Gün içinde hızla akan hayat, yerini sessizliğe ve karanlığa bırakıyordu. Gece...
Işıklar kapandı, âlem karanlığa teslim oldu.
Herkes kendi âleminde, zihindeki düşünceler ve iç sesler yavaşça sustu.
Gün boyunca süren koşturmaca son bulmuştu.
Derken bir ses yankılandı; zifiri karanlık yavaşça dağıldı: "Namaz uykudan daha hayırlıdır!"Ezan, yalnızca uykudan değil, türlü arzuların yatağından da insanı kaldırıyordu. Bir diriliş muştusu, taze bir hayat nefesi gibi... Uyandım. Karanlık ve aydınlığın arasındaki o ince zaman diliminde arındım; içimdeki ve dışımdaki tüm ağırlıklardan.Camı araladım, keskin bir hava çarptı yüzüme, derin bir nefes aldım. Perdeden süzülen ışık yüzüme vurdu: Karanlık tamamen dağılmış, her yer aydınlanmıştı.Âlem uykudan uyanmıştı.Balkona oturdum.Karşımda duran ağaçlara baktım uzun uzun; kimi yapraksız, kimi hâlâ birkaç yaprakla direniyordu.Park turuncu ve sarı yapraklarla doluydu. Bir çocuk yere düşen yaprakları kaldırıyor, sonra havaya savuruyor; yapraklar yavaşça süzülüyordu. Az ileride yaşlı bir amca bastonuyla yavaşça ilerliyor; çöpleri toplayan bir abi, insan sesleri...Başımı kaldırdım; bulutlara karışmış bir uçak, gökyüzünde dans eden kuşlar...Her biri kendi akışında, her biri kendi ritminde.Yavaşça nefes aldım, gözlerimi kapadım. Sesler sustu.Gelenler ve gidenler... Durmayan bir döngü: Yeşeren ve solan yapraklar, bebekler ve yaşlılar, aydınlık ve karanlık...Bütün bunlar ne olmalı? Uzunca düşündüm.Yavaşça gözlerimi açtım. Ve "Uykudan hayırlı olan namaz" sedası, bu kez güneş tam tepedeyken yankılanıyordu. Ben bunların cevabını ararken buraya kadar okuduysan eğer belki beraber buluruz cevapları. Sahi bu gidiş nereye?
ESNA IŞIK












