"Ah oğul," dedi yaşlı adam ve yutkundu. Bakışları, yanımdaki küçük kızıma takılıp kaldı; derin, çok derin bir yerlere daldı. Sonra yavaşça başını kaldırıp bana baktı ama gözleri aslında çok uzaklardaydı...
Bana bakarken kendi geçmişine, gençliğine, evliliğine, o ilk göz ağrısı evladına ve ardından gelen her birine tek tek uğradı. İçli bir "ah" daha çekti; sessizce söylendi. Bir ben dinledim, bir o anlattı; kelimelerle değil, yürekten süzülen o derin hal diliyle...
"Ah oğul," dedi ve başladı anlatmaya; her birini, her şeyini... Geçmişin tozlu izlerini bir bende aradı, bir evladımda. "Her şey boş, her şey anlamsız," derken, sanki dünyadaki tüm sevgisini cebindeki o tek bir şekere sığdırmıştı. Çıkarıp minik yavruya uzattığında, eli titriyordu.
Bakışları bir sağa, bir sola kayıyordu. Anlamsızdı ama bir o kadar da beklenti dolu... Sanki gelmeyeceğini bildiği birini, bir haberi bekler gibiydi. Ve dudaklarından dökülen son bir "ah" ile yine o derin sessizliğine gömüldü. O, hal diliyle anlattı, bende hal diliyle dinledim.
"Dert nedir?" diye sordum yaşlı birine,
Döndü baktı bana, elini koydu beline;
"Dert büker adamı, bir şey geçmez eline,
Geçer hayatın, kapılırsın akan seline."
Sordum: "Hayatındaki mutluluğun nedir?" diye.
Dedi: "Bir anlık tebessümümdür, gerisi hikâye...
Çabaladım hayatım boyunca, hem de ölesiye;
Bir anlık nefes içinmiş, anlatamadım kimseye."
"Evladın var mı?" diye sordum, bin ah işittim:
"Yedi evladım... Büyüttüm, yabana yar ettim.
Kimi işinde, kimi gurbette; ümidimi kestim,
Bir rüya imiş bu rüyada, yel oldum estim."
"Ne anladın bu koca hayattan?" diye sordum.
"Bunca yıldır; kırdım, döktüm, kendimi yordum.
Bir gölgede oturur mutlu olurum diyordum,
Gün geçtikçe, yaşadığım hayatı kor buldum."
"Nedir tavsiyen?" diye sordum son soruyu;
"İki günlük dünya için girift birçok konuyu,
Hak edemediğin haksızca olan sunuyu,
Yalanı kabullenme, bozma hak dokuyu.
Kan dökme, kan dökenden uzaklaş!" dedi.
"Menfaati için adam satanlar dünyayı yedi.
Doğruya dost olanlar kazanır, aşarlar bendi;
Hakk’a köle olan, Hakk’ın katında olur efendi.
Yüklenme onca çileyi, senin olmayan derdi."
Son söz olarak; geçmişin çınarlarına sahip çıkalım. Onlardan öğrenelim, gelecek kuşaklar ile aralarında birer köprü olalım. Ramazan nedeniyle mutlaka yaşlılarımıza ayrı bir ehemmiyet verelim. Unutmayalım ki hepimiz bir yaşlı adayıyız. Bir "var ile yok" arasına sıkıştırmayalım onların o engin tecrübelerini. Geçmişin izi, geleceğin inşaasıdır.
https://yukseldargin.blogspot.com/2026/02/yaslilar-hafizanizdir.html











Kalemine sağlık güzel kardeşim