Velhasıl…
Eskiden iki yüzlü insanlar vardı. İnsan, karşısındakinin en azından iki yüzü olduğunu bilirdi. Aldanırdı belki ama bir gün maskenin düşeceğini de hesaba katardı.
Şimdi işler değişti.
Artık mesele iki yüzlülük değil. Mesele, karşımızdakinin kaç yüzü olduğunu hesaplayamamak.
Sabah adalet diye konuşan, akşam menfaatin sofrasında oturuyor. Dün omuz omuza yürüdüğün adam, bugün seni hiç tanımıyormuş gibi selamını esirgiyor. Bugün doğruluğu anlatan, yarın yalanın en ateşli savunucusu kesiliyor.
İnsanlar artık fikir değiştirmiyor. Kılık değiştiriyor.
Rüzgâr hangi taraftan eserse yüzlerini oraya çeviriyorlar. İlke dedikleri şey cebine göre, vicdan dedikleri şey çıkarına göre şekil alıyor. Aynaya baktıklarında kendilerini değil, o gün kim olmaları gerekiyorsa onu görüyorlar.
Ne acıdır ki, böylesi insanlar en çok da samimiyetten bahsediyor.
Dostluğu en çok onlar anlatıyor, vefayı en çok onlar övüyor, ahlâkı en yüksek sesle onlar dillendiriyor. Çünkü artık erdem, yaşanan bir değer olmaktan çıktı; alkış toplamak için kullanılan bir dekor hâline geldi.
İşte ironi tam burada başlıyor.
Eskiden güvenmek zordu, şimdi tanımak zor.
Çünkü karşındaki insanın gerçek yüzünü görmek için zamana değil, menfaatine dokunman gerekiyor. Menfaati sarsıldığı an yüzü değişiyor. Bir bakıyorsun yıllardır konuştuğun kişi gitmiş, yerine bambaşka biri gelmiş. Sonra bir gün o da kayboluyor, bir başkası çıkıyor karşına.
İnsan aynı insan ama suret değişiyor.
Bazen düşünüyorum da, maskeler bu kadar çoğalınca yüzlerin bir anlamı kalıyor mu?
Belki de çağımızın en büyük yalnızlığı budur. Kimseye güvenememek değil… Kime hitap ettiğini bilememek.
Çünkü bir insanın sözüne değil, hangi yüzüyle konuştuğuna dikkat etmek zorunda kalıyorsun.
Ne garip…
Teknoloji ilerledi, şehirler büyüdü, binalar göğe yükseldi ama karakterler küçüldü. İnsanların kimliği nüfus cüzdanında sabit kaldı, şahsiyeti ise günün şartlarına göre değişen bir mevsim gibi oldu.
Velhasıl…
Eskiden iki yüzlü insanlar vardı.
Şimdi ise hangi yüzüne konuşacağımızı bilemediğimiz insanlar var.
Ve galiba çağımızın en ağır yorgunluğu da budur.
- Fuat Sönmez












