Kör, sağıra çok güzelsin demiş… Dilsiz duymuş ama anlatamamış.
Bu söz, bugün yaşadığımız birçok sorunun adeta özeti gibi.
Kendi şehrimize, kendi köyümüze, kendi insanımıza baktığımızda çoğu zaman gerçeğin konuşulmadığını, yanlışların ise sessizce kabullenildiğini görüyoruz. Yapılan eksiklikler dile getirilmiyor, verilen sözler tutulmadığında kimse hesap sormuyor, sorunlar büyüse de idare eder anlayışıyla üzeri örtülüyor.
Oysa yerel düzeyde en küçük ihmal, en büyük sıkıntılara yol açar. Bir yol yapılmazsa ulaşım aksar, bir hizmet gecikirse vatandaş mağdur olur, bir söz tutulmazsa güven zedelenir. Ama asıl tehlike, bunların normalleşmesidir.
Bugün birçok kişi görüyor ama konuşmuyor. Duyuyor ama dile getirmiyor. Çünkü ya kırmaktan çekiniyor, ya yalnız kalmaktan korkuyor ya da nasıl olsa değişmez diye düşünüyor. İşte tam da bu noktada toplum olarak en büyük kaybı yaşıyoruz.
Unutulmamalıdır ki bir memlekette sorunların büyümesi, kötü niyetlilerin gücünden çok, iyi niyetlilerin sessizliğinden kaynaklanır.
Bizim kültürümüzde istişare, doğruluk ve hakkı söylemek esastır. Yanlışın karşısında susmak, o yanlışa ortak olmaktır. Hele ki kamu hizmetlerinde hele ki toplumun ortak meselelerinde sessizlik bir tercih değil, bir sorumluluk eksikliğidir.
Elbette yapılan hizmetleri görmezden gelmek de doğru değildir. Emeği geçenin hakkını teslim etmek gerekir. Ancak eksikleri dile getirmek de aynı derecede önemlidir. Çünkü eleştiri, yıkmak için değil daha iyisini inşa etmek içindir.
Bugün ihtiyacımız olan şey bağırıp çağırmak değil, doğruyu cesaretle ve samimiyetle söyleyebilmektir. Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, yapılan işlerin takipçisi olmak ve gerektiğinde söz söylemek hepimizin görevidir.
Çünkü bir şehirde herkes susarsa
sorunlar konuşur.
Ve bir yerde sorunlar konuşmaya başladıysa
orada artık hakikat duyulmaz olur.












