemiyor. Üç tane HES yapmayın. Zaten bizim paramızla, bizim topraklarımızda yapılan, Allah’ın suyu ile dolan barajlardan gelen elektriği bir ton paraya satıyorsunuz bize. Biz daha fazla elektirik istemiyoruz şu anda. Karnı tok çocuklar istiyoruz. Olabildiğince güvenli alanlar istiyoruz. Daha çok okul daha çok rehberlik öğretmeni istiyoruz. Mennan Hoca tek başına bin tane öğrencinin hangi birine koşsun? Barajlar yetmediyse muhtarlar var. Ülkemizde vatanını en çok seven, devletine en bağlı, yoldaki kayadan, koltuktaki kaymakama kadar hepsini en çok sevenler onlar. Devletin verdiği maaşı, sigortayı, belediyelerin sunduğu muhtar evi ve hizmetleri desteklerini, silah ruhsatına ödemedikleri parayı hesaba katarsak bence muhtarları kapatıp çocuklarımıza kahvaltı verelim. Birçoğunuz en son ne zaman muhtarınızla konuştunuz hatırlıyor musunuz? Muhtarınızın yeri nerede biliyor musunuz? Mühür bastırmaya ihtiyacınız mı var yoksa askerden mektup mu bekliyorsunuz? Muhtarın görevi neyse insanlar başına et (@) koyup ilgili kurumu etiketleyerek sorunlarını dile getiriyorlar zaten. İktidar bekçiliği yapılacak diye, mahalleli çocuğunu okula aç gönderirken gömleğini giyip kareli ceketini, takım elbisesini çekip sağda solda birileriyle fotoğraf çekilen adamlar çok mu lazım? <br />
Konu acı bir konu. Hassas bir konu. Birkaç açıdan değerlendirmeyi uygun bulduğum için ben de yazmak istedim. Ama bu konuda herkesin suçu var. İğne bizi kesmez artık. Çuvaldız lazım. Başkalarına batırmak yetmez artık kendimize çevireceğiz ucunu. Ama ne iğne kaldı ne çuvaldız. Ceplerimiz iğne dolu hepsi de başkalarına artık. Peki çuvaldız öldü mü?</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Berdibek</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-berdibek/cuvaldiz-oldu-mu/140/</link>
<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 22:40:27 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇOK UZAKTA, ÇOK YAKINSIN </title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu satırlar; şehre duyulan özlem, aidiyet duygusu ve zamanın dönüştürücü etkisi üzerine tarafımca kaleme alınmış, parafraz yöntemi kullanılarak yeniden yorumlanmış özgün hâlidir.<br />
-Şehrine Özlem Duyanlara-<br />
“Hepsi bir uçurtma gibi gökyüzünde süzülür, biz ise ipi çoktan koparmışız.”<br />
Hüzün çökmüş yüreğimin, Büyük Okyanus’taki Bermuda Üçgeni girdabındaki derinliği kadar olan yerine.<br />
Hasret sinmiş hücrelerimin, Everest Dağı kadar yüksek olan uzaklığına.<br />
Hatırlar mısın?<br />
Dönüp baktığımda ardından, uzun saçlarının döküldüğü sırtına siyah gözlerimi bıraktım.<br />
“Artık çok uzakta, çok yakınsın.” demiştim.<br />
Hâlâ orada gözlerim.<br />
Hâlâ orada sözlerim.<br />
Hâlâ orada benliğim.<br />
Hâlâ orada deport edilmiş hayallerim.<br />
Hâlâ orada unutulmuş aidiyetlerim.<br />
Karınca adımlarıyla kaldırımlarında yürürken şehrimin, dörtnala koşan atlar misali ne kadar hızlı değişti her şey...<br />
Yol,<br />
ev,<br />
ağaç,<br />
çiçek,<br />
fikir<br />
ve insan.<br />
Ne çabuk değişti her şey...<br />
Siyah beyaz, beyaz siyah oldu; anları yaşayamadan.<br />
Geceler uzundu, sessizdi.<br />
Tatlı uykularından uyanan çocukların, susuzluktan kurumuş dudakları arasından dökülen ürkek sesleriyle “Anne, su.” deyişleri...<br />
Sevginin en katıksız hâlleri.<br />
Saygının en güzel ifadeleri.<br />
Acıların ve sevinçlerin en içten paylaşımları.<br />
İkirciksiz, pazarlıksız sosyal iletişimin renkleri nasıl bu kadar pervasızca tükendi?<br />
Bunaltıcı sıcaklıklar için rüzgâr serinletici bir nefes, mizah ise hüzünleri dindiren bir ilaç gibiydi.<br />
An yaşanırdı.<br />
Geçmiş yâd edilirdi.<br />
Gelecek ise tahayyül ve tasavvur mevzularıydı.<br />
Hüzün çökmüş yüreğimin, Bermuda Üçgeni girdabındaki derinliği kadar olan yerine.<br />
Hasret sinmiş hücrelerimin, Everest Dağı kadar yüksek olan uzaklığına.<br />
Hatırlar mısın?<br />
Dönüp baktığımda ardından, uzun saçlarının döküldüğü sırtına siyah gözlerimi bıraktım; “Çok uzakta, çok yakınsın.” demiştim.<br />
Hâlâ orada gözlerim.<br />
Hâlâ orada sözlerim.<br />
Hâlâ orada benliğim.<br />
Hâlâ orada deport edilmiş hayallerim.<br />
Hâlâ orada unutulmuş aidiyetlerim.<br />
Karınca adımlarıyla kaldırımlarında yürürken şehrimin, dörtnala koşan atlar misali ne kadar hızlı değişti her şey...<br />
Bakışlar,<br />
sözler,<br />
sanatlar,<br />
sokaklar,<br />
bahçeler<br />
ve insanlar...<br />
Ne çabuk değişti her şey...<br />
Siyah beyaz, beyaz siyah oldu; anları yaşamadan.<br />
Anılara sakladığımız, yokluğuna zamanla alıştığımız ama asla unutamadığımız eksilenler oldu hayatımızdan.<br />
Hafıza mekânlarında gizlediğimiz çağrışımlarla ya da üzeri tozlanmış fotoğraflarda yer etmiş, ancak canlılığını hiç yitirmeyen evlerimizin burukluk veren silueti kaldı; yalnız kalmaya mahkûm olduğumuz apartmanların altında.<br />
Bir adım ileride, iki adım geride kalan şehrimize özlem duyuyoruz yine de:<br />
Anlayışa,<br />
sevgiye,<br />
saygıya,<br />
hoşgörüye<br />
ve paylaşmaya dair.</p>

<p><img height="2016" src="https://www.capakcurgazetesi.com.tr/images/files/2026/04/69e62176cc60c.jpeg" width="1134" /></p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/cok-uzakta-cok-yakinsin/139/</link>
<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 15:35:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Koltuk Hevesi, Ağırlık Eksikliği</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Bazı koltuklar vardır; üstüne oturanı yüceltmez, tam tersine kim olduğunu daha net gösterir. Hele o koltuk “protokol” diye anılıyorsa, artık mesele sadece oturmak değildir. Bir nevi sahneye çıkmaktır. Ama herkesin rolü yazılı değildir malum.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Geçtiğimiz günlerde ilginç bir sahne izledik. Gençlik kolları başkanlığı görevini yürüten bir arkadaşımız, kendisine ayrıldığı pek de belli olmayan bir koltuğa doğru kararlı adımlarla ilerledi. Kararlılık önemli tabii. Fakat yön de bir o kadar mühim.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Şimdi düşünün; yıllarını kamu hizmetine vermiş kurum müdürleri, başkanlar arka sıralarda yer bulmuş. Tecrübe yerini bulmuş yani, ama biraz geride. Ön taraf ise daha çok “hevesli” kadrolara kalmış gibi. Sandalye boş görünce insanın içi kıpırdamıyor değil tabii… Ama her boşluk doldurulmak zorunda mı, orası tartışılır.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Protokol dediğimiz şey aslında çok sade bir anlatıma sahip: “Kim nereye oturur?” sorusunun cevabı. Ama bazıları için bu soru biraz daha geniş yorumlanabiliyor: “Ben nereye oturmak isterim?”</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Siyasette yükselmenin yolu sandalyeye erken ulaşmaktan geçmiyor. Hatta bazen hiç geçmiyor. Öyle ki, doğru zamanda ayağa kalkabilenler, yanlış zamanda oturanlardan daha çok hatırlanıyor.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Gençlik dediğimiz şey biraz da ölçü meselesi. Nerede duracağını bilmek, hatta bazen durmayı tercih etmek. Her görünen koltuğu fırsat sanmamak. Çünkü bazı koltuklar, oturuldukça küçültür.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">En ilginç tarafı ise şu: Protokole girmek için bu kadar çaba sarf edenlerin, aslında protokolün ne anlama geldiğini pek de dert etmemesi. Davet edilmeden gelinen yerin adı misafirlik değil, biraz daha farklı bir şey oluyor çünkü.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Sonuçta mesele basit:  </span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Koltuk bulmak kolay.  </span></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Aptos"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'">Ama o koltukta yakışmak… işte orası biraz zor.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<ul>
	<li class="15"><b><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Fuat Sönmez  </span></span></span></b></li>
</ul>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/koltuk-hevesi-ag-irlik-eksiklig-i/138/</link>
<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 14:53:16 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Adı Uyum, Gerçeği Biat mı? Bingöl Siyasetine Dair</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bingöl’de siyaset uzun zamandır uyum kavramı üzerinden değerlendiriliyor. Aynı çizgide durmak, aynı söylemleri tekrar etmek, aynı kararları sorgulamadan desteklemek çoğu zaman bir erdem gibi sunuluyor. İlk bakışta bu tablo, birlik ve beraberlik görüntüsü veriyor olabilir. Ancak biraz derine inildiğinde şu soru kaçınılmaz hale geliyor: Bu gerçekten bir uyum mu, yoksa adı konulmamış bir biat düzeni mi?</p>

<p>Uyum, farklılıkların yok sayılması değildir. Aksine, farklı fikirlerin bir araya gelerek ortak bir akla dönüşmesidir. Uyumun olduğu yerde istişare vardır, fikir alışverişi vardır, en önemlisi de samimiyet vardır. İnsanlar düşüncelerini korkmadan dile getirebilir, yanlış gördüğünü söyleyebilir, doğrunun peşinde birlikte yürüyebilir. Çünkü gerçek uyum, sadece evet diyenlerin değil, gerektiğinde hayır diyebilenlerin de varlığıyla anlam kazanır.</p>

<p>Ancak sahadaki gerçeklik çoğu zaman bu ideal tablodan uzak görünüyor. Farklı düşünenin dışlandığı, eleştirenin susturulduğu, itiraz edenin uyumsuz ya da sorun çıkaran” olarak etiketlendiği bir anlayış giderek yaygınlaşıyor. Bu noktada artık uyumdan değil, açıkça biatten söz etmek gerekir. Çünkü biatın olduğu yerde sorgulama olmaz, eleştiri olmaz, gelişim olmaz.</p>

<p>Biat kültürü, kısa vadede düzenli ve sorunsuz bir yapı gibi görünebilir. Herkesin aynı şeyi söylediği, kimsenin itiraz etmediği bir ortam dışarıdan bakıldığında güçlü bir birliktelik izlenimi verebilir. Fakat bu, aslında sessizliğin oluşturduğu yapay bir dengedir. Zamanla bu denge bozulur; çünkü bastırılan her fikir, görmezden gelinen her sorun birikir ve daha büyük krizlere yol açar.</p>

<p>Siyaset, sadece koltukları koruma sanatı değildir. Siyaset, toplumu yönetme sorumluluğudur. Bu sorumluluk da ancak liyakatle, adaletle ve şeffaflıkla yerine getirilebilir. Eğer bir yerde biat kültürü hâkimse, orada liyakat geri plana düşer. Hak eden değil, yakın olan öne çıkar. Eleştiren değil, sessiz kalan değer görür. Bu da hem kurumları zayıflatır hem de toplumda güven duygusunu sarsar.</p>

<p>Bingöl gibi köklü, değerlerine bağlı bir şehirde siyasetin bu noktaya sıkışması kabul edilebilir değildir. Bu şehirde insanlar sadece izleyen değil, konuşan, katkı sunan, yön veren olmak ister. Çünkü Bingöl halkı, geçmişten bugüne her zaman iradesine sahip çıkmış, gerektiğinde sözünü esirgememiştir.</p>

<p>Bugün ihtiyaç duyulan şey uyum adı altında tek sesli bir yapı kurmak değil, çok sesli ama ortak hedefe yürüyebilen bir anlayışı hâkim kılmaktır. Gerçek uyum; herkesin aynı düşündüğü değil, farklı düşündüğü halde aynı amaç için birlikte hareket edebildiği bir zemindir.</p>

<p>Siyasetçiye düşen görev kendisine alkış tutanları çoğaltmak değil, doğruyu söyleyenleri dinleyebilmektir. Çünkü alkış bazen yanıltır, ama samimi eleştiri her zaman yol gösterir.</p>

<p>Artık şu soruyu açıkça sormak gerekiyor:<br />
Bingöl’de siyaset gerçekten ortak akılla mı yürütülüyor, yoksa uyum adı altında bir biat düzeni mi hâkim kılınıyor?</p>

<p>Bu sorunun cevabı, sadece siyasetçilerin değil, toplumun da aynasıdır. Çünkü biat eden bir toplumla, sorgulayan bir toplumun geleceği aynı olmaz.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki;<br />
Uyum, iradelerin birleşmesidir.<br />
Biat ise iradenin teslimidir.</p>

<p>Ve bir şehir, iradesini koruyabildiği sürece güçlüdür.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/adi-uyum-gercegi-biat-mi-bingol-siyasetine-dair/137/</link>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 12:15:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Batı Yine Aynı Batı: Şef Seattle'dan Bugüne</title>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Tarih 1854… Kızılderili lider Şef Seattle’ın, Vali Isaac Stevens tarafından sunulan toprak alım teklifine cevaben yazdığı söylenen mektuba göz atıldığı zaman; Batı'nın o günkü vahşetinden hiçbir şey kaybetmediğini, aynı barbarlıkla yoluna devam ettiğini görüyoruz. Şef Seattle’a sunulan, "topraklarını para karşılığında satma" teklifine karşı o çaresiz ama vakur mektubu okuyunca insan şunu düşünmeden edemiyor: <b>Zalim, her devirde aynı zalimdir.</b></p>

<p dir="ltr">​Aradan yaklaşık iki yüz yıl geçmesine rağmen bugünkü Amerikan devlet başkanı, Grönland’ı kendisine bağlamak istiyor ve oranın üzerinde haklar iddia ediyor. Şef Seattle’ın o günkü ifadesi, bugün de adil idarelerin temel düsturu olmalıdır:</p>

<blockquote>
<p dir="ltr">​<i>"Washington’daki Büyük Şef toprağımızı satın almak istediğini bildiren bir mesaj göndermiş. Gökyüzünü, toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bu fikir bize garip geliyor. Havanın tazeliğine ve suyun parıltısına sahip değilsek, onları bizden nasıl satın alabilirsiniz?"</i></p>
</blockquote>

<p> </p>

<p dir="ltr">​İnsanoğlunun bugünkü zalimlik seviyesi; havayı, ormanlarımızı, ırmaklarımızı, hatta nefesimizi bile elimizden almaya çalışmıyor mu? Üstelik bunu yaparken "aklıevvel" birçok kişi, kurum ve devlet, bunun bir demokrasi veya adalet gereği olduğunu o zalimlerden önce bizlere telkin etmeye çalışıyor.</p>

<p dir="ltr">​Kızılderili lider, beyaz zalim karşısında fiziksel gücünün olmadığını dile getirirken, aslında beyaz adamın "Tanrı"laştırdığı değerleri reddediyor ve buna isyan ediyor:</p>

<blockquote>
<p dir="ltr">​<i>"Senin Tanrın halkını seviyor ve benimkinden nefret ediyor; güçlü kollarını sevgiyle beyaz adamın etrafına doluyor ve onu bir babanın küçük oğlunu yönlendirdiği gibi yönlendiriyor; ama kızıl çocuklarını terk etti. Halkını her gün güçlendiriyor ve yakında toprağı dolduracaklar; benim halkım ise bir daha asla akmayacak, hızla çekilen bir gelgit gibi çekiliyor. Beyaz adamın Tanrısı kızıl çocuklarını sevemezdi, yoksa onları korurdu. Yetim gibi görünüyorlar ve yardım için hiçbir yere bakamıyorlar. O zaman nasıl kardeş olabiliriz?"</i></p>
</blockquote>

<p> </p>

<p dir="ltr">​Amerika'ya giden o hırsız takımının, kıtayı yağmalamasını "Amerika'yı keşfetmek" adı altında yıllarca bir kahramanlık gibi anlatması ve bizlerin de buna inanması ne kadar acı ve gülünç bir durumdur. O kıtada yaşamını sürdüren yerli halkın örf ve ananelerini yok sayıp onları birer hayvan gibi avlayan o zihniyet, bugün "Epstein dosyalarında" bile kendini göstermedi mi? Zalimlerin sadece isimlerinin değişmesi, zulümlerinin aynı kalması bir tesadüf değildir. Her şey, bu adamların kötü niyetinin yüzyıllardır değişmemesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p dir="ltr">​Topraktan gelmediğini ve toprağa ait olmadığını düşünen Batı kültürüne, Şef Seattle’ın bir tokat gibi yapışan şu cevabını da hatırlatmak gerekir:</p>

<blockquote>
<p dir="ltr">​<i>"Bildiğimiz bir şey var: Toprak insana ait değildir, insan toprağa aittir. Her şey, bir aileyi birbirine bağlayan kan gibi birbirine bağlıdır. İnsan hayat dokusunu kendisi örmedi; o, bu dokunun içinde sadece bir liftir. Bu dokuya yaptığı her şeyi aslında kendisine yapmaktadır."</i></p>
</blockquote>

<p> </p>

<p dir="ltr">​Bugün dünyada hâkim güç olan Amerika’nın bu gücü, aslında Batı kültürünün bir tezahürüdür. Batı, kendisi dışında ne bir kültür ne bir medeniyet ne de bir insanlık tanır. İstiklal Şairimiz Akif’in deyimiyle, <i>"Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar"</i> nitelendirmesi, bu tablo karşısında yerinde ve hatta eksik bile kalmaktadır.</p>

<p dir="ltr">​Nice çağları açıp kapatan Anadolu insanı olarak, üzerimize serpilmiş o ölü toprağını silkeleyip uyanmalıyız. Dünyanın doğusunun, batısının ve merkezinin biz olduğumuzu unutmadan; bu haykırışla kendimize yeni bir yol çizmeli ve o yola gelecek nesillerimizi yerleştirmeliyiz. Geleceğe bırakacağımız en büyük miras, bu dik duruş ve değişmeyen "insanca" bakış açımız olacaktır.</p>

<p dir="ltr">Son söz olarak; Ahmet Arif'in ben Anadolu'yum şiirini bir kısmını paylaşarak bitireyim.</p>

<p dir="ltr">Beşikler vermişim Nuh'a</p>

<p dir="ltr">Salıncaklar, hamaklar,</p>

<p dir="ltr">Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,</p>

<p dir="ltr">Anadoluyum ben</p>
]]></content:encoded>
<author>Yüksel Darğın</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/yuksel-dargin/bati-yine-ayni-bati-sef-seattle-dan-bugune/136/</link>
<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 21:35:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİNGÖL'ÜN DEPREM GERÇEĞİ</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Deprem, "Beni unuttuğunuz anlarda hep yeniden geldim.</p>

<p>Ben hep buradayım. </p>

<p>Siz yeter ki beni unutmayın." diyor. </p>

<p>Bingöl… </p>

<p>Dağların arasında sessiz görünen bir şehir. </p>

<p>Kışın uzun sürdüğü, dumanlarının göğe ağır ağır yükseldiği, çarşıda selamın eksik olmadığı bir Anadolu kenti.</p>

<p>Ama bu sakin görüntünün altında herkesin bildiği, çoğu zaman konuşmaktan kaçındığı bir gerçek yaşar: </p>

<p>Bu şehir, toprağın hafızasıyla birlikte yaşar.</p>

<p>Çünkü Bingöl, Kuzey Anadolu Fayı ile Doğu Anadolu Fayı’nın birbirine yaklaştığı, yerin derinliklerinde sürekli hareketin sürdüğü bir coğrafyada durur.</p>

<p>Burada toprak hiçbir zaman tamamen uyumaz.</p>

<p>Bingöl’ün geçmişi yalnızca geçen yıllarla değil, sarsıntılarla hatırlanır. </p>

<p>1971’de yaşanan büyük deprem, yani 1971 Bingöl Depremi, şehir merkezini ve köyleri derinden yaralamış, yüzlerce insanı toprağa emanet etmişti.</p>

<p> Evler yıkılmış, köy yolları sessizliğe gömülmüş, geriye uzun süre dinmeyen bir yas kalmıştı. </p>

<p>Aradan yıllar geçti; hayat yeniden kuruldu, çocuklar büyüdü, yeni binalar yükseldi. </p>

<p>Fakat 2003 sabahı Bingöl, bir kez daha toprağın sert çığlığı ile uyandı. </p>

<p>2003 Bingöl Depremi, özellikle Çeltiksuyu’nda yaşanan acıyla hafızalara kazındı; genç hayatlar, yarım kalan hayaller ve bir şehrin yüreğine çöken tarifsiz bir sessizlik bıraktı geride. </p>

<p>O gün Bingöl yalnızca bir deprem yaşamadı; kırılganlığını, unutmanın bedelini ve doğanın karşısındaki çaresizliğini yeniden gördü.</p>

<p>Bingöllüler depremi aslında bilir.</p>

<p>Sohbetlerde adı geçer, büyükler geçmiş depremleri anlatır, “Buralar fay hattı.” denir.</p>

<p>Ama zaman geçtikçe insanın hafızası nisyan ile malüldür, yumuşar. </p>

<p>Yeni yapılan binalar güven hissi verir, günlük hayatın telaşı korkunun üzerini örter. </p>

<p>“Bizim mahalle sağlamdır.”, “Bu bina yeni.” cümleleri Genç Caddesi’nde, Kültür Mahallesi’nde, çay ocaklarında yankılanır. </p>

<p>Deprem gelecektir ama bugün gelmeyecekmiş gibi yaşanır.</p>

<p>İşte en tehlikeli an da budur: İnsan, tehlikeye alıştığında unutmaya başlar.</p>

<p>Sonra bir gece ya da bir sabah… Saatin hiçbir önemi yoktur.</p>

<p>Deprem kapıyı çalmaz; doğrudan hayatın ortasına girer. </p>

<p>Yataklar sallanır, duvarlar çatırdar, lambalar söner.</p>

<p>Zaman birkaç saniyeliğine donar.</p>

<p>O an herkes aynı düşünceyle yüzleşir: “Keşke daha hazırlıklı olsaydık.” </p>

<p>Anneler çocuklarını arar, çocuklar karanlıkta bir ses bekler, komşular birbirine koşar. </p>

<p>O saniyelerde unvanlar, zenginlikler ve tartışmalar anlamını yitirir. </p>

<p>İnsan yalnızca insan olur.</p>

<p>Deprem durduğunda ise asıl sarsıntı başlar. </p>

<p>Geceleri uyuyamayan insanlar, en küçük titreşimde irkilen çocuklar, kapı yanında hazır bekleyen montlar, ayakkabıyla geçirilen geceler…</p>

<p>Bingöl’de deprem sonrası gökyüzüne bakış değişir.</p>

<p>İnsanlar artık toprağa değil, birbirine güvenmenin önemini daha iyi anlar.</p>

<p>Paylaşılan bir battaniye, uzatılan bir bardak çorba, tanımadığın birinin omzunda ağlamak… </p>

<p>İşte Bingöl insanının gerçek halet-i ruhiyesi burada ortaya çıkar.</p>

<p>Ve sanki deprem kendi sesiyle konuşur:</p>

<p>“Ben sürpriz değilim. </p>

<p>Yıllardır geleceğimi söylüyorum. </p>

<p>Fay hatlarında adım yazılı; bilim insanları beni anlatıyor. </p>

<p>Ben doğanın gerçeğiyim. </p>

<p>Kızgın değilim, intikam almam; yalnızca görevimi yaparım. </p>

<p>Kapınızı hangi gün çalacağımı bilemezsiniz ama şunu bilin: </p>

<p>Bir gün hepinizin kapısını aynı anda çalabilirim. </p>

<p>Unutulduğum şehirlerde daha sert konuşurum.”</p>

<p>Bu yüzden mesele yalnızca geçmişi hatırlamak değildir; geleceği ciddiye almaktır. </p>

<p>Yetkililerin sağlam şehirler kurması, denetimden vazgeçmemesi, güvenli toplanma alanlarını koruması gerekir.</p>

<p>Bingöllülerin ise evini sorgulaması, deprem çantası hazırlaması, çocuklarına deprem bilinci kazandırması gerekir. </p>

<p>Çünkü deprem kader değildir; hazırlıksızlık felaketi büyütür.</p>

<p>Bugün Bingöl’ün dağları, ovaları ve sokakları sessizce aynı gerçeği fısıldıyor: </p>

<p>Deprem yine gelecek. </p>

<p>Ne zaman olacağını kimse bilmez. </p>

<p>Ama sonucu belirleyecek olan şey bellidir: </p>

<p>Unutmak mı, hazırlanmak mı?</p>

<p>Ve deprem son sözünü söyler:</p>

<p>“Benim sesimi korku olarak değil, hatırlatma olarak görün.</p>

<p>Hazırlıklı olursanız trajediye dönüşmem. </p>

<p>Ama beni unuttuğunuz bir anda yeniden gelirim.<br />
 <br />
Ben hep buradayım. </p>

<p>Siz yeter ki beni unutmayın.”</p>

<p><img src="blob:https://web.whatsapp.com/d33066c2-169e-405d-bba8-e285366c372a" /></p>
]]></content:encoded>
<author> Hasan Tosun</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-tosun/bingol-un-deprem-gercegi/135/</link>
<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 16:09:11 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Seçim mi, Tercih mi? Bingöl İl Genel Meclisi Üzerine Bir Not</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bingöl’de İl Genel Meclisi başkanlık seçimi yapıldı ve önceki dönem başkanı yeniden seçildi. Kağıt üzerinde bakıldığında her şey usulüne uygun, demokratik bir süreç işletilmiş gibi görünüyor. Ancak sahaya, sokağa, kahveye indiğinizde bambaşka bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.</p>

<p>Asıl soru şu:<br />
Bu seçim gerçekten halkın talep ettiği bir sonucun yansıması mı, yoksa idarecilerin tercih ettiği bir ismin teyidi mi?</p>

<p>Çünkü kamuoyunda uzun süredir konuşulan bir gerçek var. Halkın bir kısmı, özellikle sahada aktif, sorunlara dokunan, çözüm üreten yeni bir ismin aday olmasını istiyordu. Bu talep azımsanacak gibi değildi. İnsanlar artık sadece makamda oturan değil, sahada olan, kapısını çalabileceği, derdini anlatabileceği bir yönetim anlayışı arıyor.</p>

<p>Peki ne oldu?</p>

<p>Neden bu talep karşılık bulmadı?<br />
Neden halkın konuştuğu, destek verdiği isim adaylık sürecinde geri planda kaldı?<br />
Daha da önemlisi, neden bazı isimler aday olmasını istemedi?</p>

<p>Siyasetin doğasında elbette dengeler vardır, hesaplar vardır. Ancak bu dengeler, halkın beklentisinin önüne geçtiğinde orada bir sorgulama başlar. Çünkü demokrasi sadece sandık günü değil, aday belirleme sürecinde de kendini göstermelidir.</p>

<p>Önceki başkanın yaptığı çalışmalar elbette göz ardı edilemez. Hizmet eden, emek veren herkese hakkını teslim etmek gerekir. Ancak mesele sadece geçmişte yapılanlar değil, gelecekte ne yapılacağıdır. Halk bazen değişim ister, yeni bir soluk ister, yeni bir heyecan ister.</p>

<p>Eğer bu talep görülmezden gelinirse, seçimler şeklen yapılmış olur ama ruhunu kaybeder.</p>

<p>Bugün Bingöl’de konuşulan tam olarak budur:<br />
Biz mi seçtik, yoksa bizim adımıza mı seçildi?</p>

<p>Bu soruya verilecek samimi bir cevap, sadece bir seçimin değil, gelecekteki güvenin de belirleyicisi olacaktır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki;<br />
Halkın sesi duyulmadığında, sandık konuşur ama gönüller susar.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/secim-mi-tercih-mi-bingol-il-genel-meclisi-uzerine-bir-not/134/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 12:25:51 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KENDİ DÜNYAMIZIN DAR ODALARI; BEN VE ÖTEKİLER.</title>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Günden güne kendimize, ailemize ve çevremize yeni cepheler açıyoruz. Kimi zaman bir selamın esirgenmesini, kimi zaman bir bakışın ağırlığını gerekçe göstererek, insanları kendimize rakip; hatta düşman ilan edebiliyoruz. İki günlük dünya hayatının tek bir gününe onca sıkıntıyı sığdırdığımız yetmezmiş gibi, yarınımızı daha sorunlu hale getirmek için de adeta özel bir gayret sarf ediyoruz.</p>

<p dir="ltr">​Halbuki hayat; bir lokma ekmek, bir yudum su ile idame ettirilebilecek kadar sade. Kinden uzak, dostane bağlar kurma ve güzel anılar biriktirme şansımız varken; zihnimize yüklediğimiz gereksiz düşüncelerin altında ezilmeyi seçiyoruz.</p>

<h3 dir="ltr">​"Bana Yeni Bir Hayat Lazım" Ama Hangisi?</h3>

<p dir="ltr">​"Ben ve hayatım" derken, dışımızdaki dünyayı dışlayan bir tavır takınır olduk. Hani o meşhur şarkıda geçtiği gibi; çoğumuzun diline pelesenk olan o "Bana yeni bir hayat lazım" cümlesi, aslında neyi kasteder? Yeni bir hayat mı, yoksa kaybettiğimiz özümüz mü? (Engin Geçtan, HAYAT)</p>

<p dir="ltr">​"Ben ve ötekiler" diye keskin sınırlarla dünyayı ayırmamız, aslında kendimize yaptığımız en büyük kötülük değil mi? Oysa hepimiz Âdem’in çocuklarıyız. Duygularımız, korkularımız, hüzünlerimiz ve zaferlerimiz özünde aynıyken; bize ait olmayan bu dünyada kendimize mülkiyetler, payeler, imtiyazlı dünyalar kurmaya çalışıyoruz. Üstelik bunu, sonu belli bir yolculukta olduğumuzu unutacak kadar büyük bir ciddiyetle yapıyoruz. Başkalarını kılı kırk yararcasına eleştirirken, kendimize iki dürüst soru sormaya tahammül edemiyoruz.</p>

<h3 dir="ltr">​Doymayan Göz, hisetmeyen Gönül...</h3>

<p dir="ltr">​Eleştirilerimiz daima "başkasına", övgülerimiz ise kendi "en kusurlu" halimize... Kalbimiz tatminsiz, gözlerimiz doyumsuz; koca dünyayı kendimize dar ediyoruz. Midemizi doyurma telaşımız, ruhumuzu ve kalbimizi besleme ihtiyacımızın fersah fersah önüne geçti. Beğenilerimiz bile bize ait değil artık; bilinçaltımıza zerk edilen şablonlarla sınırlanmış durumdayız. Sunulanın dışında üretmiyor, çizilen sınırların dışına çıkmıyoruz. Kendi dünyamızı, başkalarının fikirlerini yazdığı bir yazı tahtasına dönüştürdük.</p>

<p dir="ltr">​Kısa ömrümüzün hiç bitmeyeceğini sanıp, asıl önemli olanları hep "sonraya" bırakıyoruz. Sanki yarını garantilemiş, zaman üzerine mühürlü bir taahhüt almışız gibi bir vurdumduymazlık içindeyiz.</p>

<h3 dir="ltr">​Beyaz Bayrak Gelmeden Önce</h3>

<p dir="ltr">​"<i>İnsanoğluna bir vadi dolusu altın versen, bir vadi daha ister"</i> hadisini yorumlarken bile içimizden; "Hele bir vadi olsun da, ikincisini istemeyiz" diyecek kadar samimiyetten uzaklaştık. Doymayan gönlümüzün, bir gün bir avuç toprakla doyacağı gerçeği bize hep çok uzak görünüyor. O an ansızın gelip çattığında ise, elimizde sadece o beyaz bayrakla (kefenle) teslim olmak zorunda kalacağımızı unutuyoruz.</p>

<p dir="ltr">​Arz ile sema arasında en dertli kişinin de, en iyinin de biz olduğumuza dair bir illüzyonla yaşıyoruz. Sürekli "anlaşılmamaktan" yakınıyoruz ama asıl meselenin, bizim kimseyi anlamaya çalışmamamız olduğunu bir türlü kabullenemiyoruz.</p>

<p dir="ltr">​Gönüllerimizi doyuracak olan şey vadi dolusu altınlar değil, karşılıksız bir tebessüm ve samimi bir dostluktur. Geç olmadan, o dar odalarımızdan çıkıp birbirimizi anlamaya başlamalıyız. Unutmayın ki bu dünyanın bir gününü geçirdik kaldığını umduğumuz günleri kaliteli yaşamaya gayret edelim. Daha verimli ve iyi günlerde buluşmak dileğiyle. </p>

<p dir="ltr">https://yukseldargin.blogspot.com/2026/04/kendi-dunyamizin-dar-odalari-ben-ve.html</p>
]]></content:encoded>
<author>Yüksel Darğın</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/yuksel-dargin/kendi-dunyamizin-dar-odalari-ben-ve-otekiler/133/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 12:24:32 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Şehrin Yeniden Ayağa Kalkışı ''BİNGÖLSPOR'' </title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Bazen bir şampiyonluk sadece bir kupadan ibaret değildir.<br />
Bazen bir şehir ayağa kalkar o kupayla birlikte.<br />
İşte Bingölspor’un yaptığı tam olarak bu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Uzun zamandır beklenen, dillere dolanan ama bir türlü gelmeyen o başarı sonunda geldi. Ve bu geliş öyle sessiz, öyle sıradan olmadı. Hak ederek, mücadele ederek, inat ederek geldi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Mehmet Engin Özturan ve ekibi</span></span></b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"> zor olanı seçti. Kolay yoldan gitmedi. Günü kurtarmadı, hedef koydu. Ve o hedefin peşinden sonuna kadar yürüdü.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Sahadaki takım…<br />
Belki büyük bütçelerle kurulmadı.<br />
Belki yıldız isimlerle dolu değildi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Ama bir şeyi vardı:<br />
Ruhu vardı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Her maçta bunu gördük.<br />
Geriye düştüğünde dağılan değil, toparlanan bir takım vardı.<br />
Öne geçtiğinde gevşeyen değil, işi ciddiye alan bir ekip vardı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Koştular, mücadele ettiler, vazgeçmediler.<br />
En önemlisi ne yaptıklarını biliyorlardı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Bu çok önemli.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Çünkü Anadolu’da şampiyonluk sadece ayakla kazanılmaz.<br />
Akılla, sabırla, inançla kazanılır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Bingölspor sahada bir planla oynadı.<br />
Rastgele değil, bilinçli.<br />
Dağınık değil, düzenli.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">İşte bu yüzden bu başarı tesadüf değil.<br />
Bu, adım adım gelen bir şampiyonluk.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Ve bu şampiyonluk…</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Tribünde bekleyen insanların sabrıdır.<br />
Yıllardır <b>“bu sene mi?”</b> diye soranların cevabıdır.<br />
Bingöl’ün kendine yeniden güvenmesidir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Sokakta yürüyen insanın yüzündeki gülümsemedir.<br />
Bir çocuğun <b>“ben de oynayacağım”</b> demesidir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Bazı başarılar vardır, tabelaya yazılır geçer.<br />
Bazıları ise hafızaya kazınır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Bingölspor’unki işte o ikinci türden.</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Şimdi gelelim işin diğer tarafına…</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Şampiyonluk geldi ya…<br />
Bir anda herkes ortada.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Fotoğraf kareleri dolu.<br />
En önde yer kapma telaşı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Bingöl’ün o tanıdık bürokrasi kalabalığı…</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Sezon boyunca ortalarda pek görünmeyenler,<br />
Şimdi kupanın yanında en net çıkan kareyi yakalama derdinde.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Sanki o deplasman yollarında onlar vardı…<br />
Sanki o stresli maçları onlar yaşadı…</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Ama olsun.<br />
Biz yine de nazik olalım.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Hatta küçük bir çağrı yapalım:</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Madem bu başarıyla bu kadar gurur duyuyorsunuz…<br />
Madem bu kadar sahipleniyorsunuz…</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Buyurun, şimdi de destek olun.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Çünkü asıl hikâye şimdi başlıyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">2.Lig dediğiniz yer kolay değil.<br />
Masraf artar, yük büyür. </span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Ulaşım var, maaş var, tesis var…<br />
Bu iş fotoğrafla dönmez.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Açık konuşalım:<br />
Kareye girmekle kulüp dönmez.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Biraz da elinizi taşın altına koyun.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Gerçek destek, kupa kaldırılırken değil…<br />
O kupaya giden yolda verilir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Bingölspor bu şehre bir sevinç yaşattı.<br />
Şimdi sıra şehirde.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Ya bu hikâyeyi büyüteceksiniz…<br />
Ya da sadece o fotoğraflara bakıp “ne güzel gündü” diyeceksiniz.</span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:normal"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Karar sizin.</span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">- FUAT SÖNMEZ</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/bir-sehrin-yeniden-ayaga-kalkisi-bingolspor/132/</link>
<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:11:41 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MASKELERİN ARDINDAKİ SİYONİZM</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><br />
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًاۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًاۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ<br />
•    Yahudiler: “Allah’ın eli bağlı ve sıkıdır” dediler. Elleri bağlansın onu söyleyenlerin, lânet olsun onlara! Hiç de öyle değil, aksine Allah’ın iki eli de açıktır, nasıl dilerse o şekilde ihsân ve ikram eder. Rabbinden sana indirilen âyetler, elbette onların pek çoğunun azgınlığını ve küfrünü daha da artıracaktır. Biz de onların arasına kıyâmet gününe kadar sürüp gidecek düşmanlık, kin ve nefret saldık. Ne zaman savaş için bir fitne ateşi körükledilerse, Allah onu söndürdü. Yine de onlar dünyanın her tarafında sırf bozgunculuk çıkarmak için koşuşturup dururlar. Allah, bozgunculuk yapanları sevmez. MAİDE SÜRESİ 64. AYET<br />
YAHUDİLER TARİH BOYUNCA HEP MASKELERİN ARDINA SAKLANARAK ALGILARLA VAROLUŞ SAVAŞI VERMİŞ BİR KURAL TANIMAZLAR TOPLULUĞUDUR.<br />
TARİH BOYUNCA YAPILAN ANLAŞMALARA SADIK KALMAMAKLA BİRLİKTE BOZGUNCULUKLARI İLE MEŞHUR OLMUŞLARDIR.<br />
MUKADDES KİTABIMIZ KURAN- I KERİM'DE DE YERİLMİŞ VE LANETLENMİŞLERDİR.<br />
GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA İNSANLIĞIN FELAKETİNİN BAŞLANGICI OLAN KAPİTALİZMİN HAKİM OLMASI İLE BERABER İNSANLAR, MANEVİ DEĞERLERİNİ KAYBEDEREK  GENEL ANLAMDA SEKÜLER ANLAYIŞIN ETKİSİNE GİRMİŞ, MANEVİYATSIZLAŞMIŞ, MADDEPEREST, VİCDANİ YOKSUNLUK VE DUYARSIZLIK HASTALIĞINA DÜÇAR OLMUŞLARDIR. <br />
TABİRİ CAİZSE SEKÜLER AHLAKIN HAKİM OLUŞUYLA BİRLİKTE SERMAYE İLAHLAŞTIRILMIŞ, VİCDANLAR SUSTURULMUŞ VE İLKELER YOK EDİLMİŞTİR.<br />
BÜTÜN BU FİTNENİN YAYILMASI VE İNSANLARIN CANAVARLAŞMASININ PERDE ARKASINDAKİ AKTÖRLER SİYONİSTLERDİR. ÇÜNKÜ DÜNYANIN İLKESİZ VE DUYARSIZLAŞARAK TEPKİSİZLEŞMESİ EN ÇOK ONLARA YARAR.<br />
FİLİSTİN HALKINA YAPILAN ZULÜMLER VE TOPRAK İŞGALLERİ İLE BAŞLAYAN BUGÜN DE  HASTALIKLI RUH YAPISINA SAHİP SAPIK ZİHNİYETLİ CEBERRUT VE ONURSUZ LİDERLERİN KONTROLÜNDE OLAN DEVLETLER, DÜNYAMIZI HER GEÇEN GÜN FELAKETİN EŞİĞİNE DOĞRU SÜRÜKLEMEKTEDİRLER.<br />
DAHA ÖNCELERİ ZALİMLER ZULÜMLERİNİ ŞİDDETLENDİRDİKLERİNDE BAZI VİCDANİ DURUŞ SAHİPLERİ BU ZULÜMLERE DUR DER VE NİSBETEN ADALET TERAZİSİ İŞLERDİ. FAKAT SİYONİZMİN ASIL HEDEFİ DÜNYADA YAHUDİ EGEMENLİĞİ OLUŞTURMAK OLDUĞUNDAN FİTNE ZEHRİNİ TÜM DÜNYAYA YAYARAK AHLAKİ DEĞERLER VE VİCDANİ İLKELERİ TAHRİP EDEREK BÜTÜN BÜTÜN PERVASIZLAŞMIŞTIR VE BUGÜN NE YAZIK Kİ KAYDA DEĞER AHLAKSIZ VE DURUŞSUZ LİDERLERİN MEYDANA ÇIKMALARINI NETİCE VERMİŞTİR.<br />
UNUTMAMAK GEREKTİR Kİ RABBİMİZ KELAMI EZELİSİNDE DE YAHUDİLERİN MÜSLÜMANLARA NE DENLİ DÜŞMAN OLDUĞUNU İFADE ETMİŞTİR.<br />
لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۚ وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّ۪يس۪ينَ وَرُهْبَانًا وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ<br />
İnsanlar içinde mü’minlere en şiddetli düşmanlık besleyenlerin yahudiler ve Allah’a şirk koşanların olduğunu görürsün. Yine insanlar içinde mü’minlere sevgi, şefkat ve alaka bakımından en çok yakınlık duyanların ise “Biz Hristiyanız” diyenler olduğunu görürsün. Çünkü onların içinde ilim ve ibâdetle meşgul dürüst din âlimleri ve kendilerini Allah’a adamış rahipler vardır. Onlar, gerçekler karşısında büyüklenmezler.MAİDE 82. AYET<br />
BUGÜN ELHAMDULİLLAH DİYEREK İRANIN SİYONİZM KARŞISINDAKİ ZAFER MÜJDELERİYLE GELECEĞE ÜMİT İLE BAKMAYA ÇALIŞIYORUZ.<br />
ZİRA ALLAH SUBHANE HU VE TE ALA BİZLERİ ÜMİTVAR OLMAKLA BERABER HAZIRLIKLI VE HÜŞYAR OLMAYA DAVET EDİYOR.<br />
 وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ<br />
O hâlde gevşemeyin ve üzülmeyin! Eğer (gerçekten) mü'min kimseler iseniz, en üstün olanlar sizsiniz!<br />
BU YAZIMDA DA ASLINDA YUKARIDAKİ BİLGİLENDİRMELER IŞIĞINDA DİKKATLERİNİZİ ÇEKMEK İSTEDİĞİM ASIL MESELE İSRAİL'DE HALKIN SAVAŞA KARŞI AYAKLANMASIDIR.<br />
İYİ PLANLANMIŞ BU MASKELİ OYUN ASLINDA DÜNYANIN DİKKATLERİNİ DAĞITIP, ABD VE İSRAİL’İN YENİLMEZLİK PRESTİJİNİN YERLE BİR OLMASININ ÖNÜNE GEÇMEKTİR.<br />
BAŞLATTIKLARI ZALİMANE CİNAYET EYLEMLERİNİN HESAPLADIKLARI GİBİ GİTMEDİĞİNİ GÖRÜNCE GERİ ADIM ATMAYA DÜNDEN RAZI OLDUKLARI AŞİKÂRDIR. ZİRA AHLAKSIZLIKLARININ DA DEŞİFRE OLDUĞU EPSTEİN SKANDALI SONRASI, HALKIN DİKKATLERİNİ DAĞITMADA DA BAŞARILI OLDULAR. ANCAK SAVAŞTA HEDEFLEDİKLERİ BAŞARIYI GÖSTEREMEDİKLERİNİ AÇIKÇA İTİRAF EDEMEDİKLERİNDEN HALK AYAKLANMALARI ÜZERİNDEN OLUŞACAK ALGILARLA SAVAŞI HALKIMIZIN TEPKİLERİ ÜZERİNE BİTİRMEK ZORUNDA KALMIŞ OLMA ALGISI OLUŞTURMAYA ÇALIŞTIKLARINI DÜŞÜNMEDEN EDEMİYOR İNSAN.<br />
YENİLGİLERİNİ PERDELEMEK Mİ İSTİYORLAR YOKSA GERÇEKTEN DE SAVAŞA KARŞI BİR HALK AYAKLANMASI MI VAR DİYE BAKMAK LAZIM.<br />
 İŞGAL TOPRAKLARINDA YAŞIYAN KORKAK SİYON MAYMUNLARININ KOLAY KOLAY SIĞINAKLARDAN ÇIKMAYACAKLARINI HEPİMİZ BİLİYORUZ. HELE HELE İRAN’IN ENGELLENEMEZ FÜZELERİ GÖKTEN YAĞARKEN DİYEREK BAKMAK LAZIM GELİR DİYE DÜŞÜNMEDEN EDEMİYORUM.<br />
BİZLER SAFİ DUYGULARLA ÜLKEMİZDE MEDYA ARACILIĞI İLE BİZE SATILAN HER TÜRLÜ HİLELİ HABERİ ALMAYA ZATEN APTALLAŞTIRILARAK ALIŞTIRILMIŞ YIĞINLAR TOPLULUĞUYUZ NE DE OLSA.<br />
DEMEM O Kİ BU ZAFER MAZLUM FİLİSTİN HALKINA ATFEDİLMELİ VE İRAN BUNU KENDİ LEHİNE ULUSAL ÇIKAR ANLAŞMALARI İLE SONLANDIRMAK YERİNE, KENDİLERİYLE MÜTTEFİK OLAN HAMAS YÖNETİMİ VE FİLİSTİNLİLERİN KAZANIMLARINA DA DÖNÜŞTÜREBİLMELİDİR. SELAM VE DUA İLE<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـ۪ٔينَ وَالنَّصَارٰى وَالْمَجُوسَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۗ اِنَّ اللّٰهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ</p>

<p>Şüphesiz Allah; mü’minler, yahudiler, sâbiîler, Hristiyanlar, mecûsîler ve müşrikler arasında kıyâmet günü kesin hükmünü verecektir. Çünkü Allah her şeye hakkıyla şâhittir.HAC SÜRESİ 17. AYET</p>
]]></content:encoded>
<author>Zımagi</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/zimagi/maskelerin-ardindaki-siyonizm/131/</link>
<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 18:58:36 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bingöl Tek Yürek Oldu, İş İnsanları Artık Sahaya İnmeli</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen bir şehir, kelimelerle değil<br />
attığı adımlarla konuşur.<br />
Bugün Bingöl olarak tam da böyle bir yerdeyiz.<br />
Bir vicdan sınavının, bir insanlık imtihanının tam ortasındayız.<br />
İlimizin tek SMA hastası bebeği Efrahim, hayata tutunabilmek için bizlerden destek bekliyor.<br />
Bu artık bir temenni meselesi değil <br />
Zamanla yarışılan bir hayat meselesi.<br />
Şunu açık yüreklilikle söylemek gerekir ki<br />
Bingöl halkı bu süreçte üzerine düşeni yaptı, yapmaya da devam ediyor.<br />
Sokakta, çarşıda, kampanyalarda herkes bir ucundan tutmuş durumda.<br />
Devletimizin kıymetli yöneticileri<br />
Sayın Valimiz Cahit Çelik, milletvekillerimiz Zeki Korkutata ve Fevzi Berdibek, Belediye Başkanımız Erdal Arıkan, İl Emniyet Müdürümüz Beyti Kalaycı, İl Milli Eğitim Müdürümüz Mustafa Özel, İl Sağlık Müdürümüz Samet Tatlı, Üniversite Rektörümüz Erdal Çelik ve daha niceleri…<br />
Medya mensuplarımız, gazetecilerimiz, STK’larımız ve aziz Bingöl halkı<br />
Bir canı yaşatan bütün insanlığı yaşatır<br />
düsturuyla bu mücadelede omuz omuza vermiş durumda.<br />
Ama şimdi açık ve net konuşma vakti<br />
Bu hikayede iş dünyasının daha güçlü yer alma zamanı gelmiştir.<br />
Evet<br />
Kapınızı çalan çok, talep eden çok.<br />
Ve sizler çoğu zaman bu çağrılara kayıtsız kalmıyorsunuz.<br />
Ancak bu mesele farklı.<br />
Çünkü<br />
diğer yardımlar ertelenebilir.<br />
Ama Efrahim bebeğin zamanı ertelenemez.<br />
Bu yüzden artık iyi niyet temennilerinden öteye geçip,<br />
somut ve hızlı adımlar atma zamanı.<br />
Buradan, Bingöl’de ve il dışında yaşayan saygın iş insanlarımıza açık bir çağrıdır<br />
Bir araya gelin, ortak bir destek havuzu oluşturun.<br />
Her biriniz net bir katkı taahhüdü açıklayın.<br />
Kampanyaya yüksek tutarlı, hızlı ve doğrudan destek verin.<br />
Sadece bireysel değil, şirketleriniz adına da sorumluluk alın<br />
Bu süreci hızlandıracak öncü adımı siz atın.<br />
Çünkü bugün vereceğiniz bir karar yarın bir çocuğun nefesi olabilir.<br />
Belki sizin için bir rakam<br />
Ama onun için hayatın ta kendisi<br />
Unutmayalım <br />
Servet, sadece kazanmakla değil;<br />
zamanında ve doğru yerde harcanınca kıymet kazanır.<br />
Bugün Bingöl’de örneği az görülen bir birliktelik var.<br />
Tüm şehir tek yürek olmuş durumda.<br />
Bu birliğin eksik kalan en güçlü halkası ise,<br />
iş dünyasının toplu ve kararlı duruşudur.<br />
Bu bir eleştiri değil.<br />
Bu bir davettir.<br />
Bir çocuğun hayatına dokunma daveti<br />
Bir annenin duasında yer alma daveti<br />
Ve en önemlisi, gecikmeden harekete geçme daveti.<br />
Çünkü bazı anlar vardır<br />
beklemez.<br />
Ve bazı hayatlar vardır<br />
tam zamanında uzanan bir elle kurtulur.<br />
Efrahim bebek için zaman daralıyor.<br />
Ama hala umut var.<br />
O umut<br />
atacağınız somut adımlarda saklı.<br />
Bu vesileyle, bugüne dek katkı sunan ve sunmaya devam eden herkese gönüllü kampanya yönetim kurulu olarak saygı, sevgi ve şükranlarımızı sunuyoruz.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/bingol-tek-yurek-oldu-is-insanlari-artik-sahaya-inmeli/130/</link>
<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 11:42:30 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Muhteşem Bir Medeniyetin Hüzünlü Bir Portresi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a">Tarihi anlatan kitapların tozlu sayfaları arasında gezinirken özellikle Ortadoğu’da Kudüs, Bağdat ve Şam gibi ilmin, izzetin, huzurun en güzel adresi sayılan bu ihtişamlı kentlerin her bir köşesinde mutlaka insanı kendine hayran bırakan harika öyküleriyle karşılaşırsınız.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a"> Bu kentlerde insanlığa ders veren paha biçilemez zengin kütüphaneler, devasa külliyeler, dünyaya yön veren icatların gerçekleştiği bilim, sanat ve kültür merkezleri; şimdi harabe veya müzeye dönüşmüş olsa bile hala yerli yabancı turistlerin yoğun uğrak yeri ve bilimsel araştırmaların, belgesellerin en önemli konularından olmaya devam etmektedir. </span></span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a">Tüm  insanlığa ışık olan ve yol gösterici mükemmel eserler bırakan Abdülkadir Geylani, İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Ahmed bin Hanbel, İmam Gazali, Cüneyd-i Bağdadi gibi bilginlerin yetiştiği dini ve pozitif ilimlerin yuvası olan medrese ve mabedlerin hüzünlü minarelerinden gökkubeye doğru  ne yazık ki şimdi çok acı çığlıklar yükseliyor.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a">Nice alimler, münevverler yetiştiren ve nice şaheserlere ev sahipliği yapan bu kadim kentlerin baş mimarının kuşkusuz Allah indinde makbul olan tek din İslam ve ona gösterilen derin sadakat ve samimiyetin gölgesinde yükselen o muhteşem kültür ve medeniyet olduğu inkar edilemez bir gerçektir. </span></span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a">Bir zamanlar gökyüzünde uçan kuşun kanadına bile bu medeniyetin adını yazdıran, rengarenk güzelliklerini nakşeden ve bütün kainata kılavuzluk eden bu muazzam medeniyetin ilahi kervanı, tarihte dağları denizleri aşan bir güç ve kuvvette iken, heyhat, şimdilerde dümdüz yollarda bile kendi yolunu şaşırıp kalmış garip bir yolcuyu andırıyor.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a">Şimdi müzmin bir hasta ve her tarafı yara bere içinde olan yaralı bir aslanı andıran bu hasta medeniyet; cehalet, gaflet ve özellikle tefrikanın da etkisiyle ne yazık ki kan ve gözyaşının oluk oluk aktığı bir coğrafyaya dönüşmüş, gerisin geriye gitmiştir.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a">Nitekim, şimdiki İslam ümmeti, imamesi kopmuş bir tesbihin taneleri gibi darmadağın olmuş, her biri bir tarafa saçılmış ayrı ayrı yönlere bakıyor, kendi dar dünyasında bencilliğin sonucu olan bir acının, ızdırabın içinde boğuşup duruyor, derdine derman için de kendisini daha da hasta eden, hatta zehirleyen insafsız hakim ve hekimlerden adalet ve şifa dileniyor. </span></span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a">Halbuki, asırlarca sapasağlam ayakta kalan bir ulu çınar misali etrafına ihtişam salan ve gölgesinde adeta kurt ile kuzuyu bile yan yana barındıran, onlara altın çağlarını yaşatan ne güzel bir medeniyettir bu.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a"> Zamanında gerçek ümmet şuuruyla hareket edildiği içindir ki sevginin, barışın, adaletin, hoşgörünün ve güvenin teminatı olan İslam medeniyeti adlı bu ulu çınar, o muhteşem heybetiyle yeri göğü kendine hayran bırakmıştır.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif"><span style="color:#0a0a0a">Ancak, bütün bu sıkıntılar, hüzünler, bir tükenişin değil; bilakis, umutlu bir bekleyişin sancısı olup küllerinden yeniden doğmayı bekleyen ve kendi içindeki o ilahi nurun yansıması olan muhteşem medeniyeti yeniden keşfedecek, dağılan tesbih tanelerini yine aynı imamenin altında birleştirecek ve sonsuz vuslata kavuşturacak olan bir şafağın müjdecisidir.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>
]]></content:encoded>
<author>Bayram Günce</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/bayram-gunce/muhtesem-bir-medeniyetin-huzunlu-bir-portresi/129/</link>
<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 20:23:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hakikat ve Modern Karunlar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimiz bir annenin ve bir babanın evladıyız. Kimimiz yetim, kimimiz mazlum, kimimiz ise zalimlerdeniz. Ahlak yoksunları kadar, ahlakı ile ün salanlarımız da var. Suçlu olanların yüzleri kızarmaz; bu yüzden sesleri çok çıkar. Sesleri ile hakikati bastırmaya çalışırlar; tıpkı ezan okunduğu esnada uluyan köpekler gibi... Ama günün sonunda hakikatin sesinin daha gür çıktığını, kalabalıkta sessiz kalanlar yine işitecektir.</p>

<p>Pek çok insan; kendisi dışında olan, ulaşamayacağını düşündüğü hazinelere, zenginliklere ve daha nelere imrenir... Kur'an-ı Kerim, hem bu böbürlenmeyi hem de imrenmenin neticelerini Karun kıssası üzerinden çok iyi anlatır:</p>

<p>  <i>   </i><i><b> “Karun: 'Bu servet bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi,' demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helâk etmişti? Günahkârlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir).</b></i></p>

<p><i><b>Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: 'Keşke Karun’a verilenin bir misli bize de verilseydi. Hakikaten o, büyük bir servete sahip!' dediler. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: 'Yazıklar olsun size! İman edip salih amel işleyenler için Allah’ın mükâfatı daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.'</b></i></p>

<p><i><b>Nihayet Biz Karun’u da sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek bir topluluğu olmadığı gibi, o, kendi kendini kurtarabilecek güçte de değildi. Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: 'Vay bize! Demek ki Allah, kullarından dilediğine rızkı bol veriyor, dilediğine az! Şayet Allah lütufta bulunmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış!' demeye başladılar.” (el-Kasas, 78-82)</b></i></p>

<p> </p>

<p><b><u>Günümüzün Karunları ve Safımız</u></b></p>

<p> </p>

<p>Etrafımızda bugün buna benzer çok fazla insan yok mu? Karun’dan daha beter, daha isyankâr ve azgın olanlar yok mu? Her gün kulağımıza gelen "Bu malları kendi bilgim ve becerim sayesinde kazandım," diyen günümüz Karunları yok mu? Hem de fazlasıyla var. Bu dünyanın geçici bir bahçe olduğunu ve bizlerin de bu bahçede kısa bir mola verip gideceğimizi anlamamız gerekmez mi?</p>

<p>Bu dünyada iyilerin hep kazanacağına dair ümidimiz olmalı; ki onlar mutlaka kazanacaktır. Kısa bir ömürde bunu göremeyebiliriz ama nihayetinde, vaktin bir yerinde iyilerin galip geldiği mutlaka görülecektir. İyilere destek olmak için illaki bir Hz. Musa’nın gelmesi, Hz. İsa’nın havarileriyle dönmesi ya da Hz. Muhammed’in (sav) Hira’dan çıkıp gelmesi gerekmez. Verilen imtihanları değerlendirmeli ve bunlardan doğru sonuçlar çıkarmalıyız.</p>

<p>Tarihte yaşanan olayları iyi tahlil etmeli ve ona göre konumlanmalıyız. Nemrut’un ateşine odun mu taşıyacağız, yoksa karınca misali bir damla su mu? Bunu iyi ayırt etmeliyiz. Öyle anlar oluyor ki mazlumu zalimden ayıracak ferasetimiz kalmayabiliyor; çoğu zaman da bu yüzden kaybediyoruz.</p>

<p>Biliyoruz ki iyi ile kötünün arasında ince bir çizgi var; ona dikkat etmeliyiz. Cem Sultan'ın şu beyiti meramımızı ne güzel izah eder:</p>

<p>"<i><b>Ademe yahşi bir ad kalır bu dünyada, Saltanat baki kalır derler ise yalandır."</b></i></p>

<p>Kalbimizi iyiliğin eline vermeli, kiralanmış bir beyinden ziyade bir satranç ustası gibi en ince hamleleri yaparak ferasetle hareket etmeliyiz.</p>

<p>Sırat-ı Müstakim’de buluşmak dileğiyle...</p>

<p>Selam ve muhabbetle.</p>

<p>https://yukseldargin.blogspot.com/2026/04/hakikat-ve-modern-karunlar.html</p>
]]></content:encoded>
<author>Yüksel Darğın</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/yuksel-dargin/hakikat-ve-modern-karunlar/128/</link>
<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:27:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gören Susarsa, Şehir Susar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kör, sağıra  çok güzelsin demiş… Dilsiz duymuş ama anlatamamış. Bu söz, bugün yaşadığımız birçok sorunun adeta özeti gibi.<br />
Kendi şehrimize, kendi köyümüze, kendi insanımıza baktığımızda çoğu zaman gerçeğin konuşulmadığını, yanlışların ise sessizce kabullenildiğini görüyoruz. Yapılan eksiklikler dile getirilmiyor, verilen sözler tutulmadığında kimse hesap sormuyor, sorunlar büyüse de idare eder anlayışıyla üzeri örtülüyor.<br />
Oysa yerel düzeyde en küçük ihmal, en büyük sıkıntılara yol açar. Bir yol yapılmazsa ulaşım aksar, bir hizmet gecikirse vatandaş mağdur olur, bir söz tutulmazsa güven zedelenir. Ama asıl tehlike, bunların normalleşmesidir.<br />
Bugün birçok kişi görüyor ama konuşmuyor. Duyuyor ama dile getirmiyor. Çünkü ya kırmaktan çekiniyor, ya yalnız kalmaktan korkuyor ya da nasıl olsa değişmez diye düşünüyor. İşte tam da bu noktada toplum olarak en büyük kaybı yaşıyoruz.<br />
Unutulmamalıdır ki bir memlekette sorunların büyümesi, kötü niyetlilerin gücünden çok, iyi niyetlilerin sessizliğinden kaynaklanır.<br />
Bizim kültürümüzde istişare, doğruluk ve hakkı söylemek esastır. Yanlışın karşısında susmak, o yanlışa ortak olmaktır. Hele ki kamu hizmetlerinde hele ki toplumun ortak meselelerinde sessizlik bir tercih değil, bir sorumluluk eksikliğidir.<br />
Elbette yapılan hizmetleri görmezden gelmek de doğru değildir. Emeği geçenin hakkını teslim etmek gerekir. Ancak eksikleri dile getirmek de aynı derecede önemlidir. Çünkü eleştiri, yıkmak için değil daha iyisini inşa etmek içindir.<br />
Bugün ihtiyacımız olan şey bağırıp çağırmak değil, doğruyu cesaretle ve samimiyetle söyleyebilmektir. Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, yapılan işlerin takipçisi olmak ve gerektiğinde söz söylemek hepimizin görevidir.<br />
Çünkü bir şehirde herkes susarsa sorunlar konuşur.<br />
Ve bir yerde sorunlar konuşmaya başladıysa orada artık hakikat duyulmaz olur.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/goren-susarsa-sehir-susar/127/</link>
<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:17:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çiçek Açmadan Meyve Bekleyenlere Notlar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">Memlekette garip bir acelecilik var. Herkes meyvenin peşinde ama kimse çiçeğe tahammül edemiyor. Dal daha tomurcukken hesap soruluyor: “Niye meyve vermedin?”</span></p>

<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">E iyi de… daha bahar yeni gelmiş.</span></p>

<p class="17"> </p>

<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">Ağaç dediğin önce çiçek açar. O çiçek bazen donar, bazen rüzgâr alır götürür, bazen de arı uğramaz diye içine kapanır. Ama yine de açar. Çünkü bilir ki meyve dediğin şey, sabrın terbiye ettiği bir neticedir.</span></p>

<p class="17"> </p>

<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">Bizde ise işler biraz ters. Herkes sonuca âşık, sürece küs. Tohum atılıyor, ertesi gün gölge aranıyor. Emek verilmeden bereket bekleniyor. Sonra da “olmuyor bu işler” denip kenara çekiliniyor.</span></p>

<p class="17"> </p>

<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">Oysa hayat, pazardan kilo ile alınan bir meyve değil. Daha çok köyde büyüyen o eski ağaçlara benzer. Bilirsin… Dalı eğilir ama kırılmaz. Çünkü kökü derindedir.</span></p>

<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">Kökü olmayanın çiçeği de sahte olur zaten.</span></p>

<p class="17"> </p>

<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">Şunu kabullenmek lazım: Her olgunluk, bir çiçeklenme sancısından geçer. Gürültülü, dağınık, bazen de anlamsız görünen bir dönemdir o. Ama tam da orada şekillenir insan. Orada sabır öğrenilir, orada beklemenin tadı çıkar.</span></p>

<p class="17"> </p>

<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">Şimdi dönüp kendimize bakalım. Çiçek açma vakti gelmiş mi gerçekten, yoksa biz hâlâ tohumken meyve derdine mi düşmüşüz?</span></p>

<p class="17"> </p>

<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">Çünkü mesele basit:</span></p>

<p class="16"><span class="15" style="font-family:'Times New Roman'">Çiçeğe sabrı olmayanın, meyveye hakkı da olmaz.</span></p>

<ul>
	<li class="18"><b><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="font-weight:bold">Fuat Sönmez</span></span></span></b></li>
</ul>
]]></content:encoded>
<author>Fuat Sönmez</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-sonmez/cicek-acmadan-meyve-bekleyenlere-notlar/126/</link>
<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 22:02:58 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bingöl İl Özel İdaresi'nde Dev Hizmetler, Küçük Eksiklerin Gölgesinde</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bingöl İl Özel İdaresi son yıllarda önemli hizmetlere imza atıyor. 2024 yılında yüzlerce kilometrelik yol çalışmaları, 2025 yılı kapsamında içme suyu, kanalizasyon ve isale hatlarında yapılan yatırımlar inkâr edilemez büyüklükte. Bu hizmetler, kırsalda yaşayan vatandaşın hayatına doğrudan dokunan, yaşam standardını yükselten adımlardır. Emeği geçen herkese hakkını teslim etmek gerekir.</p>

<p>Ancak mesele sadece büyük işler yapmak değildir. Asıl mesele, yapılan hizmetin vatandaş nezdinde nasıl hissedildiğidir. Ne yazık ki bugün sahada konuşulan, yapılan büyük hizmetlerden çok; küçük ama etkisi büyük eksikliklerdir. Ve bu eksiklikler, yapılan tüm güzel işleri gölgelemeye başlamıştır.</p>

<p>Peki bu eleştirilerin temelinde ne var?</p>

<p>Öncelikle kurum içi disiplin ve ast-üst ilişkilerindeki zafiyet dikkat çekiyor. Sahada görev yapan bazı personelin görev tanımının dışına çıkarak hareket etmesi ya da sorumluluk alanlarını ihmal etmesi, hizmetin aksamasına neden oluyor. Bunun yanında araç parkuru eksikliği, sahada en çok hissedilen sorunlardan biri olarak öne çıkıyor. Üstelik bu eksikliğin giderileceğine dair verilen sözler ve kamuoyuna sunulan müjdeler de hafızalardan silinmiş değil. Ancak bu sözler zamanında yerine getirilmediğinde, mesele sadece bir eksiklik olmaktan çıkıyor; doğrudan kurumsal güveni zedeliyor. Dahası, bu sürecin takipçisi olan mülki amirler ve siyasi temsilciler de istemeden bu olumsuz tablonun içinde anılıyor. Çünkü sahada karşılığı olmayan her söz, hem kuruma hem de o sözü sahiplenenlere eksi olarak yazılıyor ve yazdırılıyor.</p>

<p>Daha da önemlisi, verilen sözlerin zamanında tutulmaması. Bir muhtara ya da köy halkına verilen söz, sadece bir ifade değildir; o söz, köyde yaşayan insanların beklentisini şekillendirir. Muhtar, aldığı sözü köylüsüne iletir. Ancak sözler tutulmadığında, muhtar da zor durumda kalır, kurum da itibar kaybeder.</p>

<p>Hizmet önceliklendirmesinde yaşanan adaletsizlikler de ciddi bir sorun olarak öne çıkıyor. Acil yapılması gereken işler ötelenirken, daha az öncelikli ya da şahsi taleplerin öne alınması, sahada huzursuzluk oluşturuyor. Kamu hizmetinde şahsi işlerin, umumi işlerin önüne geçmesi kabul edilemez.</p>

<p>Bir örnekle somutlaştıralım: Bir köye 5 kilometrelik yol yapılmış olsun. Elbette bu büyük bir hizmettir ve köylü memnun olur. Ancak aynı köyde bir su patlağı günlerce, haftalarca giderilmezse; o köyde kimse yapılan yolu konuşmaz. Aksine, çözülemeyen sorun daha yüksek sesle dile getirilir. Ya da cenaze gibi hassas bir durumda “araç yok” denilmesi, ya da sel, yangın gibi acil durumlarda ekipman eksikliği nedeniyle müdahalenin gecikmesi, yapılan tüm hizmetleri ikinci plana iter.</p>

<p>Daha da vahimi, vatandaşın şahsi işler için kurum araçlarını köyde gördüğünde oluşan algıdır. Bu durumda bırakın 5 kilometrelik yolu, 15 kilometre yol dahi yapılsa, o köyde memnuniyet sağlamak mümkün olmaz.</p>

<p>Buradan açık bir çağrı yapmak gerekiyor:</p>

<p>Kamu yöneticileri ve sahada görev yapan tüm personel, elbette iş yapma ya da yapmama yetkisine sahiptir. Ancak kimsenin bir muhtarı, bir köy heyetini tutulmayacak sözlerle oyalama hakkı yoktur. Çünkü verilen her söz, sahada karşılığı olan bir taahhüttür. Ve tutulmayan her söz, hem muhtarı hem devleti zor durumda bırakır.</p>

<p>Yapılması gereken aslında bellidir:<br />
Adaletli hizmet dağılımı, zamanında müdahale, şeffaf iletişim ve verilen sözlerin arkasında durmak.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki; büyük hizmetler alkış getirir, ancak küçük ihmaller güven götürür. Ve kaybedilen güven, yapılan en büyük hizmetten bile daha kıymetlidir.</p>

<p>Bingöl gibi gelişmekte olan bir şehirde, yapılan yatırımların kalıcı karşılık bulması için sadece hizmet üretmek değil, o hizmeti doğru, adil ve zamanında ulaştırmak şarttır. Ancak o zaman yapılan dev yatırımlar, küçük eksiklerin gölgesinde kalmaz; aksine halkın gönlünde hak ettiği yeri bulur.</p>
]]></content:encoded>
<author>Sıddık Kutulman</author>
<link>https://www.capakcurgazetesi.com.tr/yazarlar/siddik-kutulman/bingol-il-ozel-idaresi-nde-dev-hizmetler-kucuk-eksiklerin-golgesinde/125/</link>
<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 15:52:22 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>