"06.01.2024 tarihinde kaleme aldığım yazının, Rençber Aziz'i ölüm yıl dönümünde özlem, rahmet ve vefayla anmak için yeniden yayımlanan hâlidir."
"Ey yolcu, dur. Otuz iki sene aydınlığın yüzünü görmedim. Aydınlığın değerini bil."
Sesin, insan bedeni, zihni ve ruhu üzerinde etkisi vardır.
İnsan yaşamı ve ruhu üzerinde can sıkıcı, nahoş hâllerin yanı sıra, insanın hoşuna giden çok güzel duygu ve düşüncelerin de varlığının sebebi olan sesin kompozisyonu karşısında şaşırmamak elde değil.
"Vay vay vay vay, vay vay ninna vay ninna."
diyen sesin yaşamım üzerinde yaratmış olduğu terapik etki, bu minvalde hatırımdadır.
O nedenle, hatırımda kalan sesin sahibini anmak ve yazmak istedim.
Aşağı Akpınar Köyü'nde (Vusfan) sağlıklı bir bebek olarak dünyaya gelmişti.
Çok güzel ve şirin bir sabiydi.
Değerli anlamına gelen Aziz adını taktılar.
Kızamıktan yaşamını yitirerek cennetin kapısından giren kardeşi Mehmet Hanefi'nin kimliğini verdiler ona.
Babaannesinin yaşanmış anlatımları ile yaşamı şekilleniyordu.
Vusfan'dan Çapakçur'a göç ettiklerinde üç yaşındaydı.
O zamanlar yaygın olan bir hastalığa yakalandı.
Başındaki yaralar gözüne de sirayet etti.
Aziz'in gözleri enfeksiyon kaptı.
Mevsim kıştı.
Hava muhalefeti acımasızca kendini dayatıyordu.
Talihsizlik... Kader, Aziz'e sırtını dönmüştü.
Bin dokuz yüz elli beş yılında, babasının sırtında, doktorun olmadığı Çevlik'te, imkânların yetersiz kaldığı bir zaman diliminde, tıpta geleneksel yöntemler rağbet görüyordu.
Mikropları yok etmek için yer elması yaprağının öğütülüp şeker ile karıştırılması, ilaç olarak kullanılıyordu.
Ayağı taşa değmişti bir kez.
O güzel ve şirin çocuk, bahtsız Mehmet Hanefi'nin...
Tedavi sürecinin olumsuzluğunu Zeynep Köyü'nde Hatun Teyze, yüreği acıyarak dillendirdi.
Hatun Teyze, "Aziz bundan böyle asla göremeyecek." demişti.
Aziz'in dünyası karardı.
Güneşin aydınlığından ve renklerin sıcaklığından mahrum kalacaktı.
Renklerin nasıl olduğunu hiçbir zaman bilemeyecekti.
Sevenlerinin "Ah!" ve "Vah!"ları, ona olan şefkatlerinden kaynaklanan acımaları, onu rahatsız ediyordu.
Çok zekiydi, hafızası kuvvetliydi.
O hâliyle oyunlar oynuyor, kavak ağaçlarına tırmanıyordu.
Kabına sığmayan, tüketilmesi gereken bir enerji ile yaşıyordu sanki.
Durgun su misali durulduğunda ise daldığı kasvetli düşünceler eşliğinde zaman ilerliyordu.
Asabiydi.
Bir nefes aldığı tütünün dumanından belliydi aydınlığa olan özlemi.
Düşünüyordu.
Düşüncelerinde sonsuz bir girdabın derinliği seziliyordu.
Babası onu çok seviyordu.
Ona bir teyp almıştı.
Hafız olmasını istiyordu.
Çok güzel ezan okurdu.
Depremde annesinin yaralanması, akabinde onu kaybetmesi, Aziz'i bir daha yıkmıştı.
Annesinin ardından, "Bingöl'de kalamam." diyerek Elazığ'a gitti.
Bakımlıydı.
Giyimine özen gösterir, evden çıkmadan önce kıyafetlerini kontrol ettirirdi.
Renkli gözlüklerini uyurken çıkarırdı.
Aziz'in hafızlığının yanında, çocuk yaşlarda müziğe ilgisi de vardı.
Şarkı, türkü söylerdi.
Zamanla Bingöl'e sığmaz oldu yüreği; nehir gibi aktı coşkunca.
Onun gibi sanatçı kardeşi Hasan Berdibek'le İstanbul'a, oradan da Almanya'ya gitti.
İstanbul'da kardeşi Hasan'la türkülerle konserden konsere koşuyorlardı.
Altı Nokta Körler Derneği'nin her kademesinde görev alan gayretli aktivistlerdendi.
Aziz, toplumsal sorunlara karşı da duyarsız değildi.
Bu duyarlılık, onun sanatına da yansıdı.
Makûs talihini değiştirmişti.
O artık ailesinin, Vusfan'ın ve Bingöl'ün bir değeri olarak dünyada kültür elçisi diye biliniyordu, kanaatimce.
İşte o, yaşantısı ve kişiliği ile tüm sevenlerinin gönlünde, sanatıyla zirveyi yakalamıştı.
Maalesef kader çizgisi müsaade etmedi.
O, yaz mevsiminin hüzünlü serin rüzgârlarının yokluğunda, bin dokuz yüz seksen sekiz yılının temmuz ayında aramızdan ayrıldı.
Aziz'i anlatmada eksik kalan bu satırlar vesilesiyle, Bingöl'ümüzün değeri olan Rençber Aziz'i; "Dılo Dılo" ile Bingöl'ü, "Vay vay vay vay, vay vay ninna vay ninna" ile toplumsal sorunları, "Çıra Çıra" adlı eserleriyle ise duyarsızlıkları dile getiren bir sanatçı olarak rahmetle anıyorum.












