Bu mısrayı ilk okuduğumda öylesine etkilenmiştim ki, hemen anlamını araştırdım.
“O balıklar ki denizin içindedir, denizi bilmezler.”
Uzun süre düşündüm. Hayâlî’ye bunu söyleten neydi?
Araştırırken şöyle bir anlatıyla karşılaştım:
Balıklar deryada huzur ve sükûnet içinde yüzerken içlerinden biri ansızın sormuş:
“Su nedir?”
Soru çok basit görünüyormuş. Ama yıllardır içinde yüzdükleri, nefes aldıkları suyun hakikatini hiçbirisi bilmiyormuş. Bunun üzerine balıkların pirine gitmişler.
“Ey pirimiz, üstadımız, bu su nedir, nasıldır?” diye sormuşlar.
Pir ise hiç düşünmeden şu cevabı vermiş:
“Ben sudan başka bir şey görmüyorum ki onu size anlatayım.”
Bu cevap, ilk bakışta muammalı görünse de aslında insanın kendi hâlini anlatıyordu.
Metni okuduktan sonra uzun uzun düşündüm. “Biz de balık gibi değil miyiz?” diye sordum kendime.
Aslında hepimiz kâinat denizinin içinde yaşıyoruz. Ben de kendimi o denizde yüzen bir balık gibi hayal ettim; niyetim, sorularıma cevap aramaktı.
Önce her gün, bir saniye bile şaşmadan vaktinde doğan güneşi izledim. Ben bu ana şahit olurken kuşların cıvıltısı sessizliği usulca bozuyordu. Sadece bu ana şahit olmak bile ne büyük bir nimetti.
Sonra geceyi seyrettim. Gökyüzüne serpilmiş yıldızlar, zifiri karanlığa ışık olur gibiydi.
Ardından dört mevsimi düşündüm. Her yıl ölüp yeniden dirilen tabiatı… Heybetli dağları… Kimi zaman bembeyaz karlarla örtünüp gelinlik giymiş zarif bir kız gibi duran zirveleri…
Bir de her gün soframıza gelen envaiçeşit meyveler… Her biri farklı tatta, farklı renkte, farklı kokuda… İnsan bunların üzerinde durup düşünmeden edemiyor.
Oysa bunlar, gördüklerimin sadece küçük bir kısmı. Daha anlatamadığım, satırlara sığdıramadığım ne çok güzellik var.
Sonra durup kendime şu soruyu sordum:
Hayat; her gün uyanıp işe gitmek, eve dönmek, yemek yemek ve tekrar uyumaktan mı ibaret?
Bir gün Perfect Days filmini izledim.
Filmin kahramanı Hirayama, yaptığı işi büyük bir özenle yerine getiriyor. Öyle ki temizliği bitirdikten sonra küçük bir aynayla klozetin içini kontrol ediyor; en ufak bir kir kalmış mı diye bakıyor. İşini hakkıyla yapmış olmanın huzuruyla arabasına biniyor, sevdiği bir şarkıyı açıyor. Bisikletiyle sokaklarda dolaşıyor; gün batımını, yağmuru, ağaçların yapraklarını seyrediyor. Sanki her anı içine çekiyor, her ana şükrediyor.
Filmi bitirdiğimde fark ettim ki mutluluk bazen büyük olaylarda değil, fark edilmeyi bekleyen küçük ayrıntılarda saklı.
Birbirini hızla kovalayan günlerin içinde, yaşadığımız bu deryada tıpkı o balıklar gibi olmayalım.
Yazının sonuna çektiğim bir fotoğraf eşlik edecek.
O sandalye sizler için şimdi oturup tek tek çevirelim kainat kitabını.













