Bingöl’de yıllardır aynı manzaraya rastlarım.
Bir kahvehanenin tenha köşesinde iki kişi oturur.
Biri konuşur, diğeri dinler.
Birinin kapısının önünde kalabalık eksik olmaz.
Diğerinin kapısını ise rüzgârdan başka çalan çıkmaz.
Bunu uzun süre düşündüm.
Aynı toprağın üzerinde büyüyen, aynı sudan içen, aynı sokaklarda yürüyen insanlar…
Nasıl oluyor da kimileri sözü dinlenen kişilere dönüşüyor?
Kimileri yön verirken, kimileri neden sadece yönlendirilir?
Bu soruların peşine düştükçe şunu fark ettim:
İktidar sandığımız kadar görünür bir şey değil.
Her zaman makam odalarında durmuyor.
Yönetim kurullarında, müdür koltuklarında da değil sadece.
Bir köy muhtarının ses tonunda çıkar karşımıza.
Bir aşiret büyüğünün hüküm taşıyan bakışında.
Bir esnafın yıllar içinde fark etmeden biriktirdiği özgüvende.
Kimi zaman da bir annenin evin içinde sözsüz kurduğu dengede.
Çoğu zaman gözümüzün önünde değil, gözümüzden kaçan yerde yaşar.
İnsanlar iktidarı çoğu kez kuvvetle karıştırır.
Bir ses biraz daha yüksek çıktığında bunun güç olduğunu sanır.
Oysa kuvvet, onun sadece küçük bir parçasıdır.
İktidar; bir düşünceyle filizlenir.
İnsanlar etrafında toplandıkça büyür.
Güven gördükçe kök salar.
İmkân buldukça yayılır.
Dışarıdan bakıldığında görünen şey çoğu zaman sadece sonuçtur.
Açılan kapılar, dolan masalar, uzanan eller…
Ama o noktaya gelene kadar geçen yıllar görülmez.
Kurulan ilişkiler, ertelenen hayatlar, yutulan cümleler, içine gömülen hayal kırıklıkları…
Bu yüzden başarı, birçok kişiye talih gibi görünür.
“Bahtı açık” der geçerler.
Oysa o “baht”ın arkasında çoğu zaman uzun yılların birikimi vardır.
Bir fabl gelir aklıma.
Tilki ile aslan yan yana yürüyormuş.
Bir süre sonra aslan dayanamamış:
“Ormanın en kurnazı sensin diyorlar.
Ama senden güçlüyüm,” demiş.
Tilki sadece gülümsemiş.
“Öyleyse peşimden gel,” demiş.
Yürümüşler.
Karşılarına çıkan canlılar heybetle kenara çekilmiş.
Aslan gördüklerine şaşırmış.
Saatler sonra durup konuşmuş:
“Demek senden çekiniyorlarmış.”
Tilki başını çevirmiş.
“Benden değil,” demiş.
“Arkamda yürüyenden çekiniyorlar.”
Bu masalın hâlâ anlatılıyor olması boşuna değil.
İnsan değişir, zaman değişir, şartlar değişir.
Ama gücün etrafında oluşan görüntü çoğu zaman aynı kalır.
Çünkü insanlar çoğu zaman iktidarı değil, iktidarın etrafında oluşan havayı görür.
Bir sözün doğruluğunu tartmadan önce, onu kimin söylediğine bakar.
Bunu erken fark edenler vardır.
Ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını bilirler.
İnsanların neye yöneldiğini değil, neden yöneldiğini anlamaya çalışırlar.
Çünkü insanı anlamadan etki kurmak mümkün değildir.
Yine de her güçlü görünen insan gerçekten güçlü değildir.
Kalabalık her zaman itibar değildir.
Alkış her zaman saygı anlamına gelmez.
Bingöl ovasında kocaman ağaçlara bakarken bunu düşünürüm.
Ağaçlar büyüdükçe kökleri daha da derine iner.
Yukarı çıktıkça aşağıya, toprağa daha çok tutunur.
İnsan ise yükseldikçe, geldiği yeri unutabilir.
Asıl kırılma da burada başlar.
Başarının sırrı çoğu zaman sanıldığı kadar gizemli değildir.
Basireti olanlar yaklaşan değişimi erkenden görür.
Kimileri herkesin geçtiği boşluğu fark eder.
Ehlinden olanlar ise kalabalığın baktığı yere değil, kalabalığın neden oraya baktığına dikkat eder.
Aradaki fark çoğu zaman sadece budur.
İşte insan bunu fark ettiği gün, yıllarca olağanüstü sandığı birçok şeyin aslında rutin bir akışın sonucu olduğunu anlar.
Çoğu insan dünyaya daha fazla ışık tutmaz, o ışığın düştüğü yerde gölgeleri daha dikkatli okurlar.












