Bizlerin insan olma sorumluluğu ve vicdani tepkisizliklerimizle beraber, bilinmezlikler ve çözümsüzlükler ortasında var olma ve görülebilme kavgasında çırpınan Kürtler…
Kürt halkının talihsizliğinin karşısında bizler de suçluyuz ve tarihin bizleri yargılayacağı gibi, arzın sahibi de elbette mazlum bir halka karşı duyarsızlığımızdan dolayı bizi yargılayacaktır.
O gün “hepimiz kardeşiz” söylemi para etmeyecek; pratik duruşlarımız ve tepkilerimizle, kalbimizin derunundaki sadeliğimizle Rahman’ın huzurunda olacağız ve hileli, kaçamak, süslü cümlelerimizin hiçbir karşılığı olmayacaktır.
Hâkim ve yargıç El-Adl olan Allah’tır.
Allah’ı aldatamayacak ve bu kadim halkın çocuklarının ölümlerine ve inançlarından kopmalarına sebebiyet veren bu vahşetlere karşı sessizliğimiz elbette cezalandırılacaktır.
Kürt meselesinin ve Kürtlerin talihsizliklerinin birçok noktadan değerlendirilmesi; neden, niçin, nasıl sorularını cevaplayarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
Kürtlerin, Kürtlerden başka bir çıkış yolu olmadığını öncelikle Kürtlerin kavraması zorunludur.
Kürtlerin öncelikle yapması gereken: Kendi sosyolojisini iyi anlaması, kabullenmesi ve en önemlisi halkının taleplerini kendi siyasi sınırları içinde gerçekçi yaklaşımlarla varlığını koruyarak asimilasyona karşı mücadele etmesidir.
Küresel güçlerin çıkarlarına umut bağlanarak kurulan ittifaklar, Kürt halkının dahi kabul etmediği ve neticesiz bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır.
Kürt halkının dinsel ve ulusal değerlerini korumakla beraber, günümüzün gereklilikleri olan lobi çalışmalarıyla ortak bir yol çizmesi en sağlıklı yaklaşım olacaktır.
Belki bu adımlar bugüne anında cevap vermiyor olabilir; ancak gelecekteki yeni katliamların önlenmesi ve kazanımların korunması açısından kolektif bir zorunluluktur.
Rojava’dan çok şey beklemek gerçekçi değildir. Ta başından beri Suriye Kürtlerinin sosyolojisini yıpratan, tekçi ve ütopik “enternasyonal demokrasi” savunuculuğuydu.
Aşiretvari feodal yapılar ve Arap milliyetçiliğinin kırılganlığından demokrasi havariliği beklemek, aslında başlı başına bir hamakattir. Arap milliyetçiliğinin yanı sıra Türk ve Fars şoven milliyetçiliği de Rojava’ya saygı ve sevgi göstermeyecektir.
Sonuç olarak Kürtlerin geleceği, uluslararası politikaların ve küresel güçlerin çıkarlarının gölgesinde değil; kendi varlığına odaklanmakta ve sabırla onurlu bir gelecek kurmaktadır.
Rojava’daki sosyalist ve devrimci Marksist enternasyonal gelecek hayalinin bir ütopya olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda Kürtlerin ideolojilerden uzaklaşıp kendi öz benliğine yönelmesi inanç ve millî değerlerini koruyarak uzun ve sonuç odaklı bir varoluş umudunu canlı tutması zorunludur.
Aksi takdirde kısa vadeli çıkışlar yeni maceraların önünü açacak ve bedelini maalesef yine Kürtler ödeyecektir.
Kürtlerin tek çıkış yolu, uzun soluklu ve uzun vadeli bir mücadeledir.
“Bir millet cehaletle hukukunu bilmez ise, ehli hamiyeti dahi müstebit eder.”











Her cümlen kalbe dokundu. Hem tarihe hem de vicdanımıza hesap soran bir yazı… Paylaşımın için minnettarım. ????