Türkiye'yi "daktilo çağından bilgisayar çağına" taşıyan lider olarak bilinen ve dindar profilini kamusal alanda da saklama gereğini duymayan ilk Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın bilgisayar ile Kur'an’ı birleştiren düşünce anlayışının ne kadar önemli ve gerekli olduğu, yaşadığımız son öğrenci katliamıyla daha net anlaşılmış olmalı.
Merhum Özal'ın din, vicdan ve ifade özgürlüğünün yanı sıra teşebbüs özgürlüğüne de imkan ve fırsat tanıması, özgürlükler alanını daha da genişletmiştir.
Türkiye'nin hem dijital dünyaya adım atması hem dindarların sosyal, siyasal ve kamusal alandaki görünürlüğünün artması açısından tam bir dönüm noktası olduğu da söylenebilir.
Başta telekomünikasyon hamlesiyle, köylere kadar otomatik telefon santrallerinin kurulması, dijitalleşmenin altyapısını oluşturmada ilk ve önemli bir yer teşkil etmektedir.
Basın ve yayın dünyasında daha özgürlükçü bir anlayışın önü açılmış, Türkiye’nin ilk özel televizyonları hayatımıza girmiş, internet çağı başlamış ve bu durum haliyle özgür düşünce ve bilginin serbest dolaşımı açısından devrim niteliği taşımıştır.
Teknoloji alanında belirli aşamalardan sonra sivil toplumla birlikte özel ve resmi kurum-kuruluşlarda, okullarda bilgisayarlı eğitime geçilmesi ve özellikle iletişim teknolojisinin gelişmesi ve yayılması hem ülke çapında hem uluslararası ilişkilerde özellikle toplumların zihin dünyasını etkileyen çok farklı aşamalara geçilmiştir.
Diğer taraftan, Özal’ın hem modern icraatlara imza atması hem ilk Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak cuma namazlarına gitmesi, hacca gitmesi gibi dini vecibelerini yerine getirmesi yönüyle Müslüman Türkiye Cumhuriyeti devletinin tarihine altın harflerle geçmiştir.
Böylece, Özal, laiklik elden gidiyor endişesiyle sürekli baskılanan dindar kesimin de devletle barışmasını sağlayarak dini ilimler ile fen ve teknolojiyi mezcederek ve dindar kalarak da modernleşebiliriz, devleti, toplumu yönetebiliriz ve tüm dünyayla iletişim ve etkileşim içinde olabiliriz, mesajını vermeye başlamıştır.
Bu zihniyetin bir benzerini Bediüzzaman Said Nursi’de de görmekteyiz.
Üstada göre dini ilimler, kalbi ve vicdanı kendi gerçek mecrasında ihya ederken insana imanı, edebi, ahlakı, hayatın gayesini ve doğru ile yanlışı ayırt etme kabiliyetini kazandırırken fenni ilimler ise aklın kullanılmasını teşvik ederek evreni, tabiatı anlamayı, teknolojiyi ve modern bilimleri keşfederek insanlığın hizmetine sunmayı amaçlamalıdır.
Ama ne yazık ki onun metodolojisindeki bu hakikatin aksine günümüzde tüm dünya genelinde eğitim sistemi, bireyleri daha çok iş gücü unsuru olarak hazırlamaya odaklanmış durumdadır. Mesela bilgisayarın nasıl kullanılacağı öğretiliyor ama o bilgisayarla üretilen ve öğretilen bilginin etik ve ahlaki yönü ile doğuracağı netice temel ve öncelikli olarak öğretilmiyor.
Dolayısıyla, bilim ve teknik olarak çok başarılı, donanımlı, zeki ama "niçin?" sorusuna manevi ve tatmin edici bir cevap veremeyen bir nesil karşımıza çıkıyor ve almış başını gidiyor.
Oysaki bir an geriye dönüp baktığımız zaman Selçuklu ve Osmanlı dönemi başta olmak üzere İslam’ın hem bireysel hem toplumsal olarak hakiki manada yaşandığı muhteşem dönemlerde fıkıh, tefsir, hadis, kelam gibi dini ilimlerde otorite olan önemli şahsiyetler; aynı zamanda fizik, kimya, biyoloji, matematik, astronomi ve tıp gibi alanlarda da asırlara hitap eden eserleriyle nam salmışlardır.
Bugün ise uzmanlaşma adı altında bilim dünyası param parça olmuş, mesela, bir fizikçi evreni incelerken güya objektiflik gerekçesiyle tüm kainat ve mahlukatın yaratılış hikmetlerini tefekkür etmeyi bile engel kabul edip manevi haz ve hayranlık duymaktan imtina ederken, günümüzün sözde din alimi de kimyanın, fiziğin, bilimin ve teknolojinin konularını dersine, tefsirine katmaktan aciz kalabiliyor.
Tabii ki bugün hem fen ve teknolojiye hem de dini ilimlere erişim tek bir tıkla mümkün iken ikisini birleştirip hayata geçirmek için eğitim sistemi, sözkonusu sentezi sistemli ve toplumsal bir model olarak sunmakta hala zorlanıyorsa bunun en büyük sebebi de “balık baştan kokar” kaidesince ilmiyle amel etme ve rol model olma konusunda sınıfta ilk kalanlar ilim ve bilim adamlarıdır.












