Rabbimize hamd-ü senâlar olsun. Kendisine tâbî olduğumuz rehberimiz Hz. Muhammed Mustafa (a.s)’a sâlât ve selâm olsun.
İbadetlerin temelinde, insanı doğru yola ulaştırmak ve Allah ile sağlam bir bağ kurmak vardır.
Bu minvalde ibadet, insanı cennete ulaştıran bir yoldur teşbihinde hata olmaz.
Allah’a kulluk için o yola revân olan Müslümanın ibadet vesilesiyle hayatının öncesi ve sonrasında da bir farklılığın olması gerekmektedir, aksi takdirde müspet bir gelişmeden söz edilemez.
Şöyle;
yerine getirdiğimiz ibadetler, bizim hayatımızın merkezinde yer almalıdır. Şayet eski yaşantımız olumsuzluklar ile ilintiliyse; yeni hayatımızda o anlayıştan eser kalmamalıdır.
Nice insanların İslâm öncesi ve sonrası diye adlandırdıkları iki farklı hayatı vardır.
Onlar İslâm’ın hakikatlerine nail olduktan sonra, eskiye dönöemişlerdir.
Efendimiz (a.s) zamanında birçok sahabinin İslâm öncesinde bir yaşantısı vardı, sonrasında İslâm’ın nuruyla apayrı bir yaşantıları olmuştu.
Şimdi,
yüce Rabbimiz âyeti kerimede biz kullarına şöyle seslenmektedir; “…kuşkusuz namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı zikretmek, her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ânkebut sûresi, 45. Âyet)
Kendimize soralım, “Ben bu âyetin neresindeyim?” diye.
Nasıl ki kimileri İslâm öncesi ve sonrası diye bir hayatı olduysa, bizim de tam olarak bu âyet ışığında namaz öncesi ve sonrası diye ayrı bir hayatımız olmalıdır.
Şayet namaza başladık ve namaz bizde bir değişkenlik göstermiyorsa, bize nasıl bir fayda sağlayacak öyleyse?..
Namazdan önce ve sonrasındaki alışkanlıklarımız bir olmamalıdır. Namaz, derin bir hissiyat vermelidir.
Namaz, içimizde kan dolaşımı gibi olmalıdır. Sirayet ettiği her organı lehimize çevirmelidir.
Mahşer yerinde organlarımız namazın vesilesiyle lehimizde şahitlik edebilmelidir.
Dikkatinizi çekmek isterim! Namazın kabullüğü konusunda bir hüküm veriyor değilim, bu haddime değildir zaten, ben işin fayda sağlama kısmına temas etmek istiyorum.
Namazı kabul edecek olan Allah’tır. Zirâ, cenneti verecek olan O’dur. Dolayısıyla, O’nun alanına müdahil olmamız mümkün değildir.
Öyleyse,
bu âyet doğrultusunda kendi nefsimle beraber size de sormak istiyorum; namaz kılan bir Müslümanın, İslâm ahlakına aykırı olan bir işle meşgul olması doğru mudur?
Mesela; kardeşinin, akrabasının ve komşusunun hakkına girmesi kabul edilebilir mi, birini dolandırabilir mi, birine zulüm edebilir mi?…
Denilebilir ki; “Bir müslüman namaz kılmazsa dahi kötü fiillerle meşgul olmamalıdır.” Altına imzamı atarım şüphesiz fakat namazlı olan bir müslüman çirkin işlerden uzak durması çok daha önemlidir.
Şunu da demek gerekir; kulluk noktasında sorunlu olup ve gayrı İslâmî işlerle meşgul olan bir müslüman, zaman geçtikçe İslâm’dan uzaklaşması ihtimal dahilindedir ama kulluğun bilincinde olan, hele ki namaz gibi bir ibadeti tam anlamıyla yerine getiren bir müslüman için aynı şey söylenemez.
Dolayısıyla,
namaz kılan bir müslüman, yalan söylememeli, başkasının hakkına tenezzül etmemeli, birilerine zulüm etmemeli, gıybet-fesatlık yapmamalı, bir kardeşine iftira atmamalı…
Şayet namaz kıldığımız hâlde böylesi alışkanlıklarımız varsa, tekrardan namaza dönelim, namazı hakkıyla kılalım ve selâm verdikten sonra, “Ya Rabbim, ahlakımı namazla güzelleştir, beni her türlü kötülükten koru ve uzaklaştır.” ve daha fazlasını kendimiz için Rabbimizden isteyelim.
İnanıyorum ki, namazımızı hakkıyla kıldığımızda meşguliyetimiz -iyimser anlamda- zamanla değişecektir biiznillah.
Allah’ın dostları namaza duracakları zaman, Allah korkusundan yüzleri sararır, vücutları titrerdi.
Hakezâ Hz. Ali ve Hz. Hasan (Allah onlardan râzı olsun ) namaz vakti geldiğinde, yüzlerinin rengi değişir ve titrerlerdi.
Namaz, bizde bu derece bir tesir uyandırmıyorsa dahi, en azından namaz kılarken veya sonrasında tefekkürü bir nîmet bilelim ve ihmal etmeyelim.
Ve,
namazla günahlardan arınmışken, namaz sonrası tekrardan günahlara bulaşmamak için son derece dikkatli olmalıyız.
Allah namazın en güzelini kılmamızı ve dolayısıyla bizi affetmek istiyor.
Öyleyse, buna layık olmak için gerekli özeni göstermeliyiz.
Ne hâzindir ki, kimilerimiz namaz kıldığı hâlde mü’min kardeşimizin hakkına çok rahatlıkla girebiliyoruz.
Namaz kıldığımız hâlde, mü’min kardeşimizin gıybetiniz yapabiliyoruz.
Bir mü’min kardeşimiz hakkında yayılan bir dedikoduyu çekinmeden-korkmadan başkalarına duyurabiliyoruz.
Bize nîmet olarak verilen dilimizi çirkin şeyler için sarfedebiliyoruz.
Son olarak,
deniliyor ki; “Namaz sizi kötülükten alıkoymuyorsa, kıldığınız namaz değildir.”
Yüce Rabbim bizleri namaz gibi büyük bir nîmetten mahrum etmesin.
Rabbim gönüllerimizdeki hastalıkları namaz ile bertaraf etsin.
Semih Akdemir














