Çuvaldız Öldü mü?
Son günlerde yaşanan acı olayların ardından toplum olarak üzüldük ve canımız yandı. Çocukların çocukları hedef alan şiddet eylemleri büyük yankı uyandırdı. Bizler de hem üzüldük hem öfkelendik. Ama öfkemiz asında neye? Bir ya da iki ebeveyn mi bunların sorumlusu? Sistemin kendisi mi? Yoksa topyekün yine toplumun kendisi mi? Bizler kolayına kaçıp sorumluluk üstlenmek yerine hemen birilerini hedef tahtasına oturtup saldırmaya başladık. Biraz da durumun iç yüzüne bakalım isterseniz.
Son çeyrek asırda ülkemizde eğitim sisteminde köklü ve önemli denilebilecek 15 tane büyük değişim oldu. Peki son kullandığımızdan önceki 15 taneyi değiştirenler yine aynı değil mi? Son 25 yılda 11 tane eğitim bakanı değişti bu ülkede sadece 3 tanesi eğitimci. Çocukların eğitim hayatı bu kadar mühim şekilde görülüp her gelen keyfi şekilde üzerinde oynama yaparken ülkede değişmeyen üç şey söyleyeyim mi? 1- İktidar, 2- Lider, 3- Mütteahitler.
Konudan sapmadan devam edelim. Bu ülkede çocukların en az %10’luk kısmı profesyonel olarak psikolojik desteğe ihtiyaç duyuyor. Buna erişim imkânı olan kısım %2. Bu ülkede okula giden öğrencilerin yaklaşık %20’si ekonomik nedenlerden ötürü sabah kahvaltı yapamadan güne başlıyor. Bu ülkede öğrencilerin %40’ı ise diğer sebepler de eklendiğinde güne kahvaltısız başlıyor. Lise çağındaki öğrencilerin %19’luk kısmı günde bir öğün atlamak zorunda kalıyor.
Ebu Zer El-Gıfari’ye atfedilen o meşhur ve sarsıcı sözü hatırlayalım isterseniz: "Geceyi aç geçirip de sabah kılıcına davranmayanın aklına şaşarım." Bu söz, sadece fiziksel bir açlıktan değil; adaletsizliğe, eşitsizliğe ve insanın en temel hakkı olan yaşam onurunun zedelenmesine karşı bir itirazın sembolüdür. Bizler bu çocukların aç kalmasına göz yumarken onların bir şekilde topluma öfkelenmesine, kızmasına, bilenmesine neden oluyoruz. O çocukların babası, annesi elbette ki ihmalleri hataları vardır ama tek suçlu onlar demek kafamızı kuma gömmekten başka bir şey değildir.
Okullar sadece çocukları belli saatlerde anne ve babaları çalışırken oyalamak için kullanılan yerler olmaktan çıkarılmalıdır. Çocuklara dil bilgisi, hayat bilgisi, cebir falan öğretmeden önce etik ve ahlak eğitimleri verilmelidir. Anneler ve babalar sorumluluklarının bilincinde olmalı bu konuda gerekirse zorunlu eğitimlere tabi tutulmalıdır. Bu eğitimler kağıtları doldurmak için değil, okullarda kağıt doldurtmaktan öğrenci ile ilgilenmesine fırsat verilmeyen rehberlik öğretmenleri gibi rehberlik hizmeti sunmaya çalışmak ya da formalite gereği seminerler falan düzenleyip öğretmenleri bezdiren uygulamalar şeklinde de olmamalıdır. PDR öğretmenlerine formalite icabı belge doldurmak yerine, onların alanını küçümseyip külfetmiş gibi görmek yerine bin tane öğrenciyle tek tek bir kişinin ilgilenmesini beklemek yerine bu alanı daha verimli hale getirmenin yollarını aramak gerekmiyor mu? Bu konuda yine bu işi yapan öğretmenlere danışılması gerekmiyor mu? Sadece tehlikeli öğrencileri tespit edip size bildirmek mi olmalı görevleri? Yoksa çocukların ailelerinin yanında ikinci evi olan okulda sığınacak bir liman olarak mı görmeleri gerekir?
Eğitimciler de öncelikle mesleğin sorumluluğu ve önemini bilerek hareket etmelidir. Okul bir an önce bitse de gitsem esas işlerimle ilgilensem denilen yer değildir. Okul, videolar çekip sosyal medyalarda öğrencileri insanlarla paylaşacak yer değildir. Okul sendikacılık oynayıp öğrenciyi merkezine almayan anlayışla yönetilen yer değildir. Okul birbirini çekiştirmekten derslere odaklanmama yeri değildir. Bizler sorumluyuz, bizler eksiğiz, bizlerden çok fazla emek-zaman harcayan öğretmenlerimiz desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bunları biliyor ve düzeltilmesi için de harekete geçilmesi gerektiğini söylüyoruz. Ama öğretmenlerimiz de kendi sorumluluklarının bilincinde olup ona göre hareket etmelidirler. İcra ettikleri kutsal bir meslek ve gerçekten de sorumlulukları büyük.
Ülkemizde gereğinden fazla eğitim fakültesi, oralarda ise yeterince kaliteli ve yetkin olmayan akademisyenler ve onların elinden yetişip çıkan öğretmen sayısı çok fazla. Kaliteli eğitimci yetiştirmek için uzmanların görüşlerine göre gerekli adımlar atılmalı. Liseleri sanayiye çevirmekle övünmek yerine elimizden kayıp gitmekte olan bir nesli nasıl kurtarabilir onu düşünmeliyiz. Bu sürekli telefona bakıyor, saçma müzik dinliyor, kitap okumuyor, edebiyattan, sanattan, spordan haberi yok ithamlarıyla ötekileştirdiğimiz çocuklar 20 yıl sonra bizlerin yerini alacak. Onlar çocuk yetiştirecek, onlar ülke idare edecek, onlar eğitimci, yazar olacak. Şimdi sabah okula aç giden çocuklar yarın bunun hesabını sorma imkanına kavuştuklarında kimsenin gözünün yaşına bakmayacaklar.
Çocuklara kahvaltı ve okullara güvenlik ekonomiye yük müdür? Millet zaten istemiyor. Üç tane HES yapmayın. Zaten bizim paramızla, bizim topraklarımızda yapılan, Allah’ın suyu ile dolan barajlardan gelen elektriği bir ton paraya satıyorsunuz bize. Biz daha fazla elektirik istemiyoruz şu anda. Karnı tok çocuklar istiyoruz. Olabildiğince güvenli alanlar istiyoruz. Daha çok okul daha çok rehberlik öğretmeni istiyoruz. Mennan Hoca tek başına bin tane öğrencinin hangi birine koşsun? Barajlar yetmediyse muhtarlar var. Ülkemizde vatanını en çok seven, devletine en bağlı, yoldaki kayadan, koltuktaki kaymakama kadar hepsini en çok sevenler onlar. Devletin verdiği maaşı, sigortayı, belediyelerin sunduğu muhtar evi ve hizmetleri desteklerini, silah ruhsatına ödemedikleri parayı hesaba katarsak bence muhtarları kapatıp çocuklarımıza kahvaltı verelim. Birçoğunuz en son ne zaman muhtarınızla konuştunuz hatırlıyor musunuz? Muhtarınızın yeri nerede biliyor musunuz? Mühür bastırmaya ihtiyacınız mı var yoksa askerden mektup mu bekliyorsunuz? Muhtarın görevi neyse insanlar başına et (@) koyup ilgili kurumu etiketleyerek sorunlarını dile getiriyorlar zaten. İktidar bekçiliği yapılacak diye, mahalleli çocuğunu okula aç gönderirken gömleğini giyip kareli ceketini, takım elbisesini çekip sağda solda birileriyle fotoğraf çekilen adamlar çok mu lazım?
Konu acı bir konu. Hassas bir konu. Birkaç açıdan değerlendirmeyi uygun bulduğum için ben de yazmak istedim. Ama bu konuda herkesin suçu var. İğne bizi kesmez artık. Çuvaldız lazım. Başkalarına batırmak yetmez artık kendimize çevireceğiz ucunu. Ama ne iğne kaldı ne çuvaldız. Ceplerimiz iğne dolu hepsi de başkalarına artık. Peki çuvaldız öldü mü?











