İnsan kendi gerçekliliğinden uzak ve sosyal çevresinden alakasız davranış ve söylemler ile gerçeğe ihanet etmiş olmuyormu?
Mesela; var olanı olmayan ama olmasını arzu ettiği bir yalanla değiştirip anlatmak bir gerçeği gizlemek değil mi?
Sosyal ve siyasal gerçeklilik deyip kendimize yabancılaştırılmış olmamız bizim gerçeğimize ihanet değil mi?
Toplumlar neden olduğu gibi değil de olmak istedikleri ama olamadıkları gibi görünmeye çalışır?
Arzu edilen şeye ulaşmak yada olmak istediğimiz gibi olmak çok mu zor yada olamamamıza ne engel var?
Neden herkes gerçeklerden yana olduğunu söyler ama gerçeğin takipçisi ve destekçisi olmaz da sadece söylemcisi olur?
Neden birbirinin arkasında kötü konuşur iken aslan kesilen eleştirmenler, yüzyüze gelince kuzu sarması hale bürünürler
Sahtecilik çokmu kazançlıdır.
Bu asrın insanları neden hep bireyselci davranan benciller ile uğraşmaz da Toplumsal düşünen ve toplum yararına bir çaba içerisine girenlerle kavgaya tutuşur.
Biliyorum soru sormak çok kolaydır ancak samimi olursak cevapları bulmakta o kadar kolaydır.
Ve hatta cevapların hepsi bizim gerçekligimizi sorgulamada saklıdır.
Doğruyu söylemek yalnızca bir cümle kurmak değil, cümlenin pratik eylem ve davranış biçimidir
Ardından karşılaşacağımız zorlukları ve sıkıntılarını göze almaktır.
Çünkü Doğru'nun taraftarı olmak bir duruşun ve ilkeselliğin gereğidir.
Hakikate uzak olanlar hakikati ilk duyduklarında kabullenmeleri zor olur bu yüzden hakikati yaşatmak sabır ister.
Doğruya Muarız olanlar tarafından Önce söyleyen tartışılır, sonra uslubu.
Bunlar aslında bir karşı duruş ve tavır amacı taşır, sözün veya meselenin mahiyeti, sonuçları gölgede kalır.
Çünkü mesele doğru yada gerçek değil kişiye karşı hazımsızlıktır.
Söyleyen kişiyi değersizleştirmek daha kolay olandır, düşmanı oldukları gerçeği ve doğruyu yaşatma kavgası veren kişi olmazsa gerçeğin yaşam bulması da mümkün olmaz.
Gerçek veya doğru; en çok Haris ve Hasud insanların düşman olduğu bir olgudur.
Çünkü ihtiras ve hased sahipleri yalana ve dezenformasyona en çok muhtaç olanlardır.
Bunlar hedeflerine ulaşmak için gerçeği en çok çarpıtanlardır.
Doğrunun da garip bir özelliği vardır: Vaktinde söylendiğinde muarızları rahatsız eder, vaktinden sonra gerçekleşmesi ise kehanete yorumlanır. Oysa hakikati değerli yapan söyleyen değil hakikatin kendisidir.
Değerli bir şey kimde olursa sahibini de değerli kılar.
Gelin herkes susarken bugün bedel ödemeyi göze alanları bugün anlamaya çalışalım ve onlara omuz verelim.
Yıllar sonra “haklıymış” demek, zamanında kulak vermemenin borcunu kapatmaz. Geç gelen kabul, gerçeği söyleyenin ödediği bedeli geri getirmez; yalnızca ne kadar geciktiğimizi ve neleri kaybettiğimizi gösterir.
Bu toplumun ihtiyacı kusursuz kahramanlar değil, sözü kim söylüyor diye bakmadan doğruyu tartabilecek vicdanlardır. İnsanlar yanılabilir; hata yapabilir; dün sustukları yerde bugün konuşabilir, Hakikat de burada sınar bizi: Sevdiğimize ayrı, kızdığımıza ayrı adalet istiyorsak savunduğumuz şey doğru değil, tarafgirliktir.
Yarın keşkelere boğulmaktansa gelin bugün hep beraber kendimize sormamız gereken soruları sorup cevaplarımızla yüzleşelim ve gerekli adımları atalım.
Muhammed Ali Zımagi















