Bu satırlar; şehre duyulan özlem, aidiyet duygusu ve zamanın dönüştürücü etkisi üzerine tarafımca kaleme alınmış, parafraz yöntemi kullanılarak yeniden yorumlanmış özgün hâlidir.
-Şehrine Özlem Duyanlara-
“Hepsi bir uçurtma gibi gökyüzünde süzülür, biz ise ipi çoktan koparmışız.”
Hüzün çökmüş yüreğimin, Büyük Okyanus’taki Bermuda Üçgeni girdabındaki derinliği kadar olan yerine.
Hasret sinmiş hücrelerimin, Everest Dağı kadar yüksek olan uzaklığına.
Hatırlar mısın?
Dönüp baktığımda ardından, uzun saçlarının döküldüğü sırtına siyah gözlerimi bıraktım.
“Artık çok uzakta, çok yakınsın.” demiştim.
Hâlâ orada gözlerim.
Hâlâ orada sözlerim.
Hâlâ orada benliğim.
Hâlâ orada deport edilmiş hayallerim.
Hâlâ orada unutulmuş aidiyetlerim.
Karınca adımlarıyla kaldırımlarında yürürken şehrimin, dörtnala koşan atlar misali ne kadar hızlı değişti her şey...
Yol,
ev,
ağaç,
çiçek,
fikir
ve insan.
Ne çabuk değişti her şey...
Siyah beyaz, beyaz siyah oldu; anları yaşayamadan.
Geceler uzundu, sessizdi.
Tatlı uykularından uyanan çocukların, susuzluktan kurumuş dudakları arasından dökülen ürkek sesleriyle “Anne, su.” deyişleri...
Sevginin en katıksız hâlleri.
Saygının en güzel ifadeleri.
Acıların ve sevinçlerin en içten paylaşımları.
İkirciksiz, pazarlıksız sosyal iletişimin renkleri nasıl bu kadar pervasızca tükendi?
Bunaltıcı sıcaklıklar için rüzgâr serinletici bir nefes, mizah ise hüzünleri dindiren bir ilaç gibiydi.
An yaşanırdı.
Geçmiş yâd edilirdi.
Gelecek ise tahayyül ve tasavvur mevzularıydı.
Hüzün çökmüş yüreğimin, Bermuda Üçgeni girdabındaki derinliği kadar olan yerine.
Hasret sinmiş hücrelerimin, Everest Dağı kadar yüksek olan uzaklığına.
Hatırlar mısın?
Dönüp baktığımda ardından, uzun saçlarının döküldüğü sırtına siyah gözlerimi bıraktım; “Çok uzakta, çok yakınsın.” demiştim.
Hâlâ orada gözlerim.
Hâlâ orada sözlerim.
Hâlâ orada benliğim.
Hâlâ orada deport edilmiş hayallerim.
Hâlâ orada unutulmuş aidiyetlerim.
Karınca adımlarıyla kaldırımlarında yürürken şehrimin, dörtnala koşan atlar misali ne kadar hızlı değişti her şey...
Bakışlar,
sözler,
sanatlar,
sokaklar,
bahçeler
ve insanlar...
Ne çabuk değişti her şey...
Siyah beyaz, beyaz siyah oldu; anları yaşamadan.
Anılara sakladığımız, yokluğuna zamanla alıştığımız ama asla unutamadığımız eksilenler oldu hayatımızdan.
Hafıza mekânlarında gizlediğimiz çağrışımlarla ya da üzeri tozlanmış fotoğraflarda yer etmiş, ancak canlılığını hiç yitirmeyen evlerimizin burukluk veren silueti kaldı; yalnız kalmaya mahkûm olduğumuz apartmanların altında.
Bir adım ileride, iki adım geride kalan şehrimize özlem duyuyoruz yine de:
Anlayışa,
sevgiye,
saygıya,
hoşgörüye
ve paylaşmaya dair.











