Cengiz Aytmatov’un "Mankurt" tanımlamasıyla uyardığı o dipsiz uçurumun kenarındayız. Sezai Karakoç’un, "kendi kerpicini başkasının parlatılmış tuğlasına değişme" ikazına rağmen, bizler uzun zamandır başkalarının inşa ettiği duvarların gölgesinde dinlenmeyi seçtik. Karakoç'un diriliş muştusunu, Cemil Meriç’in "Işık Doğudan Yükselir" hakikatini unutup yüzümüzü sahte parıltılara döndük.
Ruhsal Hamaliye ve Hazırcılık Kıskacı
Hayatımızı idame ettirirken üretmek yerine, hep hazır olanın konforuna sığındık. Bu hazırcılık sadece soframızı değil, irademizi de başkalarına teslim etmemize neden oldu. Öyle ki; göğümüzdeki kuştan tarlamızdaki buğdaya, ormanımızdaki ağaçtan toprağımızdaki bitkilere kadar her şeye bizim adımıza başkaları karar veriyor ve uyguluyor. Bizler ise bu büyük tiyatroda, işin sadece "garsoniyesini ve hamaliyesini" icra etmenin dışına çıkamayan figüranlar konumuna düştük.
Geçmişin Övgüsü mü, Geleceğin İnşası mı?
Geçmişe övgüler yağdırıp bugünü ve geleceği göz ardı etmek, vicdanımızı rahatlatmanın en kolay yoludur. Oysa asıl mesele, bu ataleti fark edecek feraseti kendimizde bulmaktır. "Nasıl, niçin, neden?" gibi soruların çözümünü kendi iç bünyemizde halledebilmemiz gerekir. Aksi durumda; aslından koparılmış, özüne yabancılaşmış mankurtlar haline gelmemiz kaçınılmazdır.
Kaç asır oldu yeşillenmedi toprağımız?
Bağrımız hep yanık, hep hasretle dolu... Çocuklarımız yetim, annelerimiz dul, memleketimiz ise payı mal edilmiş bir halde. Kırlarımızda koyunlarımız meleşemez oldu; meydan kurda, pusular sinsi çakallara kaldı.
Toparlanın, Gitmiyoruz!
İsmet Özel’in o sarsıcı düsturuyla haykırmanın vaktidir: "Toparlanın, gitmiyoruz!" Bu toprakların asli unsuru olduğumuzu unutmayarak; sağımıza solumuza sahip çıkmalı, evimizi barkımızı yeniden yaşanabilir kılmalı ve kendimizi doğru olan "Sırat-ı Müstakim" üzere sabit kılmalıyiz.
Karar Vakti: Mankurtça Teslimiyet mi, Hüseyni Bir Duruş mu?
Bireysel isteklerimiz yerine toplumsal meselelere daha çok mesai harcamalı, kendi özümüze dönüş yolunda somut adımlar atmalıyız. Tercihimiz; köklerinden kopuk bir "Mankurt" olmak yerine, hakikatin izinde bir "Fatma’nın Hüseyin’i" olmak olmalıdır. Tarihin tam merkezinde olan bizler, artık "Olimpos’un çocuklarının" yazdığı tarihe esir olmamalıyız. Kendi ışığımızı yakmalı, kendi toprağımızı yeniden yeşertmeliyiz.
Ya izmihlal...
Ya İstikbal...
https://yukseldargin.blogspot.com/2026/03/mankurtluktan-dirilise-kendi.html










