Bazen bir metni okursunuz ve içinizden “İşte bu” dersiniz. Vizyon berraktır, hedefler nettir, niyet güçlüdür. Bingöl Üniversitesi Geliştirme Vakfı için açıklanan bu vizyon da tam olarak böyle bir metin. Kâğıt üzerinde bakınca, Türkiye’deki pek çok üniversitenin hayal edebileceği bir çerçeve çiziyor, güçlü altyapı, desteklenen öğrenci, teşvik edilen bilim, uluslararası görünürlük…
Doğruyu teslim edelim: Bu vizyon övülmeyi hak ediyor.
Ama mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü Türkiye’de biz artık vizyon metinlerinden değil, o metinlerin hayata geçip geçmediğinden etkileniyoruz. Kâğıt üzerindeki mükemmellik ile kampüsteki gerçeklik arasındaki mesafe ne kadar açılırsa, o metin o kadar anlamını yitiriyor.
Şimdi sormak gerekiyor:
Bu kadar iddialı bir vizyonu olan bir vakıf, neden öğrencinin gündelik hayatında görünür değil?
Neden bir Bingöl Üniversitesi öğrencisi “BÜGEV ne yapıyor?” sorusuna somut örneklerle cevap veremiyor?
Bir vakfın başarısı; hazırladığı PDF dosyalarıyla değil, dokunduğu hayatlarla ölçülür. Burs verdiği öğrenciyle, açtığı yurtla, desteklediği projeyle, kampüste yarattığı farkla… Eğer öğrenci hâlâ barınma, destek ve fırsat konusunda yalnız hissediyorsa, burada ciddi bir kopukluk var demektir.
Daha da kritik bir mesele var.
Kurumsal yapı.
Bir vakıf, hele ki “şeffaf, katılımcı ve yenilikçi” olma iddiası taşıyorsa, yönetim anlayışıyla da bunu göstermek zorundadır. Bugün hâlâ yönetim kurulunun eski rektör üzerinden şekillenmesi, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Bu yapı gerçekten yenileniyor mu, yoksa alışkanlıklar mı devam ediyor?
Kurumsallık, isimlerin değişmesiyle değil, zihniyetin dönüşmesiyle olur.
Eğer aynı isimler, aynı bakış açıları, aynı karar refleksleri devam ediyorsa; vizyon ne kadar modern olursa olsun, uygulama eski kalır.
Ve gençler bunu çok hızlı fark eder.
Tam da bu noktada, yapılabilecek en basit ama en etkili adım aslında çok açık: Yönetim kurulunun, mevcut üniversite yönetimiyle uyumlu şekilde yeniden yapılandırılması ve vakıf yönetiminin yeni rektöre devredilmesi.
Bu bir “kişi meselesi” değil, bir “kurumsal süreklilik” meselesidir.
Üniversitenin bugünkü yönünü belirleyen irade ile vakfın kaynaklarını yöneten irade aynı istikamete bakmadıkça, o büyük vizyon sahada karşılık bulmaz. Vakıf ile üniversite arasında güçlü, güncel ve dinamik bir bağ kurulmadığı sürece, en iyi niyetler bile zamanla etkisini kaybeder.
Bugünün üniversite öğrencisi, vitrinle yetinmez. Şeffaflık ister erişilebilirlik ister doğrudan temas ister. Bir vakıf gerçekten güçlü olmak istiyorsa, önce öğrencinin zihninde yer edinmek zorundadır. “Var” olmak yetmez, “hissedilmek” gerekir.
BÜGEV’in metni güçlü. Hedefleri doğru. Niyeti tartışılmaz.
Ama şimdi asıl soru şu:
Bu vizyon ne zaman kampüste hissedilecek?
Ve daha önemlisi…
Bu dönüşüm için gerekli adımlar ne zaman atılacak?
- Fuat Sönmez











