Bingöl’ün tam ortasında bir sokak düşünün.
Üst katları boşaltılmış, alt katlarında hâlâ ticaret dönen binalar var. Yani yukarıda “tehlike arz ediyor” denilen yapı, aşağıda “buyurun alışverişe” diye müşteri bekliyor.
Bu bile tek başına garabet.
Adı da Maden Sokağı.
Ama belli ki burada çıkarılan şey maden değil; sabır, tahammül ve vatandaşın sinir uçları.
Aylar önce kentsel dönüşüm denildi. Sonra tespit yapılacak denildi. Ardından hak sahipleriyle görüşülecek denildi. Bir ara ofis kurulacağı söylendi. Sonra takvimler değişti, aylar geçti, sokak aynı kaldı.
Bingöl’de mevsim değişti, açıklamalar eskidi, binalar biraz daha yoruldu.
Fakat işin kendisi, nedense hep aynı yerde bekliyor.
Şimdi burada mesele sadece birkaç eski yapının yıkılması değil. Mesele, devlet ciddiyetiyle belediye refleksinin aynı cümlede buluşup buluşamadığıdır.
Çünkü bir yerde “burası riskli” diyorsanız, orada zaman sizin lüksünüz değildir.
Riskli bina, basın açıklamasından anlamaz.
Çatlak kolon, toplantı takvimine saygı duymaz.
Metruk yapı, “kaynak aktarımı bekleniyor” cümlesiyle kendini emniyete almaz.
Ama bizde garip bir alışkanlık var.
Bir iş yapılmadığında ona “süreç” deniyor.
Süreç uzadığında “koordinasyon” deniyor.
Koordinasyon sonuç vermediğinde “takip ediyoruz” deniyor.
Vatandaş da takip ediliyor gerçekten.
Ama uzaktan.
Esnaf ne yapacağını bilmiyor. Dükkânını yenilese boşa masraf. Beklese zarar. Kapatsa geçim derdi. Açık tutsa can güvenliği kaygısı.
Böyle bir ortamda ticaret yapılmaz; olsa olsa ihtimal hesabı yapılır.
“Bugün müşteri gelir mi?” değil,
“Bugün başımıza bir şey gelir mi?” sorusu dolaşır insanın aklında.
Bir şehir için bundan daha acı bir manzara olabilir mi?
Bingöl deprem gerçeğini bilen bir şehir. Bu şehirde eski yapı meselesi, sıradan bir imar tartışması değildir. Hele hele kent merkezinde, herkesin gözünün önündeki bir sokakta, “yıkılacak” denilen yapıların aylarca öylece kalması, sadece teknik değil, ahlaki bir sorundur.
Çünkü vatandaş şunu görür:
Bina yaşlanıyor.
Tehlike büyüyor.
Yetkili konuşuyor.
Sonuç gelmiyor.
Sonra da kamuya güven niye azalıyor diye şaşırıyoruz.
Azalmaz mı?
İnsan kendi gözüyle gördüğü çatlağa mı inanacak, yoksa her defasında yeniden ambalajlanan açıklamalara mı?
Maden Sokağı için artık süslü cümleye gerek yok. “Yeni çehre”, “modern alan”, “dirençli kent”, “vizyon proje” gibi kelimeler, sahada karşılığı yoksa sadece tabela süsüdür.
Şehirler kelimelerle değil, kararlarla değişir.
Eğer bu sokak gerçekten riskliyse, gereği yapılmalı.
Eğer yıkım kararı varsa, tarih açıklanmalı.
Eğer para yoksa, bu açıkça söylenmeli.
Eğer Ankara’dan beklenen bir onay varsa, adı konmalı.
Eğer hak sahipleriyle ilgili sorun varsa, kamuoyu bilgilendirilmeli.
Ama herkesin bildiği bir tehlikeyi herkesin seyrettiği bir bekleme salonuna çevirmek, yönetim değildir.
Bu, olsa olsa “günü kurtarma sanatı”dır.
Maden Sokağı bugün Bingöl’ün şehircilik karnesinde kırmızı kalemle işaretlenmiş bir satırdır. O satırda sadece eski binalar yok; plansızlık var, belirsizlik var, esnafın sıkışmışlığı var, vatandaşın “yarın ne olacak” endişesi var.
Bir de tabii klasik yerel yönetim mucizesi var:
Ortada çözülmemiş bir sorun dururken, herkesin sorumluluğu bir başkasının masasında unutulmuş gibi davranması.
Belediye başka yere bakar.
Bakanlık süreci bekler.
Kurullar dosya inceler.
Esnaf kepenk açar.
Vatandaş binanın yanından geçer.
Sonra bir gün kötü bir şey olursa, hep birlikte aynı cümleyi duyarız:
“Gerekli incelemeler başlatıldı.”
İşte mesele tam da bu.
İnceleme, felaketten sonra değil; felaket ihtimalinin önünde yapılınca işe yarar.
Maden Sokağının ihtiyacı yeni bir açıklama değil. Yeni bir fotoğraf da değil. Hele hele “çalışmalarımız devam ediyor” cümlesine hiç değil.
Oranın ihtiyacı netliktir.
Ne zaman?
Kim yapacak?
Esnaf nereye taşınacak?
Hak sahipleriyle hangi aşamaya gelindi?
Kaynak bulundu mu?
Bulunmadıysa neden hâlâ bulunmadı?
Bu sorulara cevap verilmeden yapılan her açıklama, sokaktaki çatlağın üzerine afiş asmaktan farksızdır.
Maden Sokak bekliyor.
Ama sadece yıkımı değil.
Ciddiyeti bekliyor.
Şeffaflığı bekliyor.
Bir yetkilinin çıkıp lafı dolandırmadan konuşmasını bekliyor.
Çünkü bazen bir şehirde en tehlikeli şey eski bina değildir.
En tehlikelisi, herkesin tehlikeyi bilip de hiçbir şey olmamış gibi davranmasıdır.
- Fuat Sönmez












