Aydemir: OHAL Çözüm Getirmedi
HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, TBMM İçtüzüğünde değişiklik yapılmasına dair teklifin OHAL'in düzenlenmesi ile ilgili 21'ci maddesi hakkında yaptığı konuşmada, 'Bingöl'de geçen yaşamımda gerek
HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, TBMM İçtüzüğünde değişiklik yapılmasına dair teklifin OHAL’in düzenlenmesi ile ilgili 21’ci maddesi hakkında yaptığı konuşmada, “Bingöl’de geçen yaşamımda gerek Sıkıyönetim gerekse de OHAL koşullarında kişisel deneyimim Olağanüstü Hal ilan etmenin ülkedeki sorunların tek birine bile çözüm getirmediği gerçekliğidir. Çünkü OHAL demek baskı demektir, OHAL demek keyfiyet demektir” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) içtüzüğünde değişiklik yapılmasına dair teklifin, OHAL’in düzenlenmesi ile ilgili 21’nci maddesi hakkında konuşma yaptı.
Aydemir, Meclis konuşmasında şunları söyledi:
“Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Görüşülmekte olan 4 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin OHAL’in düzenlenmesi ile ilgili olan 21. Maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.Yaşamımın büyük çoğunluğunu Sıkıyönetim ve OHAL şartları altında geçirmiş bir Parlamento üyesi olarak hepinizi selamlıyorum.
Bingöl’de geçen yaşamımda gerek Sıkıyönetim gerekse de OHAL koşullarında kişisel deneyimim Olağanüstü Hal ilan etmenin ülkedeki sorunların tek birine bile çözüm getirmediği gerçekliğidir. Çünkü OHAL demek baskı demektir, OHAL demek keyfiyet demektir. OHAL bu özelliği ile herhangi bir sorunu çözmeye değil, ancak ve ancak var olan toplumsal, siyasal ve iktisadi sorunları derinleştirmeye aday olabilir.
Değerli Milletvekilleri,Önümüzdeki kanun teklifinin maddesi, içtüzükteki OHAL düzenlemesini 2016 referandumu sonrası ortaya çıkan Anayasa’ya uyarlamayı amaçlamaktadır. İktidar partisi temsilcilerinin de belirttiği gibi bu düzenleme bütün olarak bir “uyum” düzenlemesidir.Oysaki şu anda bu sıralarda oturan birçok Parlamento üyesi, yasal düzenlemelerin değerinin “uyum”unda değil, “meşruiyet”inde olduğunu çok iyi bilmektedir.
OHAL şartları altında gidilen 2017 Referandumu ve sonrasında yine OHAL koşullarında gidilen 24 Haziran seçimleri, Anayasa değişikliğinin meşruiyetini ortadan kaldırmıştır. Esasında şu anda görüşmekte olduğumuz İçtüzük Değişikliği de OHAL şartları altında gerçekleşmektedir. Hatırlarsınız ki, 24 Haziran seçimleri sonrasında çıkarılan 7145 sayılı kanun ile OHAL kalıcı hale getirilmişti.
2015 yılından bu yana Türkiye ciddi bir demokrasi türbülansına girmiştir. Bu demokrasi türbülansını takip eden siyasal ve toplumsal krizler olmuş, en son ise ekonomik kriz ülkedeki her bir yurttaşı yakıcı şekilde etkiler noktaya gelmiştir.2015 yılının 7 Haziran tarihinde yapılan genel seçimlerde Türkiye halkları, AKP’nin tek başına iktidarına son vermiş, ülke yönetiminin daha geniş, katılımcı ve çoğulcu bir ortaklıkla yönetilmesini istemiştir.
Fakat halk iradesinin yok sayılması sonrası gerçekleştirilen 1 Kasım seçimleri, silah sesleri ve barut kokuları arasında yapılmıştır. 1 Kasım seçimleri öncesinde kurulan milliyetçi ittifak seçimden sonra da sürdürülmüş, Türkiye halkları bugüne kadar kişiye özel hukuksal olan ama meşru olmayan düzenlemelerle karşı karşıya bırakılmıştır.16 Nisan’da referanduma götürülen ve bütün yetkiyi tek kişide toplayan Anayasa değişikliği esasında kişiye özel düzenlemeydi. Yine OHAL şartlarında yapılan 24 Haziran seçimleri, tek kişiye tüm gücü verme mücadelesiydi.
Tüm bu süreç içerisinde 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL’in verdiği yetki ile çıkarılan KHK’ların ortak özelliği tek kişinin istemediği, ona muhalefet eden, mutlak iktidarı önünde engel olan herkesi bertaraf etmekti.Yani 2015’ten bu yana Türkiye’de demokratikleşmenin hızlanması gerekirken, bırakalım demokrasinin gelişmesini; eksikliklere sahip kurumsallık, demokratik olmayan hukuki düzenlemeler, Türkiyenin ihtiyacı olan özgürlükler sahasında ciddi bir geriye gidiş gerçekleşmiştir.
İşte şimdi bu geriye gidiş Meclisin tam içerisine yerleştirilmek istenmektedir. Uzunca bir süredir konuşma sürelerinin kısaltılmasından tutalım da, meclis görüşmelerinin halktan saklanmasına kadar her türlü şeffaf ve demokratik düzenlemeyi aşındırarak Meclisin, dolayısıyla halk egemenliğinin içini oyan iktidar partisi, tabuta son çiviyi çakmaya çalışmaktadır.4 Sıra Sayılı düzenlemeye baktığımızda, Meclisin Anayasası olan İçtüzük değiştirilmek suretiyle, yasama erki yürütme erkinin boyunduruğu altına alınmak istenmektedir.
OHAL ilanının Parlamentoya sunulması ile ilgili süreler düzenlenerek, Yasama Erki işlevsizleştirilmektedir. Aynı zamanda bir başka düzenleme ile Yürütme Erkinin başında olan Cumhurbaşkanına süresiz, sınırsız OHAL yetkisi verilerek ülkede rejimin niteliği tam otoriter hale dönüştürülmektedir.
Değerli Milletvekilleri,Bizler Halkların Demokratik Partisi olarak, her ağzını açtığında bizi meşru olmamakla itham eden siyasi iktidarın, önümüze getirdiği bu yasal düzenlemelerle kendisini her geçen gün meşruiyet dairesinden çıkardığını ifade etmek istiyoruz.Bu daireden çıkmak, bugün, ülkedeki demokratik refahın gerçekleşmesinin ilk ve gerek şartıdır. Bu sebeple, öncelikle, İçtüzük değişiklik teklifinde bulunan OHAL ile ilgili düzenlemelerin demokratikleştirilmesi gerekmektedir.
Bunun dışında ise Türkiye’de yamalı bohçaya benzeyen Anayasa değişikliklerinin sadece ve sadece 1982 Anayasasının ruhuna hizmet ettiğini vurgulamamız gerekir. Bugün içerisinde bulunduğumuz ve siyasi, toplumsal, ekonomik boyutları olan çoklu krizler girdabından kurtulmak için önce Demokratik Anayasa’nın, sonrasında ise Meclisin kendi işlevini kurtarması için demokratik bir İçtüzük çalışmasının yapılması acil bir gerekliliktir.Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi selamlıyor, ülke halklarının demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet özlemini gidermenin ilk görevimiz olduğunu tekrar hatırlatıyorum.”