Anonim ve Otantik Kişilik
Yeryüzünün bir coğrafyasında seksen yıla yakındır devam eden ve son üç yıldır sınır tanımayan bir şiddetle, insanların canlı olarak tanıklık ettiği bir zulümle karşı karşıyayız. En çıplak haliyle gördük, işittik ve biliyoruz. Zulmün durdurulmasıyla ilgili sivillerin attıkları adımların olduğunu da biliyoruz. Fakat dünyanın şahitlik ettiği bir zulmün karşısında çıkarılan sesin de atılan adımların da ne kadar eksik kaldığını, zulmün şiddetine ara vermeksizin devam etmesinden anlıyoruz. Peki sivil olarak neden bu kadar az ses çıkıyor? Neden dünyanın çok çok azınlığı böyle organize kötülükle ilgilenirken çoğunluk bunun ne büyük bela olduğunu düşünmüyor? Hatta ve hatta müslüman insanların dünyayı sarsacak bir çığlıkla ses çıkarmaları boyunlarının borcu iken, belli bir azınlık hariç herkes için her şeyin normal olarak devam ediyor olması nedendir? Burada temel problemlerden biri olduğunu düşündüğümüz anonim kişilik ve buna mukabil çözüm olarak otantik kişilik mevzu edilerek sorulara yanıt verilmeye çalışılacaktır.
İnsan bir toplum içinde var olur ve toplum insanın varoluş koşullarını belirleyen etkenlerden biridir. Fakat insan bu etkileri kendi süzgecinden geçirebilen ve hamuru yeniden şekillendirip ve tasarlayabilen bir varlıktır. Öz farkındalık sayesinde tüm dış etkileri kendi içinde anlamlandırıp yeniden inşa etme niteliğine sahiptir. Bu sayede kendi kendisini belirleyebilecek ve varlığını sahih bir aşamaya taşıyabilecektir. Bu nedenle insan ya kendisini kuran sahih bir varlık ya da “başkası” tarafından belirlenen gayrisahih bir varlık olacaktır.
Bu “başkası”, “herkestir.” Sahih varlığından kaçan insan, herkesleşerek varlığını eritir, günlük meşguliyetlere dalar, yaşamı bilincin eşlik etmediği bir otonomlukta gerçekleştirir. Herkesleşmek ve hergünkülük içinde yaşamak, insanı rahatlatan ve daha kolay olduğu için aynı zamanda konforlu olan alandır. Kendisiyle ve bireysel olarak sahip olacağı sorumlulukla yüzleşmeyen ve herkesleşen insan artık anonim bir varlıktır. “Herkes”, yaşamın günlük rutinlerinin yerine getirildiği varlık minvalidir. Ne yapar günlük rutinlerinde “herkes”? Yer, içer, uyur, ürer, çalışır, işe gider, para kazanır, yorulur, dinlenir ve tekrar tekrar her gün benzer alışkanlıklar yerine getirilir. “Herkes”in kim olduğunu soruşturduğumuzda bireysel kişilerin olmadığını görürüz. O halde herkes, herkes’tir. Yani “herkes” “hiç kimse”dir. Dolayısıyla bireyin varlığı yoktur artık ve anonimleşen varlık bir hiçtir. O halde muhatap alınacak bir sahih varlık alanı olmadığı için soruların yöneltileceği biri’leri de cevapları verecek biri’leri de yoktur.
Anonim kişi, herkesleştiği için zulmün karşısında bir sorumluluk duymaz. Çünkü kendisine soracak olursanız “herkes sorumludur” cevabını alırsınız. Fakat herkes bir şey yapmayan herkestir. Yani herkes, sorumluluğu herkese ait düşündüğü için ve herkes de hiç kimse olduğu için sorumluluğu yüklenen birileri yoktur. İşte tam da burada anonim kişi, bilinçten ve kendi sahih varlığından kaçtığı için bir uyku içerisindedir ve hatta herkesleşen anonim kişilikle kendini uyuşturmuştur. Bu uyuşukluk ve uyku içinde o kadar mutludur ki uykusundan uyandıracak her türlü şeyden kaçar; kendisini sorumlu hissetmez ve o nedenle bir ot gibi yaşamına devam eder.
İnsanların büyük bir kısmı anonim kişiliğe sahiptir. Konfor alanlarını ve düzenlerini sarsmadan zulme şahitlik ederek yaşamaya devam eder. Fakat zulme karşı gerçekten ses çıkarmak ve alternatif çözümler üretmek için anonim kişilikten otantik kişiliğe geçmek gerekir. Otantik kişilik, anonim kişiliğin tam zıddıdır. Bireysel varoluşa sahip otantik kişide en belirgin özellik bilinçtir. İnsanın kendi özünü kuran bir varlık olarak kendi seçimlerinden ve diğer insanların seçimlerinden sorumlu olduğunu bildiği bir varlık minvalidir. Neden diğer insanların seçimlerinden de sorumludur? Çünkü her seçimiyle başkalarının seçimlerini de belirler. Otantik kişi bilir ki bir yerde zulüm varsa ben bireysel olarak buna karşı elimden gelenden fazlasını yapmakla sorumluyum. Hele de Müslümansa bir de ahirette tek tek her insanın bireysel olarak hesaba çekileceğini bilir. Sahip olduğu bireysel varoluş tarzıyla ve bilinçle, içinde asil bir öfke, isyan, başkaldırı ve “hayır” diyecek bir çığlık birikir. İşte bu çığlık onu eyleme götürecek ve eyleyerek sahip olduğu iradenin ve taşıdığı ağır sorumluluğun gerekliliğini yerine getirecektir.
Ancak otantik kişiliğe nasıl geçilir? Otantik kişiliğe geçişin ilk ve en önemli adımı anonim kişiliğe sahip insanı uyandırmaktır. Peki anonim kişi nasıl uyandırılabilir? Birçok alternatif çözüm sunulabilir uyanışın oluşması adına. Ancak söz konusu çözümler arasında sanat, özellikle duyguları etkilemesi nedeniyle uyanış için çok etkili araçlardan biridir. Sanat, bir bilinci oluşturmanın hem duygusal hem de düşünsel yöntemlerindendir. Görüldüğü üzere gerçek en çıplak haliyle aktarılmasına rağmen artık bir süre sonra duygusal bir duyarsızlığa da sebep olabiliyor. Ancak estetize edilmiş hakikat insan duygusunu daha çok harekete geçirebilir. Bu estetiğe maruz kalan insanın evvela duyguları uyarılır ve daha sonra duygular bilinç haline gelebilir. Her ne kadar her insan bilinç evresine geçemese de güçlü sanatsal ifadeler birçok kişiyi bu evreye geçirebilir. Çünkü duygusal olarak etkilenen kişi duygulandığı şey üzerine sorgulamalara başlar. Bu sorgulamalar kişisel varoluşun anlamıyla başlar ve tüm varlığı kuşatan bir çerçeveye ulaşır. Burada yaşanacak kırılmayla insan, insan olmanın hakkını vermek gibi bir derde müptela olabilir ve sahip olacağı dertle yaşamının her alanına sirayet edecek bir adalet arayışına çıkabilir.
Otantik kişiliğin gereği olarak sahip olunan bu duruş, hem Siyonist zalimlerin karşısında hem de mazlum Filistinlilerin yanında gerekli ve yeterli adımları atmak adına insan mevcudiyetindeki potansiyelin bilfiil haline getirilmesine vesile olabilir.















