BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bizleri namaz gibi bir ibadetten mahrum etmeyen ve bunun lezzetine varmayı nasip eden Rabbimize hamdolsun. Her konuda olduğu gibi, namazda da O’na tâbî olduğumuz tek önderimiz efendimiz (a.s)’a sâlât ve selâm olsun.
Allah’a teslim olmak, yani Müslüman olmak büyük bir değer ve onurdur. Bugün yeryüzünün büyük çoğunluğu bu şereften nasiplenemiyor. Hamdolsun biz Müslümanlar olarak temelde Allah’ın şeriatına boyun eğmişiz. Bu, hem dünya için veriyor hem de âhiret için fayda verecektir inşaallah.
Malum olduğu üzere, Müslümanlık, sadece sözden ibaret değildir, kişinin Allah’ın emirlerine tümden uyması ve sarılmasıdır, demek daha uygun olur.
Hamdolsun Rabbimiz hiçbir şeyi eksik bırakmadan gerek kitabında (Kur’ân-ı Kerîm) gerekse de peygamberi (a.s.) aracılığıyla kulluk noktasında yapmamız gerekeni bize bildirmiştir, o yüzden bunun için bahane üretecek bir pozisyonumuz olamaz.
Kıymetli okur, bizi yaratan, yaşatan ve her türlü imkânı hizmetimize sunan Rabbimiz, bizden sadece ibadet noktasında gayret istiyor, başka bir şey değil. Bu, zorluk gerektirecek bir iş de değil. Bize verilen yirmi dört saatin hesabını yaptığımızda, ibadetin vaktimizin çok az bir kısmını aldığını görmüş olacağız.
Dolayısıyla, ibadet etmeyi asla gözümüzde büyütmemeliyiz. Bunu zihninde bitiren kişi, bedeniyle rahat bir şekilde yerine getirmiş olacaktır ve zamanla bunun bir alışkanlık hâline geldikten sonra, çok basit olduğunu kişi hissetmiş olacaktır.
Şimdi,
asıl meramıma gelecek olursam…
Yüce Rabbimiz âyeti kerimede şöyle buyuruyor; “Namazı dosdoğru kılın…” (Bakara sûresi, 43. Âyet)
Bizi var eden Allah, altını çizerek söylüyor: “Dosdoğru” Rabbimiz dikkatlerimizi buraya çekmek istiyor, namazın en güzel bir şekilde kılınmasını istiyor.
Yani, kaçamak değil, hakkını vererek ve samimiyetle….
Birileri görsün, beğensin, puan versin, diye değil; sadece Allah için…
Yüce kitabımızda namaz ile ilgili onlarca âyet var, bunun yanında bir o kadar da efendimizin (a.s)’ın hadisi şerifleri var. Bu çoğunluktan bile, namazın önem derecesini çok iyi anlayabiliriz fakat maalesef buna rağmen, namazın yeteri kadar anlaşılmadığını düşünmekten kendimi alamıyorum.
Gönül isterdi ki, bu konuya girmeye hiç hâcet olmasaydı ama böyle değil işte.
Bu konuda kendimizi silkelemek zorundayız; zirâ namaz ibadeti, kulluğun zirvesidir.
Namazı ihmal eden bir mümin, kendine zarar vermiş oluyor, diyebiliriz.
Ne hâzindir ki bu, sadece kendisiyle sınırlı kalmıyor; bundan eşi, çocukları ve hatta torunları da etkilenmiş olacak.
Bu, bir vebaldir ve sorumluluğu ağırdır.
Biz, namazla alakası olmayan bir Müslümanın bu durumu, ta torunlara kadar sirayet ettiğini yâkinen görüyoruz. Bu yüzden namazın-namazsızlığın bulaşıcı olup ve hayatî öneme sahip olduğunu açık olarak söyleyebiliriz.
Bu minvalde…
Yüce Allah buyuruyor ki; “Ailene namazı emret ve kendin de ona(namaza) devam et…” (Tâhâ sûresi, 132. Âyet)
Bu âyetten anlıyoruz ki, sadece kendi namazımızdan değil, ailemizden de sorumluyuz.
Somutlaştıracak olursak; yüce Allah şunu demek istiyor; sen namaz kılıyorsan ve yanı başında duran eşin, çocukların, anne-baban ve hatta kardeşlerin namazdan bîhaberse onları namaza davet etmek zorundasın.
Farz-ı mahâl; sabah namazımızına kalktığımızda yanı başımızda veya aynı evi paylaştığımız aile bireylerimizi namaza uyandırmıyorsak, vebal altına girmişiz demektir. Zirâ, herkes ailesinden sorumludur.
Namazın kılınmadığı bir hane, manevi olarak harabedir. Allah’ın zikredilmediği bir kaplte hâkeza...
Hasılı…
İlk önce kendimizden başlayacağız. Şayet biz namaz kılmıyorsak, bir an önce başlamalıyız. Kendimiz kılarsak, diğerlerinin üzerinde sözümüzün tesiri olur, aksi takdirde saatlerce söylesek bile, hiçbir tesir bırakmayabilir.
Şimdi,
dikkatlerinizi çekmek isterim, hiçbirimiz aile fertlerimizden birinin yüce Allah tarafından azaba uğratılmasını istemeyiz hatta ailemizden birinin başına en küçük bir musibet gelmesi bile, bizim yüreğimizi incitiyor.
Buna istinaden diyebiliriz ki; hiç birimiz ailemizin birinin cehenneme gitmesini istemeyiz.
Durum böyleyken…
Hiç vakit kaybetmeden, bizi en güzel bir şekilde yaratan, yaşamamız için her türlü imkânı seferber eden Rabbimize dönelim, O’na tam manasıyla teslim olalım. O’na boyun eğelim ki, rahata kavuşalım.
Kalplere huzuru veren Allah’tır.
Namazın, zikrin insanın kalbine verdiği lezzeti hiç kimse veremez.
Öyleyse, layıkıyla O’na boyun eğelim, kurtulalım.
Son olarak…
Bir hanede anne-baba namaz kılmıyorsa, çocukların da kılması zor olur. Bundan anlayabiliriz ki, çocuklar anne-babaya tâbî oluyor. Bu sebeple, mahşer günü çocukların hesabı anne-babaya sorulur elbet.
Öylesi bir günde hiçbir yere kaçışımız olamaz. O gün henüz gelmemişken, kendimizin ve çocuklarımızın âhiretini ihmal etmeyelim, hep beraber cennete giden yolda elele yürüyelim.
Kendimizi düşünmüyorsak bile, çocuklarımızı düşünelim derim.
Rabbimiz bizleri namazı hakkıyla kılanlardan eylesin.
Rabbimiz bir vakit dahi, bizleri secdeden mahrum bırakmasın.
Ya Rabbimiz, kalplerimize namaz sevgisini yerleştirsin.
Ya Rabbimiz, çocuklarımızı namazsız bırakma.
Semih Akdemir














