Bazı koltuklar vardır; üstüne oturanı yüceltmez, tam tersine kim olduğunu daha net gösterir. Hele o koltuk “protokol” diye anılıyorsa, artık mesele sadece oturmak değildir. Bir nevi sahneye çıkmaktır. Ama herkesin rolü yazılı değildir malum.
Geçtiğimiz günlerde ilginç bir sahne izledik. Gençlik kolları başkanlığı görevini yürüten bir arkadaşımız, kendisine ayrıldığı pek de belli olmayan bir koltuğa doğru kararlı adımlarla ilerledi. Kararlılık önemli tabii. Fakat yön de bir o kadar mühim.
Şimdi düşünün; yıllarını kamu hizmetine vermiş kurum müdürleri, başkanlar arka sıralarda yer bulmuş. Tecrübe yerini bulmuş yani, ama biraz geride. Ön taraf ise daha çok “hevesli” kadrolara kalmış gibi. Sandalye boş görünce insanın içi kıpırdamıyor değil tabii… Ama her boşluk doldurulmak zorunda mı, orası tartışılır.
Protokol dediğimiz şey aslında çok sade bir anlatıma sahip: “Kim nereye oturur?” sorusunun cevabı. Ama bazıları için bu soru biraz daha geniş yorumlanabiliyor: “Ben nereye oturmak isterim?”
Siyasette yükselmenin yolu sandalyeye erken ulaşmaktan geçmiyor. Hatta bazen hiç geçmiyor. Öyle ki, doğru zamanda ayağa kalkabilenler, yanlış zamanda oturanlardan daha çok hatırlanıyor.
Gençlik dediğimiz şey biraz da ölçü meselesi. Nerede duracağını bilmek, hatta bazen durmayı tercih etmek. Her görünen koltuğu fırsat sanmamak. Çünkü bazı koltuklar, oturuldukça küçültür.
En ilginç tarafı ise şu: Protokole girmek için bu kadar çaba sarf edenlerin, aslında protokolün ne anlama geldiğini pek de dert etmemesi. Davet edilmeden gelinen yerin adı misafirlik değil, biraz daha farklı bir şey oluyor çünkü.
Sonuçta mesele basit:
Koltuk bulmak kolay.
Ama o koltukta yakışmak… işte orası biraz zor.
- Fuat Sönmez










