Bingöl’de İl Genel Meclisi başkanlık seçimi yapıldı ve önceki dönem başkanı yeniden seçildi. Kağıt üzerinde bakıldığında her şey usulüne uygun, demokratik bir süreç işletilmiş gibi görünüyor. Ancak sahaya, sokağa, kahveye indiğinizde bambaşka bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.
Asıl soru şu:
Bu seçim gerçekten halkın talep ettiği bir sonucun yansıması mı, yoksa idarecilerin tercih ettiği bir ismin teyidi mi?
Çünkü kamuoyunda uzun süredir konuşulan bir gerçek var. Halkın bir kısmı, özellikle sahada aktif, sorunlara dokunan, çözüm üreten yeni bir ismin aday olmasını istiyordu. Bu talep azımsanacak gibi değildi. İnsanlar artık sadece makamda oturan değil, sahada olan, kapısını çalabileceği, derdini anlatabileceği bir yönetim anlayışı arıyor.
Peki ne oldu?
Neden bu talep karşılık bulmadı?
Neden halkın konuştuğu, destek verdiği isim adaylık sürecinde geri planda kaldı?
Daha da önemlisi, neden bazı isimler aday olmasını istemedi?
Siyasetin doğasında elbette dengeler vardır, hesaplar vardır. Ancak bu dengeler, halkın beklentisinin önüne geçtiğinde orada bir sorgulama başlar. Çünkü demokrasi sadece sandık günü değil, aday belirleme sürecinde de kendini göstermelidir.
Önceki başkanın yaptığı çalışmalar elbette göz ardı edilemez. Hizmet eden, emek veren herkese hakkını teslim etmek gerekir. Ancak mesele sadece geçmişte yapılanlar değil, gelecekte ne yapılacağıdır. Halk bazen değişim ister, yeni bir soluk ister, yeni bir heyecan ister.
Eğer bu talep görülmezden gelinirse, seçimler şeklen yapılmış olur ama ruhunu kaybeder.
Bugün Bingöl’de konuşulan tam olarak budur:
Biz mi seçtik, yoksa bizim adımıza mı seçildi?
Bu soruya verilecek samimi bir cevap, sadece bir seçimin değil, gelecekteki güvenin de belirleyicisi olacaktır.
Unutulmamalıdır ki;
Halkın sesi duyulmadığında, sandık konuşur ama gönüller susar.












