Faiz yiyen insan, bereketsizliğin gölgesinde büyüyen ısırgan otuna benzer. Meyvesi olmadığı gibi, dokunanın elini de yakar. En iyisi o ottan uzak durmaktır.
Öyle zamanlardan geçiyoruz ki, insanlar mı faiz yiyor yoksa faiz mi insanları seçiyor, gerçekten seçmesi çok zor. Faizin yüz metrelik koşuda kulağa hoş geldiği görülse de, ömrün uzun maratonunda ömre yayılmış bereketsizliğin insanda bıraktığı yıkım, bir kez daha gözler önüne seriyor ki hiç de sanıldığı gibi değil.
Yeni bir normallik yayılmış durumda. Bu normalde ahlak ve vicdan kapı dışında kalmış. Bir hırs bürüdü gözleri ki, gözlerdeki vahşetin kırmızısını görüyorum. Nasıl korkunç bir hal ki kelimeler kifayetsiz kalıyor anlatmaya bu gerçekleri.
Gönlümüz bir göl suyu. Oraya atıyoruz helal mi haram mı diye sorgulamadan yediğimiz her şeyi. Oraya atıyoruz kirden geçilmeyen hırslarımızı, şehvetimizi ve ahlaktan nasibini almamış her bir hal ve davranışımızı. Sonra dışarı taşan pisliklere bakıp, bize mi ait dercesine hakikatten bir haber yaşıyoruz.
Gönlümüzü bir akarsu yapabilseydik eğer. Faizin yerine zekât ve sadakayı koyabilseydik. Gönlümüze attığımız hırslarımızı, şehvetimizi ve ahlaktan nasibini almamış her bir hal ve davranışımızı düzeltebilme şansımız olurdu. Çünkü akan bir suyun önünde engel bulunamaz. Akıntıya kapılıp giderdi kötüye dair ne varsa. Başlardı söylemeye yüreklerde hakikatin şarkısını bülbüller.
İbrahim Ateş














