Bu üçgenin birinci ve belki de en önemli ayağı, bir kereden ne çıkar diyerek başladığınız uyuşturucu bataklığına saplandıktan sonra dünyanın en ünlü ve en güçlü isimleri arasında yer alsanız dahi gerçek ve ebedi bir zevk-u sefa sandığınız fakat sadece bir an-ı seyyaleden ibaret olduğunu unuttuğunuz bu yalancı mutluluğunuz ve varsa yere göğe sığdıramadığınız baş döndürücü şöhretiniz, servetiniz velhasıl her şeyiniz öyle bir an gelir ki beş para etmez.
Insan ömrünün bir imtihanlar silsilesinden teşekkül ettiğini ve ancak imtihanlarla tekamül edebileceğini kabul etmediğiniz takdirde içinizdeki boşluğu alkol ve uyuşturucu gibi maddelerle en kestirme yoldan doldurduğunuzu düşünürken aslında tüm duygu ve düşünce dünyanızı buz gibi dondurduğunuzu çok sonraları bir şekilde farkına varıyorsunuz ama iş işten geçmişse o sonra farkına varmaların pek de bir anlam ifade etmediğini ve belki de artık hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını anlıyorsunuz maalesef.
Tabii ki daha çok biyolojik, psikolojik ve sosyolojik açıdan nesilleri, toplumları ve nihayet insanlığı mahveden bu illeti kullanarak kestirme yoldan kafanızın, kalbinizin, ruhunuzun temelini teşkil eden sinir sisteminizi, iradenizi, düşünme melekenizi, bilinçaltındaki hatıralarınızı geçici bir uyuşuklukla devre dışı bırakıp rahatladığınızı zannederken, halbuki insanlık vasıflarınızı, idrak kabiliyetinizi, aklınızı, mantığınızı ve vicdanınızı sekteye uğratabilir, böylelikle, çevrenize kendinizi bir maskara, bir robot veya bir hayvan profili tarzında yansıtabilirsiniz.
Hatta en çok da hem dünya hem ahiret hayatınızın mükemmel bir teminatı sayılan hafızanız dahi ciddi manada olumsuz etkilenirken bazen kendi isminizi, cisminizi bile unutabilir, bir serseri mayına dönüşebilir, umudunuz, geleceğe dair güzel hayalleriniz ve idealleriniz varlığını korusa da bunları sürekli dondurarak yarınlara erteleyip durduğunuz için ömür boyu pişmanlıklarla boğuşabilir, beyin ve ruh dünyanızın vizyonu olarak kabul ettiğiniz ve sebeb-i hayatınız olan paradigmanızdan da bihaber ve zehirli bir ot gibi yaşayıp gidebilirsiniz.
Üçgenin ikinci ayağı, ekonomik olarak kısa yoldan köşeyi dönmek istediğinizde bir anlık hırs, heves ve heyecanla tevessül ettiğiniz, bulaştığınız kumarın her türlüsü de yalancı bir bahar gibi kısa vadede duygularınızı, umutlarınızı ve hayallerinizi gerçekleştiriyormuş gibi görünse bile belli bir aşamadan sonra artık müptela olduğunuz ve elinizi verip kolunuzu da kaptırdığınız için bu illet de er ya da geç ne yazık ki köşeyi döneyim derken sizi ters köşeye yatırır ve en başta ailevi yönden sizi mağlup ederek hayatınızı zindana çevirir.
Emeğe, alın terine, kadere, kısmete basit bir gözle bakmaya kadar götürebilen ve vicdanları cüzdanlara kurban eden şu kumar hastalığı yüzünden şans, uğur, sayı, piyango, çark ve çekiliş gibi kendi kendinize totemler bile peydahlayabilir, rızık ve nafakanızı peydahladığınız bu totemlerden bekleyerek kadere ait itikadınızı da tehlikeye atabilir ve sonunda özellikle güven ve sadakat konusunda başta ailenize ve çevrenize karşı rezil rüsva olup zelil bir şekilde kaybedenlerin arasına girebilirsiniz.
İnsanın değerini, itibarını bayağılaştıran, haysiyetini ayaklar altına alan üçgenin üçüncü ve en hassas ayağı da hiç kuşku yok ki fuhuştur. İslam medeniyeti başta olmak üzere tüm medeniyetlerin mukaddesleri arasında yer alan ve huzurlu toplumların çekirdeği olarak kabul edilen aile kurumunun bir numaralı düşmanı ne yazık ki fuhuş olmuştur. Fuhuşu meydana getiren ve arttıran önemli sebeplerin başında da kız arkadaşım, erkek arkadaşım, sevgilim, sözlüm, nişanlım, kuzenim, müstakbel eşim gibi göz boyayan yalancı tatlı bahanelerin arkasına sığınarak ekseriyetle sürdürülen nikahsız birlikteliklerin neticesinde insanların utanma duygusunu yitirmeleri ve bu tarz yaşantıyı sıradanlaştırmaları gelir tabii ki.
Elbette ki iyi niyetli, ciddi ve bir yuva kurmaya yönelik olan görüşmeler, konuşmalar ve buluşmalar, beşer olmanın gereği olarak yapılabilir, yapılmalıdır da ancak sürekli süfli arzularınıza yenik düşerek ayrıntıda gizlenip pusu kuran iblis ve nefsin fısıltılarına kulak kabartıp adab-ı muaşerete aykırı hareket ettiğiniz takdirde Hz. Peygamberimizin konuyla alakalı olarak söylediği "Utanmıyorsan dilediğini yap" hadisinin kastettiği o kritik süreç ve dönemeçte virajı alamadan Lut kavminin yoluna sapmanız ve tutunacak dal bulamayıp tepetaklak uçuruma yuvarlanmanız ve böylece Allah'ın o çetin gazabına uğramanız da kaçınılmaz olacaktır.










