Yalnızlık, insanın içini üşüten amansız bir ayazdır.
Öyle bir ayazdır ki bu; kişi yaz ortasında, bir çölün kalbinde olsa bile kendini bir buzulun üzerinde hisseder.
İnsan, bir selamın sıcaklığına muhtaç kalır; en pejmürde, en garip olandan gelecek bir merhabaya bile...
Dağların zirvesindeki kar gibidir yalnız insan: Ne kışın tadını alabilir ne de yazın keyfini.
Kışın dondurur, yazın ise serinliğine ihtiyaç duyduğu anda eriyip avuçlarından gider.
Hayatın hengâmesinde, kalabalıkların varlığından kendini yapayalnız hisseder.
Bu duygu hangi kelimeyle tarif edilebilir ki?
İnsan, bazen bir nehrin akışına bırakmak ister kendini; bazen de uçsuz bucaksız dağlara, geri dönmemek üzere öne çıkılan yollara gitmek ister.
Her seferinde "Bismillah" diyerek bir adım atar ama her besmeleyle yine başladığı o ıssız noktaya geri döner. Koca dünyanın tek yalnızı hep kendisiymiş gibi hiseder. Ne sağında ne solunda, o an muhtaç olduğu en küçük bir teselliyi bile bulamaz.
Bazen bir baba, bir anne, bir kardeş ya da bir eş arar gözleri; ama yoktur. Olsalar bile, derdine derman olacak o ruhu bulamadığında, kırgın bir kalp ile yokluk uçurumlarından aşağı yuvarlanır. Sığınacak bir liman arar ama bulamaz.
Tıpkı o efsanedeki Pepuk kuşu gibi... Kardeşinin yokluğunda, her gün dağdan tepeye, tepeden bir kenger dalına konup yalnızlığını unutmak için "Keko, keko!" diye çığırması bile dindirmez o iç ağrısını.
İnsanın kurguladığı, inşaa ettiği her şey nihayetinde eksik kalıyor.
Tamamlaması gereken her şey eksik yada yetersiz kalıyor.
"Neyin var?" sorusuna verilen cevaplar, hep "yok" hükmündedir. Çünkü var olduğuna inandığı hiçbir şey aslında gerçekten kendisinin çare olmuyor. Sahip olduğu sandığı, ne harcamaya ne de infak etmeye gönlü el vermiyor.
Güvendiği o dalların aslında ne kadar çürük olduğunu, gerçekten yalnız kaldığı gün anlar. Ve bu acı anlama, insanı daha derin bir yalnızlığın içine iter.
Yalnızlık, insanı korumasız hissettirir; doğrudur. Fakat bazen de tuhaf bir güç verir. Dışarıdaki hayatın sahte heyecanına kapılanları gördüğünde, münzevi bir zahid gibi bakar dünyaya. Anlayıp da anlaşılamamanın verdiği o ağır yükü, derin bir "ah" ile evrenin sonsuzluğuna bırakır.
Sonsuz acılar yerine,
sonsuz sevgiler biriktirmek temennisiyle...
https://yukseldargin.blogspot.com/2026/02/yalnizlik.html












