Çapakçur Gazetesi Bingöl Haberleri

”Bilge

Mir Mesut Kovalar: “Şehrin Yaşayan Ama Ölü İnsanları”

Mir Mesut Kovalar: “Şehrin Yaşayan Ama Ölü İnsanları”
Mir Mesut Kovalar
Mir Mesut Kovalar( mirmesutkovalar@capakcurgazetesi.com.tr )
4.295
03 Şubat 2019 - 17:43

Sevgili okurlarım, öncelikle daha güzel ve yaşanılır bir Bingöl için kendimizden vazgeçip sessiz çığlıkların sesi olmak adına verdiğimiz bu azimli mücadelenin bazı kesimleri rahatsız ettiği yönünde bir takım duyumlar almaktayım. Siz değerli Bingöl Halkı’nın huzurunda bu kesimlerin sömürü ve istismar ile döndürdükleri değirmen çarklarına çomak sokarak verdiğim rahatsızlıktan dolayı kendilerinden özür dilemiyor ve zamanla elimden geldiğince onları daha çok rahatsız etme gayretiyle haksızlığa uğramışların haklı sesi olmaya devam edeceğimi teyit ediyorum.

 

Yaklaşık bir asır önce “Unutma! Her Karanlık Gecenin Bir Sabahı Vardır” diye inceden bir mesaj vermiş Akif!

 

Şüphesiz ki Allah’ın bahşettiği akıl ve izan ile bütün bir gerçekliği tarihin ışığında idrak etme çabasıyla yanıp tutuşanlar için bu sözün ve bunun gibi derin manalara sahip sözlerde bir hakikât vardır ve bu öyle bir hakikâttır ki; izzet ve şerefiyle karanlık gecelere vurulacak ağır bir darbedir. Tarihi bütün yönleriyle idrak edenler bilirler ki, zor ve çetin geçse de her zûlmun ertesi aydınlıktır.

Şöyle ki Hz. Ali (r.a), zulme uğramış mazlumlara ve zulmün öncü zalimlerine ithafen şu sözleri ifade etmektedir:

 

“Şüphesiz ki mazlumun öç alma günü zalimin zülmettiği günden daha korkunçtur.”

 

Değerli dostlar, tarihin derinliklerinde hayatımıza ışık tutacak o kadar söz ve eylem vardır ki; elbette hepsini telaffuz edecek bir ömrü yaşayacak zamanımız olamayacaktır. Lakin Allah’ın bahşettiği aklı kullanarak toplumun çıkarımları için bu kısıtlı zamanımızı onur ve şahsiyetimizi ayaklar altına almadan hak mücadelemizi sürdüreceğiz.

 

Uzun bir süredir neredeyse hemen hemen her gün bu şehrin evlatlarına yönelik sembolik cenaze merasimleri düzenlenmektedir. Dolayısıyla gün geçmiyor ki yaşamakta olan gençlerimizi öldü diye diri diri toprağa gömmeyelim. İnsanlarımız buna sessiz ve tepkisiz bir şekilde yaşamlarına devam etmektedir. Ne yazık ki haksız tahakkümlere sahne olan film gibi bu acı gerçeğin baş aktörleri, kentin sorunlarını çözmek adına yetkilendirilen yöneticilerdir.

 

“Yaşıyoruz lakin her şeyden habersiz soluklanan mazlum halk, bizi öldü diye kefensiz diri diri toprağa gömenlere karşı sessiz!”

 

Siyaseten ayrık düşüncelerin renkli zenginliğiyle güzel bir şehirde yaşadığımızın bilincinde olan yerel egemen güç ve bu gücün gölgesinde hayat bulan çıkar odakları, böylesi huzurlu bir kentte çıkar devşiremediklerini bildikleri için daimi bir kutuplaşma ve çatışma ortamını sahnelemektedirler. Bunun bilinciyle mevcut sömürüye karşı çıkan hakikât ehli şehrim insanlarını da ellerinde bulunan gücün en şiddetli yaptırımlarıyla cezalandırma cüretkârlığını göstermektedirler.

 

Benim Diye Bildiğim  Bizim Hikâyemiz

Bu cüretkâr hamlelerden nasiplenmiş bir evladınız olarak “Ulu Cami” önünde gerçekleştirilen sembolik cenaze töreni ve akabinde “Dörtyol”a gömülüş hikâyemden bahsetmek istiyorum.

 

Öldü diye bir yaygara koparan yerel egemen gücün çıkar odaklı emektarları, egemen güce haber salmış ve egemen gücün onay ve talimatıyla şahsıma yönelik afilli bir cenaze merasimi düzenlenmiş…

 

Tabi anlattığım bu hikâye sevinç, mutluluk ve barışın simgesi olan bir Bayram Arefesi’nde yaşanmaktadır. Gecenin en karanlık anında boğazımda beliren bir düğüm hissine kapılmıştım  ve hareketsiz bir şekilde çığlık çığlığa haykırıyordum fakat ne sesimi kimseciklere duyurabiliyordum ne de dokunduklarım beni hissetmekteydiler. Bir an kapının eşiğinde duyumsadığım ayak sesleriyle dirilik yüklenmeye başlamıştım ve iç sesimden yükselen çığlık bana korku yerine cesaret veriyordu çünkü ben haklıydım!

 

Kıpırdayamıyordum ve biraz sonra gür sesimin sessiz çığlığında ihanetle bezenmiş birkaç emektarla karşılaşmıştım.  Aydınlığın üzerine örtünmüş kapkara bir perde gibi her yer zifiri dehlizleri andırıyordu. Hareketsiz kalan bedenimi kavradıkları gibi bir tabutun içerisine yerleştirdiler. Kısa bir yolculuğun ardından belli belirsiz bir yerde azımsanmayacak bir kalabalığın söylemlerini duymaya başladım. Duyduklarıma inanamamıştım! Yaşıyordum ama oysa ki beni öldü diye diri diri gömeceklerdi. Azımsanmayacak bu kalabalığın eşliğinde kendi cenaze törenime katılabilme şansını yakalamıştım. Zamanla kalabalık iyiden iyiye suskunluğa büründü ve sonra yalnızca biri konuşmaya başladı; evet evet oydu işte! Yaşamakta olan şahsımı öldü diye algı yaratan emektarlarının hilesiyle cenaze namazımı kıldıracak o yerel egemen güçtü! Karanlık tabutun içerisinde duyumsadığım ve asla unutamayacağım yalnızca onun sesiydi.

 

Bir müddet sonra seslerin giderek ahenkle yoğunlaştığını duymaya başladım. Beni tabutun içerisinde taşımaya başlamışlardı. Yoğunlaşan sesler, kalabalığın giderek arttığını gösteriyordu ve bir ses; halka hitaben öldü diye yaygara koparıyordu ve o an anladım ki Ulu Cami’nin önünde cenaze namazımızı kıldırmışlardı. Bir kez daha acı bir hüzün kapladı yüreğimi; çünkü yaşıyordum ve öldü diye yaygara koparıp cenaze namazımı kıldıran çıkar odakları, amaçlarına kutsal inancımızı araç kılarak ulaşmaya çalışıyorlardı. Cami’nin önünde bekleşen şehrim sakinleri, her şeyden habersiz bu çıkar odaklarının sembolik merasimine karşı sessizliğini korumaktaydılar.

 

Birkaç adım sonra duraksayan bu sözde emektarlar, halkın sessiz bakışları arasında beni tabuttan çıkarıp kefensiz diri diri “Dörtyol”a gömdüler.

 

Ey Halkım!

Bizi kefensiz diri diri toprağa gömdüler; görmüyor musunuz? diye gür bir seda ile çığlık atarak ellerimi halka uzatmıştım ama oysa ki ne sesimi duyan vardı ne de uzattığım ele tepkili bir yiğit!

 

Yararsız ve faydasız çığlıklarımın eşliğinde gömülmüştüm; artık karanlık sandığım lakin kendimle tanışma imkanı bulduğum o aydınlığın içindeydim…

 

Bir müddet sonra benim gibi çığlık çığlığa haykıran nice sesler duymaya başlamıştım. Meğerse bu şehirde benimle aynı kaderi paylaşan ne de çok insan varmış…

 

Öldü diye ne de çok insanımızı kefensiz diri diri Dörtyol’a gömmüştüler!

 

Evet, bu şehrin yaşayan evlatlarını öldü diye kefensiz diri diri betona gömmüştüler; onun da üstünde betonlaşmış bedenlerin ayak altına!

 

Çığlık çığlığa, bitmez tükenmez bir inançla beton duvarları yumrukluyor ve yaşadığımın inancında cesaretimi asla yitirmiyordum. Betondan duvarların ürkütücü dehlizleri beni korkutmuyordu. Yılgıya kapılmıyordum çünkü hakikât dolu göğsüm, bana zaferin çok yakın ve mazlumun zalimden alacağı intikamın zülmun ertesi olduğu müjdesini veriyordu. Bu biz mazlumların idealiydi; zülme uğramış ezilenlerin “Büyük İnsanlık İdeali”!

 

Şehrin göbeğinde yani Dörtyol’da betondan yapıların altında bulunan karanlık dehlizlerde bu düşüncelerle meşgul olurken, üzerimizdeki hareketsizliğin hareketinde atılan adımların seslerinin giderek arttığını duymaya başlamıştım ve öyle ki gerçeği yansıtmayan bir aydınlığın karanlığında günün telaşı başladığını anlamıştım…

 

Bir ses duymuştum; inceden bir zaferi andırır gibi zillet dolu kahkaha!

 

Üzerimizde yürüyen mazlum halkın içerisine sızmış, ihanetle dolu betonlaşmış bir yüreksizin sesiydi bu ve şöyle diyordu:

 

“Bunca iftira, sömürü ve onursuz yaşamamıza rağmen hala bile kazancımıza kazanç katıyoruz, her devrin adama olmaktan üstümüze yok; bak işte sessiz yığınları korkutuyor ve sessizlerin sesi olmaya yeltenenleri de kefensiz diri diri gömüyoruz.”

 

O karanlık dehlizin içerisinde bu acınası zillet dolu söylemleri kahkalarıyla birlikte işittiğim esnada; söylemi hayata geçiren iradesiz ruhsuza ithafen şu tarihi söz kulaklarımı çınlattı:

 

“Hikmet öyle bir lokmadır ki senin gibi aldanmışların boğazından asla geçmez.”

 

Ve bugün kazandıklarını iddia edenler, mutlak surette kaybedeceklerinden bihaber yaşamaktadırlar çünkü onlar, aldanmışlardandır.

 

Ve gerçekten onlar;

 

Aldandılar ve herkes bilir ki; aldanmak mutlaka kaybettirir.

 

Selam ve muhabbetle…

Mir Mesut KOVALAR

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
KÖŞE YAZARLARI

Tüm Hakları Saklıdır. Lütfen Haberleri Kopyalamayınız. Sitemizden alınıp değiştirilen haberlerden Çapakçur Gazetesi Sorumlu Değildir. Gazetemiz Haber Ajanslarına abonedir.

porno izleporno indirsikiş izle

istanbul escortşişli escort