Türkiye tarihi bir kavşağa doğru ilerliyor. Uzun yıllar boyunca büyük bedeller ödeten, toplumsal enerjiyi tüketen, nice canı yitirdiğimiz Kürt meselesinde belki de en kritik eşiğe gelmiş durumdayız. Sessiz ama derin bir hazırlığın, diplomasiyle, güvenlikle, sosyolojiyle iç içe yürüyen çok boyutlu bir sürecin içindeyiz.
Ekim ayında başlayan yeni süreç, hükümetin belirgin bir kararlılık gösterdiği bir çerçevede gelişiyor. Sayın Bahçeli’nin liderliğindeki çıkış, çözüm süreci silahların susmasını önceleyen, halkın huzurunu merkezine alan yeni bir inisiyatifi işaret etti. O gün buna inanan azdı. Ama ben ilk günden beri inandım.
Gelinen noktada, bu çıkışın ne kadar stratejik ve isabetli olduğu daha iyi anlaşılıyor.
Bugün silah bırakma ihtimalinin hiç olmadığı kadar somutlaştığını görüyoruz. Örgüt içinden gelen bilgiler, çok yakın zamanda silahların devre dışı bırakılabileceğine işaret ediyor. Hatta bu süreç sadece kulislerden ibaret değil; artık “duyacağız” değil, “göreceğiz” dediğimiz bir aşamadayız. Görsel sembollerle, açık ilanlarla, kamuoyunun da tanıklığıyla ilerleyecek bir süreç…
Bu kapsamda MİT’in, özellikle Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile temaslarını yoğunlaştırması, başta Süleymaniye olmak üzere bazı bölgelerde hazırlıkların yapıldığını gösteriyor. Sürecin sahici olması, sadece masada değil sahada da net adımlar atılmasıyla mümkün olabilir. İlk somut görüntülerin bu bölgelerden gelmesi bekleniyor.
Bir başka önemli unsur da, Abdullah Öcalan’ın bu süreçte devreye gireceği beklentisi. Görüntülü bir mesajın hazırlanmakta olduğu, bazı siyasi aktörlerce de dile getiriliyor. Bu açıklamanın zamanlaması ve içeriği, örgüt üzerindeki etkisi kadar devletin bundan sonraki adımlarını da şekillendirebilir.
Ancak şunu da unutmamak gerekir: Bu meselede çözüm istemeyen, kaostan beslenen birçok aktör var. Hem içeride hem dışarıda… Süreci sabote etmeye çalışan eller devrede. Geçtiğimiz günlerde Irak’ın kuzeyinde gerçekleşen drone saldırısı da bu bağlamda dikkat çekiciydi. Kimi isimlerin hedef alınması, kimi suikast iddiaları, kimilerine dönük ölüm söylentileri… Tüm bunlar tesadüf değil. Dezenformasyonun, psikolojik savaşın ve provokasyonun eşzamanlı yürütüldüğü bir zemindeyiz.
Bu noktada Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın iradesi ve Devlet Bahçeli’nin desteğiyle yürüyen bu yeni sürecin başarıya ulaşması için milletçe sağduyulu olmak zorundayız. Türkiye’nin bekası, halkın huzuru, gençlerin geleceği bu çözümün başarısına bağlıdır. Ve biliyoruz ki, barış herkesin kazandığı bir tablodur.
Silahların gömüldüğü, anaların ağlamadığı, devletin adil ve kapsayıcı gücünü her vatandaşın hissettiği bir Türkiye mümkündür. Bunun ilk adımları atılıyor. Görmek isteyenler için umut açıkça ortadadır.












