İsmet Özel’in "Toparlanın, gitmiyoruz!" o can alıcı sloganı, her birimizin hayat düsturu olmak zorunda. Bu kadim toprakların kadim halkları vardır; bin yıllardır bu toprakların suyundan can alıp toprağına can vermiş halklar... Ahmed Arif’in Anadolu şiirindeki "Havva Anan dünkü çocuk sayılır" mısrası, bu toprakların ne kadar köklü bir hafızaya sahip olduğunu vurucu bir şekilde hatırlatmaz mı bize? Yine Ahmed Arif’in aynı şiirde vurguladığı, kimseye eyvallahı olmayan o vakur duruşumuzu tarif etmesi ise apayrı ve kayda değer bir hakikattir:
Binlerce yıl sağılmışım, Korkunç atlılarıyla parçalamışlar Nazlı, seher-sabah uykularımı. Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar, Haraç salmışlar üstüme. Ne İskender takmışım, Ne şah ne sultan. Göçüp gitmişler, gölgesiz!...
Bunca bin yıllık birikime ve direnişe rağmen, bugün kendi öz yurdumuzda yetimler haline gelmiş olmamız esefle karşılanacak bir tablodur.
Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Almanlara dayatılan ağır savaş tazminatları ve ordularının feshedilmesi, onların kendilerine olan güvenlerini yerle yeksan etmişti. Almanlar üzerlerindeki o ölü toprağını ancak İkinci Dünya Savaşı gibi büyük bir yıkımla atabildiler. Oysa dünyadaki hiçbir halkın üzerindeki ataleti silkelesi için illa yıkıcı bir savaşa ihtiyacı olmamalıdır. Bu kadim toprakların sahibi olan, tarih boyunca kimseye boyun eğmemiş insanlar, bugün ellerinde tuttukları mirasın farkına varmak ve bu farkındalığı etrafına yaymak zorundadır.
Bugünün dünyasında geldiğimiz nokta ne yazık ki acı ve hüzün verici. Gençlerimiz sokak başlarında kendi başlarına buyruk; kültürden yoksun, bilgiden bihaber ve tamamı birer "sosyal medya hafızı" gibi davranıyor. Kimsenin sahih bir bilgiye ihtiyacı kalmamış gibi bir yanılsama hâkim. Tam da böyle zamanlarda, bu kadim topraklardan göç etme ve kaçma arzusu zihinleri kuşatıyor. İşte bu kaçış ihtiyacının tam karşısına, İsmet Özel’in "Toparlanın, gitmiyoruz!" haykırışını dikmek mecburiyetindeyiz.
Bunca dışlanmışlıktan, boşvermişlikten, ruhumuza yuva yapmış ataletten ve tüm kaygılarımızdan sıyrılmalıyız. Kendi evimizde, kendi yurdumuzda insana yaraşır bir hayatı inşa etmek için elimizden gelen her şeyi sonuna kadar yapmalı, yaptırmalı ve imkânı olmayanları iyiliğe kanalize etmeliyiz.
Nitekim okulların açıldığı şu günlerde, bu düstur somut bir sorumluluğa dönüşmeli. Okul ihtiyacı olan, burs gereksinimi duyan her bir gencimize el atmalı, yollarını aydınlatmalıyız. Her okuyanın, arkasında duran bir yüzü, bir hamisi olmalı. Bu el neden ben, sen ya da biz olmayalım? Daima almaktan ziyade vermeyi ilke edinen etkin insanlara dönüşmeliyiz. Unutmayalım ki "Veren el, alan elden üstündür."
İyilikle var olan bu kadim toprakların insanı, bu dayanışmayı ayağa kaldıracak yetkinliğe de köklü bir kültüre de sahiptir. Bulunduğumuz her köşede toparlayacağız, toparlanacağız ve bu yurdu kendimize yeniden han, can ve yaşanabilir bir vatan eyleyeceğiz. Gidecek başka yurdumuz, sığınacak başka hanımız yoktur.
Kırıklarımızı, döktüklerimizi tek tek toplayıp yerli yerine koyacağız. Hepimizin tek bir sloganı ve sarsılmaz bir düsturu olacak: "Toparlanıyoruz ama gitmiyoruz!"














