Geçtiğimiz günlerde yerel bir sosyal medya kanalına kısa bir demeç verdim. Efrahim bebek için düzenlenen etkinliğin ne kadar kıymetli olduğunu anlattım. Sözlerimin bir bölümünde ise 12 Bingölspor'un sahipsizliğine değinerek, bunun sorumlusunun tek tek kişiler değil, hepimiz; yani ben ve bizler olduğumuzu ifade ettim.
Ne yazık ki bu cümleleri anlamak istemeyen isimsiz bir hesap, "Amcana söyle..." diyerek altı boş, ezbere ve tamamen önyargıyla yazılmış bir yorum yaptı. Aslında üzerinde durmaya değmeyecek kadar sığ bir yorumdu. Fakat bana önemli bir şeyi fark ettirdi.
Demek ki bugüne kadar Sayın Milletvekili Feyzi Berdibek hakkında hiç yazmamış olmam bir eksiklikmiş.
"Çünkü bu şehirde onun adının geçmediği bir sohbet masası bulmak zordur." Bir kişi övdüğünde övgüler peş peşe gelir, bir kişi eleştirdiğinde ise eleştirilerin ardı arkası kesilmez. Böylesine çok konuşulan bir isim hakkında, en azından hakkaniyet adına söylenmesi gereken bazı gerçekler vardır.
Özellikle 12 Bingölspor özelinde ifade etmeliyim ki, Feyzi Berdibek'in kulübe kapısı her zaman açık olmuştur. İmkânları ölçüsünde desteğini vermiştir. Bu destek yalnızca kulüp profesyonel liglerde mücadele ederken değil; Bölgesel Amatör Lig'de, hatta amatör liglerde mücadele ettiği dönemlerde de devam etmiştir.
Milletvekiliyken de destek olmuştur, milletvekili değilken de. Kulübün adı Bingölspor iken de, Bingöl Belediyespor iken de aynı yaklaşımı sürdürmüştür. Belki bunu hiç reklam malzemesi yapmamıştır ama desteğini de hiçbir zaman esirgememiştir.
Hatta kulübün Valiliğe devredildiği son toplantıda, dönemin Kulüp Başkanı Mehmet Engin Özturan'ın yaptığı konuşmada, "Feyzi Bey'in çok desteği oldu, hakkını yememek lazım." dediğini kendi kulaklarımla dinledim.
Eleştiri yapılacaksa elbette yapılsın. Ancak hakkı teslim etmek de en az eleştirmek kadar vicdani bir sorumluluktur.
Bunun dışında, bu şehirde yaptığı birçok hizmet ne yazık ki çoğu zaman kişisel ilişkilerin gölgesinde değerlendirilmiştir.
Evet, bireysel olarak insanlara dokunmaya gayret etmiştir. Hatta bugün Bingöl siyasetinde oluşan "Gitmediğin yer senin değildir." anlayışını bizzat inşa eden isimlerden biri olmuştur. Siyasette bir hedef koyup yola çıkan hemen herkesin yürüdüğü patikada onun da ayak izleri vardır. Oturduğu her sofrada, bulunduğu her cemiyette insanların anlatacak bir hatırası, paylaşacak bir yaşanmışlığı vardır.
İsterseniz Karlıova'nın bir köyüne gidin, isterseniz Lice sınırındaki bir yerleşim yerine... İnsanlarla kurduğu bu bağ tesadüfen oluşmuş değildir. Yılların emeği, sabrı ve fedakârlığının sonucudur. Bunun kıymetini belki bugün değil ama ileride daha iyi anlayacağız. O gün geldiğinde de yine aynı cümleyi kuracağım: Ben bunu yıllar önce de söylemiştim.
Peki mesele sadece insan ilişkileri mi? Elbette değil.
Son iki yasama dönemine bakalım. Bingöl'de hangi sekiz yıllık süreçte bu kadar okul yapıldı? "2003 Bingöl depreminden sonra da yapıldı diyenler olacaktır." Ancak deprem döneminde de aynı isim görevdeydi.
Yaklaşık 4-5 milyar liralık dev bir hastane yatırımı tamamlanma aşamasına geldi. Eski ifadeyle söyleyecek olursak, katrilyonluk bir yatırım. Üstelik bununla da sınırlı değil. Hastanenin yanında kurulması planlanan Nükleer Tıp Merkezi ve hastanenin araştırma hastanesi statüsü kazanması için yürütülen girişimler de ortada. Buna proje aşamasındaki Diş Hastanesi'ni, açılan aile sağlığı merkezlerini, Uluslararası Afet Koordinasyon Merkezi'ni ve köylerde hizmete giren sağlık yatırımlarını da eklemek gerekiyor.
Sanayiden ulaşıma kadar birçok alanda da benzer bir tablo var. Türkiye'nin en büyükleri arasında gösterilen Küçük Sanayi Sitesi hizmete girdi. İl Özel İdaresi eliyle, neredeyse şehrin bütün köy yolları sıcak asfaltla buluştu. Bizim köy yolu tanışmıştı ama sıcak değildi. Gerçi üzerinden zaman geçti, asfalt eskidi. Bakın, eleştiri gerekiyorsa onu da yapıyorum.
Fakat dikkat ediyorum; eleştirirken gerçeği inkâr etmiyorum.
"Fakat bazılarınız öfkeyle, kızgınlıkla ve önyargıyla bizden aile büyüklerimizi bir kalemde silmemizi bekliyor." Kusura bakmayın; ne siz bunu bizden isteyebilirsiniz ne de biz bunu yapacak insanlarız.
Elbette herkes eleştirilebilir. Hiç kimse kusursuz değildir. Her siyasetçinin eksikleri, yanlışları, hataları vardır. Ama Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim etmek gerekir.
Bir insana yıllar içinde "Baba" lakabı verilmişse bunun mutlaka bir toplumsal karşılığı vardır. Bir insan hâlâ sokakta yürürken insanlar onu tebessümle karşılıyorsa, bunun da bir sebebi vardır. Bunları görmezden gelmek, gerçeği değiştirmez.
Bugüne kadar yapılanları övmekten çok, eksikleri yazmayı tercih ettim. Çünkü bana göre gazeteciliğin ve köşe yazarlığının asıl görevi alkış tutmak değil, eksikleri göstermektir. Ancak haksızlığın karşısında susmak da aynı ölçüde büyük bir yanlıştır. Bugün yaptığım şey kimseyi aklamak ya da kusursuz ilan etmek değildir. Sadece gördüğümü, bildiğimi ve şahit olduğumu yazıyorum. Çünkü bu memleketin en güzel sözlerinden biri boşuna söylenmemiştir: "Yiğidi öldür, hakkını yeme." Gün gelir makamlar değişir, isimler unutulur; ama vicdanın kayda geçtiği satırlar kalır. "Ben de bugün, bildiğim gerçeği bu şehrin hafızasına not düşüyorum."












