Hayatta bazı yerler vardır disiplinin, düzenin ve adaletin ne kadar önemli olduğunu insana en sert şekilde öğretir. Cezaevi de bunlardan biridir. Askerliğimi askeri gardiyan olarak yaptım. Cezaevi şartları kolay değildir. Oraya düşen insan, yaptığı hatanın bedelini anlamalı ki bir daha aynı yanlışa düşmesin. İçeri giren bilir cezaevinin kapısından adım attığı anda farklı bir düzen başlar.
İlk günlerimde bize verilen bir nasihat vardı:
Oğlum, dayak atmak yasak ama zorunlu atacaksın iz bırakmayacaksın. İz bırakan yanar.
Sert, acımasız ama sistemin kendi içindeki gerçeklerinden biriydi bu. Yani yapılan iş ne olursa olsun, geride delil kalırsa hesap kaçınılmaz olurdu.
Bugün dönüp Bingöl Belediyesi’nde konuşulan usulsüzlük iddialarına baktığımda, aklıma aynı cümle geliyor,
Çalacaksın, çırpacaksın ama iz bırakmayacaksın iz bırakırsan yanarsın.
Ne acıdır ki mesele tam da buraya gelmiş durumda.
Ortada bir usulsüzlük varsa, bu artık dedikodu olmaktan çıkmış, kamu vicdanına düşmüş bir meseledir. Belediyeler milletin evidir halkın vergisiyle ayakta duran kurumlardır. Orada yapılan her yanlış, doğrudan halkın hakkına uzanan bir eldir. Bu yüzden mesele sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir meseledir.
Bugün herkesin sorması gereken soru şudur,
Bu usulsüzlükte kimlerin parmağı var?
Bir kişi mi?
Bir grup mu?
Yoksa yıllardır sessizce büyüyen bir düzen mi?
Eğer gerçekten adalet aranıyorsa, birini ya da birkaç kişiyi günah keçisi ilan ederek dosya kapatılmamalıdır. Kim bu işin içindeyse, kim halkın hakkına el uzattıysa, kim göz yumduysa, kim sustuysa herkes hak ettiği kadar hesap vermelidir.
Adalet seçici olmaz.
Adalet, güçlüye başka, zayıfa başka işlemez.
Adalet, sadece görüneni değil, görünmeyeni de ortaya çıkarmalıdır.
Bugün yapılması gereken tam olarak budur.
Çünkü belediye içinde yaşanan usulsüzlükler sadece maddi kayıp değildir güven kaybıdır. Halkın devlete olan inancını sarsan en büyük yara budur. İnsanlar hizmet beklerken, birilerinin çıkar peşinde koşması kabul edilemez.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir tehlike daha vardır.
Bu tür süreçlerde bazen gerçek suçlular gölgede kalır, bazı insanlar haksız yere zan altında bırakılır. Kiminin işine gelir, kiminin hayatını karartır. Bazıları fırsat kollayıp bu süreci yeni hesaplaşmaların zemini haline getirir. Kimi rakibini saf dışı bırakmak ister, kimi kendi kirini başkasının üstüne atmaya çalışır.
İşte en büyük tehlike budur.
Usulsüzlükle mücadele adı altında yeni usulsüzlüklerin kapısı açılmamalıdır.
Dışarıdan çıkar çevreleriyle entegre olmuş, belediyeyi kendi menfaat kapısı görenler de iyi bilinmelidir. Sadece içeride değil, dışarıda da bu kirli düzenin destekçileri vardır. Belediye kapısından girip halkın hakkını kişisel kazanca çeviren herkes aynı sorumluluğu taşır.
Ama bir şeyi de gözden kaçırmamak gerekir
Gemide bir delik açılmışsa, o gemide bulunan herkes bundan zarar görür.
Kimisi doğrudan, kimisi dolaylı.
Ama sonunda su herkese ulaşır.
Bugün Bingöl Belediyesi’nde açılan bu delik, sadece birkaç kişinin değil, bütün şehrin meselesidir. Çünkü belediye sadece bina değildir şehir hafızasıdır, hizmet merkezidir, halkın umududur.
Bu yüzden temennimiz nettir:
Bu süreç gerçekten temizlenme süreci olsun.
Üstü kapatılan değil, açığa çıkarılan bir süreç olsun.
Kurban seçilenlerin değil, gerçek sorumluların hesap verdiği bir süreç olsun.
Ve en önemlisi.
Yıllarını halkın hizmetine vermiş, işini hakkıyla yapan, alnı açık, vicdanı rahat, adil ve dürüst çalışan insanların emeği heba edilmesin. Çünkü bir kurumun içinde yanlış yapanlar olduğu gibi, o kurumu ayakta tutan namuslu insanlar da vardır.
Herkesi aynı kefeye koymak en büyük haksızlıktır.
Bizim derdimiz intikam değil adalettir.
Bizim talebimiz karalama değil temizliktir.
Bizim beklentimiz bağırmak değil hakkın yerini bulmasıdır.
Halkın gözü üzerinizde.
Bunu unutmayın.
İz bırakanlar yanar.
Ama bazen asıl mesele, o izi kimlerin yıllarca görüp sustuğudur.











