Genel anlamda insanlara iyiliği emretmek, kötülükten men etmek, tüm insanlık için genel geçerliği olan objektif doğruları, doğru bir biçimde göstermek gibi yönleriyle değerlendirildiği zaman peygamberlerin yaptığı tebliğ, irşad vazifesi; özü itibariyle öğretmenlerin icra ettikleri eğitim öğretim vazifesiyle benzer olduğunu, hatta çoğunlukla aynı olduğunu söylemek hiç de yanlış olmasa gerek.
Öğretmenliğe başladığım ilk günlerde sevinç ve heyecanımı paylaştığım ilk kişilerden biri olan ilkokul öğretmenimin bana verdiği ilk ve belki de hayatımın en önemli nasihatı şu olmuştur: Bak, bunu asla unutma evlat, hatta kulağında küpe olsun, sabır öğretmenin en önemli ve en etkili ilacıdır.
Peygamberler, hakikati tebliğ ederken, insanlara doğruyu–yanlışı gösterirken, onlara örnek olurken, rehberlik ederken, dolayısıyla, hayatı anlamlandırmayı ve İnsan karakterini güzelleştirmeyi amaçlarken, tüm zorluklara rağmen cesaret ve metanetini yitirmeden cehaletin ve gafletin üzerine giderken elden bırakmadıkları bir numaralı meleke sabır olmuştur.
Sabırla birlikte günlük yaşantıya tatbik edildiği takdirde, sevgi ve şefkat gibi insanı sıradan bir beşer olmaktan kurtararak eşref-i mahlukat derecesine kadar çıkarabilen güzel hasletler vesilesiyle eğitici, öğretici ve rehber pozisyonunda olan öğretmenler de tıpkı peygamberler gibi bilgiyi aktarır, davranış geliştirir, kişiyi hem aklen hem ahlaken olgunlaştırmayı amaç edinir, kılavuzluk eder ve böylece doğru yolu gösteren ölümsüz birer sabır ve irşad abidesi olabilirler.
Bireyi ve toplumu eğitme, yetiştirme, dönüştürme ve yüceltme görevini ilmin ve irfanın etrafında ifa ederken özellikle İslâm düşünce dünyasında en şerefli ve en itibarlı mesleklerin başında öğretmenlik gelmiş, istisnalar haricinde her zaman ve her yerde saygı gösterilmiş ve öğretilen tek bir harf karşılığında bile seve seve köle olunabilecek bir vazife olduğu vurgulanmış, mukaddes ve muazzez bir meslek kavramıyla anılagelmiştir.
Meşhur sözde de denildiği gibi maalesef gittikçe din yerine sadece kültürün, ahlak yerine de sadece bilgiyi aktarmanın en öncelikli kazanım olarak tercih edildiği ve kabul gördüğü böyle bir dönemde öğretmen tabii ki peygamberlik mirası olan bu mukaddes vazifeye göre hareket etmediği takdirde eşref-i mahlukat yolculuğundan habersiz, rol model olmanın verdiği iç huzur ve mutluluk bakımından nasipsiz kalacaktır elbette.
Böyle bir öğretmen, kendince alegorik ve teorik hayal dünyasının mehtaplı gecelerinde güya susuzluğunu gidermek adına tuzlu suyunu içip durduğu ve belki de boşa kürek salladığı denizlerde tatlı suyun faydalarından bahseden talihsiz bir forsadan farksızdır.
Yani açıkçası o sadece bir mevzuat ve müfredat hamalından başkası değildir, denebilir.
Aslında kaliteli öğretmen, empati ve sempatiyi önemseyen, insanın zihnini ve kalbini ilmek ilmek, nakış nakış şekillendirerek gönül sarayının manevi iklimini süsleyen ve güzelleştiren muhteşem bir usta ve üstad; ruhların ilacı olan ilim ve irfan reçetesinden ilham alarak ölçülü ve ahenkli bir biçimde hazırladığı inanç, ahlak ve terbiye iksirini tabii ki pedagoji ve formasyon vasıtasıyla aktaran heybesi şifayla dolu bir aktardır.
Hasılı, kendi kalbini sevgi ve şefkatle yoğuran, sabırlı, merhametli, muhatabının seviyesine inen, öğreneni ve öğreteni öven, ödüllendiren, teşvik eden, müjdeleyen, nefret ettirmeyen, kolaylaştıran, zorlaştırmayan, modern psikolojinin tabiriyle etrafına pozitif düşünce, enerji ve pekiştirmelerle güzellikler saçan bir öğretmen kuşkusuz Hz. Peygamberden esinlenerek yaşamaya çalıştığı nebevi ahlakıyla, eğitimin temel taşı, güven ortamının ve başarının baş mimarı olmaya fazlasıyla layıktır.










