Bismillahirrahmanirrahîm
Hamd, bizlere birçok lütufta bulunan yüce Allah’a, salât selâm ve O’nun pâk Resul’üne olsun.
“Maalesef koca adam olmuş çocuklarıma söz geçiremiyorum.” diye yakınmıştı yetmiş beş yaşlarındaki adam.
Bunu söylerken, evlâtlarının âhireti için üzüldüğü bakışlarından net bir şekilde anlaşılıyordu.
“Her çocuk fıtrat(yaratılış) üzerine doğar” der efendimiz (a.s.)
Özü itibariyle her çocuk masumdur.
Hiçbir çocuk ‘Günahkâr’ kavramına layık olamaz.
Çocuklar, anne babaların aynısı veya eseridir, demekle ileriye gitmiş olmayız zannımca.
Çocuklar, büyüdüğü evin fiziki olarak değil, fikirsel şeklini alır.
Yani, kimin yanında neyi görmüş, duymuşsa onu alır.
Çevremizdeki birçok anne babanın yakındığı dert aynıdır.
Hangi anne babaya dokunulsa illaki bir şeyler dökülecektir.
Kimileri evlâtlarının namazsızlığından, kimileri onların kendilerine karşı âsi oluşundan; kimileri evlâtlarının olmadık işlerde bulunmasından, kimileri de onların kendilerine karşı saldırganlaşmasından…
İşittiklerimiz, baliğ olmayanların meselesi değil, orası zaten ayrı bir dünya.
Yaşlı baba, evlâdının kendisine karşı yapılanları sıralarken insan istemsizce geçmişe sürükleniyor.
“Siz, bu adam olmuş evlâtlarınıza henüz çocukken neler kazandırdınız?” sormak yaralayıcı olabilir belki de.
Lakin bu kaçış, hakikatin üstünü ört pas edemez. Buğdayın yerine arpa hasat edeni henüz işitmiş değiliz sanırım.
Salıverilen sürünün, başına bir musibetin gelmeyeceğinin garantisi yoktur.
Bir musibet gelmese dahi, yolunu şaşırıp çok uzaklara gidebilir.
Başıboş bırakılan her çocuğun, derdi ve hedabı olma ihtimali vardır. Sahipsizlikten dolayı yolunu kaybederse bir fatura da anne babaya kesilir.
Henüz hiçbir şey bilmeyen çocuklar, anne babanın tedrisâtında beslenmeli.
Anne babalar beslenme kaynağına dikkat etmez ve çocuklarının sağlıklı beslenmelerine de özen göstermezse kötü akıbet her iki tarafa nüfuz eder.
Nasıl ki, sağlıklı yiyecek ve içecek tüketmeyen bir çocuğun bir ayağı hastanedeyse, doğru bilgilerle beslenmeyen bir çocuğun bir ayağı muzdarib edici işlerde olur.
Çocuklar her zaman adı ‘hakikat’ olan bir rahleden beslenmelidir.
Anne babalar, çocuklar üzerinde himayeci ve ayrıca onların her fiilinden mükelleftir.
Söz gelimi,
çocuklarına henüz küçükken inandığı dinin hakikatlerini anlatmayan veya bilmediği için çocuğunu bir hocanın yanı başına oturtmayan, her ebeveyn olacaklardan sorumludur.
Anne babalar, evlerinde İslâm’ı esas almadıkları müddetçe, çocukların her fiilinden yükümlüdür.
Çocukların akıbeti iyi ve hayırlı olursa anne baba için kâr; kötü olursa hüsrân.
Başa dönecek olursam,
küçükken İslâm ile eğitilmeyen ve onun ahlakıyla terbiye edilmeyen her çocuk noksandır.
İnsanı, kâmil eden; İslâm’ın ta kendisidir.
Dini eksik olanın, amelleri zayıf olanın, hiçbir özelliği kayda değer değildir İsâm nezdinde.
Her inançlı ebeveyn, evinde Kur’ân’ı ve peygamberi konuşturmalıdır.
Çocuklar her daim İslâm ile göz göze gelmelidir.
İslâm’ı her daim yanı başlarında hissetmeli ve görmeli.
İslâm’ın hakim olduğu evlerdeki çocukların terbiye yoksunu, âsilik veya başka bir duyguya kapılmaları uzak bir ihtimaldir.
Kur’ân ve peygamber ahlakıyla büyüyen çocuklar, hiçbir değerini dünyevileşmeye feda edemez.
İslâm geleneğiyle yetişen çocuklar, anne babalarına değil âsi olmak, onları bir an üzmeyi dahi kerih görür.
Kur’ân aşısı alan bir çocuk, namazsızlığın defterini hiç açmadı ki, kapatsın.
Peygamberî bir şuur kazanan bir çocuk, temsil ettiği ve edeceği değerleri dünyevileştirmeyi aklından geçirmeyi bile çirkin addeder.
Anne babasından her zaman İslâm ahlakının portresini gören bir çocuk, yetişkin yıllarında anne babasına İslâmî bir portreyle görünecektir Allah’ın izniyle.
Anne babasından İslâm’ın değerlerini öğrenen bir çocuk, sonraki yıllarında inancını yaşamayı güç görmez.
Büyüdüğü evde her zaman İslâm’ın kokusunu alan bir çocuk, yetişkinlik yıllarında anne babasının, “Oğlum, hak yoldan ayrılma!” demesine ihtiyaç bile duymaz.
Girişteki diyaloğa atfen,
şayet bir baba veya anne evlâtlarından şikâyetçi olacaksa önce kendine dönüp bakmalıdır.
“Biz ebeveyn olarak nerede hata yaptık; çocuklarımıza verilmesi gerekeni verebildik mi, çocuklarımızı inancımız doğrultusunda yetiştirebildik mi, beslenme kaynağı doğru ve helâl miydi?..” gibi bir muhakeme yapmalıdırlar.
En kolay olan da suçlamaktır.
Bu yol, kaçış rampası gibi bir şey.
Biz nedense hep başkalarını suçlarız.
Kendimizi pâk görmekte üstümüze yoktur.
Hep iyi ve temiz kalpli olan biziz.
Başkaları günahkâr, biz günahsız…
Bu düşüncemiz ve söylemlerimiz, Allah nezdindekini değiştirmeyecektir.
Her ne kadar biz o hakikati saklıyor olsak bile, Allah onu açık edecektir.
O yüzden,
koca adam olmuş evlâtların babaları, her ne kadar bu yaştaki çocuklarına her zaman doğru bildiklerini anlatıyor olsalar da çocukluktaki tesiri uyandırmaz. Yaşken bükmek gerekir ağacı. Kuruduktan sonra kırılma ihtimali yüksektir.
Yine de hiçbir şey için geç değildir.
Anne babalar icabında her gün de olsa yavrularını İslâm ile uyandırmalıdırlar. Bu, sadece yanı başında olan evlâtları için değil, mesafede sınır tanımaksızın çocuklar hakka dâvet edilmelidir.
Bir baba veyahut anne çocuğuna telefon açarken hâl hâtırdan sonra namazı hatırlatmalı, işindeki dürüstlüğü sormalı, insanlara karşı iyimserliği sorgulamalı, eşine karşı merhameti dizayn etmeli, çocuklarına karşı İslâmî prensipleri ölçmeli.
Çocukların zikri ve fikri süzülmeli.
Şayet ebeveynler evlerinde İslâm’ı hakim kılarlarsa o evlerde büyüyen çocuklar o atmosferden mahrum kalmaz. İllaki bir gün onların gönlünde o hakikatler yeşerecektir.
Toprağa düşen tohumu, toprak zayi etmez.
Zayi olacaksa da toprağın omuzlarındadır.
Herkesin bir dereceye kadar mesuliyeti vardır.
Son söz,
çocuklarımızı yargılamadan, mahkeme salonunda sanık sandalyesine oturtmadan önce geçmişimize dönüp bakalım, derim.
Yüce Rabbim bizleri kulluk ile şerefimizi ziyadeleştirsin.
Semih Akdemir















