Birey olabilmek önce insanın kendisini fark etmesiyle başlar ve tabir yerindeyse daha emeklerken bile dikkatleri kendi üzerine yoğunlaştırmaya başlayan var olma kavgasında kendisini hissettirdiği en küçük sosyal grup olan ailesiyle ilişkileriyle değerlendirilmeli ve bu ilişkiler çerçevesinde konumlandığı sosyal grupların gittikçe genişleyen halkaları içindeki tutum, davranış ve sorunlara karşı duyarlılığı ile ele alınarak değerlendirme yapılması gereken ve bu değerlendirme neticesinde aldığı puana göre birey olabilmiş veya olamamış diye karar verebiliriz.
Yani “Ben varım, buradayım.” demek birey olabilmek değildir.
Bir kavak ağacı da boyu, posu, cismiyle bir varlıktır; ancak saldığı polenlerin zararları da herkesçe malumdur.
Birey olmanın erdemini yaşamak ve bireyin sosyal sorumluluk bilinciyle topluma entegre oluşunun gerekliliğini, güzelliğini ya da bireyselleşmenin erdemli yönlerini yazmaktan ziyade günümüz problemi hâline gelen bencillik bağlamında bireysel davranış sahiplerine dikkatinizi çekme niyetindeyim aslında.
Toplum ve toplumsallık arasında en önemli etken bireylerdir.
Toplumsallaşma; birey, aile, akrabalık ve aynı bölgede yaşayan insanlar gibi yaratılıştan gelen ve dış müdahale gerektirmeyen gruplar silsilesiyle oluştuğu gibi örgütlenme yoluyla sendika, ideoloji, partileşme veya benzeri ortak amaç çerçevesinde bir araya gelmiş farklı beklentiler ve çıkar amaçlı sonradan şekillenmiş gruplar ile de sağlanabilir.
Ancak bizim ele alacağımız konu birincisidir.
Malumunuz olduğu gibi yaşadığımız coğrafyada toplumsallaşma aile ile başlar ve genişlemesi kategorik olarak ilerler.
Duygusal toplumlarda ki bizler öyle topluluklardanız ve bizlerin bu duygusallığından yararlanan, kendini akıllı sanan bir güruh var ki hiçbir katma değeri olmadığı hâlde pozitif olarak ifade edilecek ne kadar erdemli kavram varsa bunların hepsini kendine layık görür ve bu kavramları hak edecek hiçbir vasıf taşımadığı gibi bunları hak etmek için bile bir emek vermez, bu vasıfları taşıyan erdemli insanlardan da haz etmez, onlara vefa gösterenlere karşı bile iğrenti duyulacak şekilde kindarlık yapar.
Ve en can alıcı nokta da toplumun kendisine faydası olmayan bu insanlara prim vermesidir.
Mesela geçmişinde toplumsal hiçbir çabası olmadığı gibi hasbelkader mensubu olduğu topluma duyulan saygının neticesinde bir makama erişince toplumuna karşı sorumluluk bilinciyle minnettar olup toplumuna karşı minnettarlığın gereği fedakârlık yapması gerekirken kendi toplumuna minnet duymaz ve tam tersi toplumdan nankörce saygınlık bekler ve toplumsal hareketlere karşı duyarsız kalmakla beraber muarızlaşarak çocuk mizaçlı bir mızıkçıya dönüşür.
İnsan kendi çabasıyla ve emeğiyle var olabildiğince kıymetlidir ve liyakati nispetinde oturduğu her makamı kıymetlendirir ve makamlardan değer almaktan ziyade makamlara değer katar ve toplumsal faydayı öne çıkarıp toplumsallaşma bilincinin gelişimine katkı sunarak birey olmanın erdemine ulaşır.
Bizler kendimizi önemsiyorsak ben olmayı biz olabilmek için başarmaya çalışmalıyız.
Gelişmiş bir toplumun tüm bireyleri bu denklemde refah ve huzura erişir.
Kendi şahsi menfaatlerini önceleyenler toplumsallaşmanın ve toplum bilincinin önündeki en önemli engellerdir ve bu engelleri aşmak da toplumun bireylerinin tutum ve davranışları ile mümkündür.
Hâsılıkelam, bize düşen doğru bir karar vermektir: ya biz olma şuuru ile hareket eder sırtımıza yük olan bu embesilleri silkinip indiririz ya da bu hayasız güruh bizim sırtımıza binmeye devam eder.
Karar vermek bize kalmış; toplumun menfaatleri uğruna fedakârlık yapanlarla toplumun sırtından geçinenleri ayırt etmek zor olmasa gerek.
Yükünün ağırlığına hayıflanma sakın; ağırlığını hissediyorsan yüküne omuz vereni de hissedebilirsin.
Her şeye hüsnüzanla yaklaşmak güzeldir lakin “Suizan makamında hüsnüzan etmek ise ahmaklıktır.” unutma.
Sana ahmak muamelesi yapanla dost kalman ahmaklığını tasdik etmendir.
Toplum sayesinde var olanlar topluma borçludurlar ve kimseye tepeden bakıp saygı beklemeye hakları yoktur.
Evvela vefa gösterip fedakârlık yapın ki kıymete binesiniz.
Bireylerin tercihleri ve tepkileri toplumlarının değerini ve geleceğini şekillendirir.
Karar verme zamanı; kişisel menfaat ve duygusal yakınlık için dalkavukluk mu, yoksa toplumsal birliktelik ve kalkınma için liyakat esaslı erdemlilik mi










