İyi niyetli oluşum, övünülecek yanım olduğu kadar zaafım da. Ben iyiliğin olduğu yere doğru yürürken, tam da bu hâle bürünmemi bekleyen birilerinin bulunduğunu hissediyorum. Niyeyse onları ciddiye almıyorum. Beni yolumdan çevirmeye çalıştıkça içimde başka bir şey, daha derinden ve daha sessiz bir şey uyanıyor. Bir umut alevleniyor. “Orada,” diyorum kendi kendime, “umut onların önüme sürdüğü dağın ardında.”
Benim niyetim, amele dönüştüğüm yerde yüzümde açan baharla sahile yürümek. Gün daha kendini toplamadan denizin kıyısına varmak; martıların sesine, dalgaların kıyıya vuran o eski ve değişmez çağrısına kulak vermek… Belki bir an, onlarla birlikte göğe doğru yükselmek, onların kanadında görünmez bir sema yapmak. İçimden bir “Hu” geçer o vakit. Dualarım göğe yükselir; temiz çarşaflar gibi, üzerinde hiçbir leke taşımadan. Her biri yarınlara kesilmiş bir bilet gibi gelir bana. Henüz gidilmemiş bir yere, henüz yaşanmamış günlere…
Gün doğarken sahil boyunca yürümek, benim için zamanla bir ritüele dönüştü. Denizin kıyısında yürürken dalgaların sesini dinliyor, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte dünyanın ağır ağır uyanışına bakıyorum. Her sabah aynı deniz, aynı gökyüzü, aynı martılar… Ama insan aynı kalmıyor. Bazen yalnızca güneşin suyun üzerine bıraktığı ince bir ışık bile, içimde uzun zamandır karanlıkta kalmış bir yeri aydınlatmaya yetiyor. O anlarda anlıyorum: Umut, insanın dışarıdan beklediği bir şey değil; insanın içinde, yeniden yeşermeyi bekleyen bir tohum.
Bir zamanlar hayatın bana ne getireceğini merak ederdim. Şimdi ise benim hayata ne bırakacağımı düşünüyorum. Aradaki fark, belki de insanın kendine dönmeye başladığı yerdir. Her gün bir adım daha ileri gitmek, biraz daha eksilmek değil; biraz daha çoğalmak istiyorum. İyilikte, adalette, merhamette… Çevremdeki sesler ne kadar yorucu olursa olsun, başkalarının karanlığını kendi içime taşımamaya çalışıyorum. Çünkü insanın asıl mücadelesi çoğu zaman karşısındakini yenmek değil, kendindeki iyiliği kaybetmemektir.
Hayat elbette önüme taşlar koyacak. Bazı yollar daralacak, bazı kapılar yüzüme kapanacak, bazı insanlar elimden tutmak yerine önümde duracak. Ama artık her engeli yolun sonu olarak görmüyorum. Kimi taşlar ayağa takılır, kimi taşlar ise üzerine basıp yükselmek içindir. Bunu öğrendikçe, zorlukların içimde söndürmek istediği ateşi daha dikkatli koruyorum. Çünkü umut, kendiliğinden yanıp duran bir ışık değil; insanın her gün yeniden koruması gereken küçük bir ateş.
Ben buradayım. Bıraktığınız yerde. Fakat aynı yerde değilim.
Her şeye rağmen iyiliğimi koruyarak, niyetimi amele dönüştürerek aydınlığa doğru yürümeye devam edeceğim. Yanımda niyetle dolu bir kalp, içimde kulluk bilinci, önümde uzun bir yol olacak. Bu yolda kimlerin benimle yürüdüğünü artık eskisi kadar önemsemiyorum. Çünkü bazı yollar kalabalıkla değil, insanın kendi vicdanıyla yürünür.
Ve belki de iyilik, dünyayı bir anda değiştirmek değildir. Bazen yalnızca karşına çıkan birine gülümsemektir. Bazen kimsenin görmediği bir yerde doğru olanı yapmaktır. Bazen kırabileceğin bir kalbi incitmemek, söyleyebileceğin bir sözü susarak taşımaktır. Küçük görünen bütün bu şeyler, insanın içindeki karanlığa karşı yakılmış küçük kandiller gibidir. Birinin ışığı diğerine değdiğinde, karanlık artık eskisi kadar kendinden emin değildir.
Bu yüzden her sabah güneş doğarken yürümeye devam edeceğim. Deniz kıyısında, martıların ve dalgaların arasında, kendi içimdeki sesi dinleyerek… Yoluma çıkanlara bir gülümseme bırakacağım. Belki o gülümseme birinin gününü değiştirir, belki yalnızca birkaç saniyeliğine içindeki karanlığa bir pencere açar. Bunu bilmeyeceğim. Zaten iyiliğin en güzel tarafı da biraz burada değil mi? Karşılığını görmeden yapabilmekte.
Ben artık hayatın bana ne vereceğini beklemiyorum. Bana düşen ne varsa onu vermenin, niyeti amele, umudu yürüyüşe, duayı hayata dönüştürmenin peşindeyim.
Yol uzun olabilir.
Dağ büyük olabilir.
Önüme ne çıkarılacağını bilmiyorum.
Ama biliyorum ki umut, dağın kendisi değil; dağın ardında olduğuna inandığın aydınlıktır.
Ben o aydınlığa doğru yürüyorum.
Ve yürüdükçe içimde aynı cümle büyüyor:
Ben buradayım. Bıraktığınız yerde değil; niyetimin beni götürdüğü yerde.















