Bizi yoktan var eden, varlığından haberdâr eden ve yaşamamız için her türlü imkânı önümüze seren rabbimize hamdolsun. Peygamber-î zîşâna, O’nun ehl-î beytine ve O’na tâbî olmaktan bir adım dahi geri durmayan sahabilerine salât ve selâm olsun.
Her insan ve belki de her canlı hayat yolculuğunda belli gayelerle hareket eder. İnsanlar, zihinlerindeki düşünceler doğrultusunda belirlediği hedefe varmak için gayret içerisinde olurlar. Aynı şekilde, hayvanat da iç güdüleriyle belirledikleri amaca doğru yol alır.
Aklı başında olan hiçbir insan gayesiz-amaçsız yaşıyor değildir; hepimiz gün içerisinde ya da gece başımızı yastığa koyarken, bir sonraki gün için zihnimizde bir şeyler amaçlarız. Sabahın ilk ışıklarıyla da amacımızı gerçekleştirmek için olması gerekeni yapmaya çalışırız.
Sınava hazırlanan bir öğrencinin gayesi; derslerin konularını öğrenip, soru çözerek öğrendiklerini pekiştirmek. Ki, sınavda başarılı olabilsin. O amaçla hareket eder.
Bir öğretmen daha fazla okuyarak, öğrencilerinin gelişimine katkı sunma gayesini güder.
Bir işçi ailesine daha rahat bir hayat yaşatmak için daha çok çalışır…
Dolayısıyla, her insan kendi yaşantısına göre belli gayelerle hareket eder.
Hâl böyleyken…
Yüce rabbimiz kelâmında: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 56)
Âyet apaçıktır.
Bu âyetten öğreniyoruz ki, bizim yaratılışımızın bir amacı vardır; zaten hiçbir canlı boş yere yaratılmış değildir. Yüce Allah boş (Haşa!) işlerle uğraşacak değildir. Yeryüzünde olup, göremediğimiz en küçük bir canlının dahi yaratılış amacı vardır, biz bilelim veya bilmeyelim. Bu, bir şeyi değiştirmez zaten.
Şimdi…
Allah’a kulluğun en temelinde; rabbini tanımaktır. Allah’ı bilmeden, Peygamberi tanımadan kulluktan haz alınmaz. İslâm’ı bilmeden, teslimiyette noksanlık olur. İşte bu yüzden, bizi var eden, yaşatan rabbimizi bilmek durumundayız. Allah’ı bilmek, O’nun kitabını okumaktan geçer; Peygamberi tanımak, O’nun mübarek dilinden dökülen hadisleri öğrenmekten geçer.
Dolayısıyla…
Asırlar önce elçiler aracılığıyla bize kadar ulaşan ve bizleri muhatap alan rabbimizin kitabını öğrenmek, her birimiz için en üst seviyede önemlidir. Yine asırlar önceden bizi cennetle müjdeleyen ve cehennemle uyaran peygamberimizi (ve dahi diğer peygamberleri) tanımak, bizim için kurtuluşa vesile olacaktır.
Kimileri için denilebilir ki, amel, ilme tâbîdir. İnsan İslâm’ın hükümlerinden haberdâr olursa, amelî yönü kuvvet bulur. O şartları yerine getirmek de hem rahat olur hem de neşe duyar. Bu yüzden, amelî yönümüzün layıkıyla olmasını istiyorsak, öğrenmeye zaman ayırmamız gerekiyor.
Belki de kimileri şunu diyebilir; “Bazıları bildiği hâlde yapmıyorlar hatta sapmış ve sapıtmaya çalışıyor.”
İstisnalar kaideyi bozmaz ve böylelerin de olması normal, zîrâ efendimiz, ilmiyle amel etmeyenlerin var olacağını haber vermiştir.
Bizim için önemli olan kendi duruşumuzdur, bizler iyileri örnek almak durumundayız, özellikle Peygamberimiz gibi bir zât-ı muhteremi esas almayı rabbimiz bize emrediyor. O her yönüyle bizler için eşsiz bir örnektir.
Öyleyse…
Bahanelere sarılmanın hiçbir izahı ve tutarlılığı olamaz, bunun bize katkısı da yoktur. Allah’ın dini apaçık ortadadır. Hamdolsun ki bugün kü imkânlar en üst düzeydedir, istediğimiz her türlü bilgiye ulaşabiliriz. Durum böleyse, İslâm’ı öğrenmeye giden yolda önümüzde hiçbir engel yoktur.
Hasılı…
Hepimiz aynı derecede Cenab-ı Hak nezdinde sorumluyuz, bu sorumluluğumuzun hesabı elbette bize sorulacaktır. Öyleyse gelin rabbimizi ve peygamberimizi kendimiz ve hatta çocuklarımız için tanıyalım. Eminim ki, bilgimiz ölçüsünde ibadetlerimiz de yoğunlaşacaktır. İbadetlerimiz ölçüsünde de îmanımız ziyadeleşecektir ve Cenab-ı Hakkın rızâsına nail olacağız inşallah.
Yüce rabbim bizlere İslâm’ı ve onun Peygamberini tanımayı nasip etsin.
Rabbim bizlere bir ömür boyu ilim öğrenmeyi nasip etsin. Ve bizleri, çocuklarımızı İslâm’ın mükemmel hükümleriyle hemhâl etsin.
Yine, rabbim ayaklarımızı hakikat üzerine sabit kılsın.
Semih Akdemir














