Bingöllünün aklı gerçekten karışık.
Bir tarafta kaldırım meselesi, öbür tarafta dere, su, toprak, enerji projeleri…
Bir yanda “Bu şehir neden böyle?” diye soruyoruz, öte yanda şehrin nasıl böyle olduğunu pek sormuyoruz.
Mesela kaldırım.
Kaldırım dediğin, yürümek içindir.
Bunu bilmek için şehir plancısı olmaya gerek yok.
Ama Bingöl’de kaldırım bazen yürüyene değil, dükkân sahibine hizmet ediyor. Masa orada, sandalye orada, malzeme orada, tabela orada…
Yaya?
Yaya da kendisine ayrılan kaldırımın işgal edilmemiş küçük bir parçasını bulursa şanslı.
Belediye zaman zaman denetim yapıyor. Hatta geçtiğimiz yıllarda da defalarca “kaldırım işgallerine son” denildi, 2025’te de zabıta ekipleri denetim yapıp işgalleri kaldırdı ve bazı esnafa ceza uyguladı.
Ama Bingöllünün derdi “hiç denetim yapılmıyor” demekten ziyade başka.
Denetim neden sürekli değil?
Neden kaldırım bir gün boşaltılıyor, birkaç gün sonra aynı manzara yeniden ortaya çıkıyor?
Çünkü şehir yönetiminde mesele bir gün ceza kesmek değil, kuralı alışkanlık haline getirmektir.
Daha önemlisi de şu:
Kural herkese aynı uygulanıyor mu?
İşte Bingöllünün kafasını asıl karıştıran soru bu.
Çünkü halkta şöyle bir kanaat oluşursa iş değişir:
Torpilin varsa kaldırımı biraz daha fazla işgal edebilirsin, yoksa kapının önüne bir saksı koysan zabıta gelir.
Böyle bir algı varsa bunun sorumluluğu sadece esnafta aranamaz.
Belediye de dönüp aynaya bakmak zorundadır.
Çünkü adalet, güçlüye başka, güçsüze başka uygulanan bir cetvel değildir.
Kaldırım işgalinde de böyledir.
HES’te de.
GES’te de.
JES’te de.
Tam burada Bingöl’ün başka bir çelişkisi başlıyor.
Bingöl suyu bol, güneşi bol, doğası güçlü bir memleket.
Enerji projeleri için de elverişli.
HES’ler konuşuluyor, GES’ler planlanıyor, jeotermal kaynaklar için JES projeleri gündeme geliyor.
Solhan’da Yenidal Köyü sınırlarında 11 hektarlık mera alanında HES’e yardımcı kaynak olarak hibrit GES için imar planı kabul edilmiş durumda. Göynük Deresi üzerinde de yeni HES projeleri gündeme geliyor.
Şimdi burada çıkıp “Enerji yatırımlarının tamamına karşıyız” demek kolay.
Ama mesele o kadar basit değil.
Elektrik lazım.
Yatırım lazım.
Üretim lazım.
Fakat Bingöllü artık şunu da sormalı:
Bu yatırım Bingöl’e ne bırakacak?
Su bizim.
Toprak bizim.
Güneş bizim.
Meralar bizim.
Peki elektrik üretildiğinde Bingöllünün payı ne?
Köylünün hayatında ne değişecek?
İstihdam ne olacak?
Doğaya verilen zararın hesabını kim verecek?
Ve en önemlisi, proje yapılırken yöre insanının sözü gerçekten ne kadar dinlenecek?
Çünkü “yenilenebilir enerji” demek, otomatik olarak “her yere yapılabilir” demek değildir.
Güneş temiz olabilir ama güneş panelinin konulduğu yerin de bir sahibi, bir ekosistemi, bir hikâyesi vardır.
Su yenilenebilir olabilir ama dereyi yalnızca borunun içinden geçen metreküp olarak görürseniz, o derenin balığını, köylüsünü, tarımını ve geleceğini hesap dışı bırakmış olursunuz.
Bingöl’de HES projelerine karşı çevre örgütlerinin ve bazı sivil toplum kuruluşlarının tepkileri de zaten bu noktada yükseliyor.
Ama bizim de kendimize sormamız gereken bir soru var.
Biz gerçekten mücadele ediyor muyuz, yoksa protesto ediyor gibi mi yapıyoruz?
Çünkü Bingöllü ilginç bir halk.
Kızınca toplanıyor.
Bağırıyor.
Slogan atıyor.
Sonra…
Halay!
Her derde bir halay.
HES’e karşı halay.
JES’e karşı halay.
GES’e karşı halay.
Memleketin bütün meselelerini halayla çözeceksek, yakında belediye meclisinin de karar defterine “halayla kabul edilmiştir” yazmasını bekleyeceğiz.
Halay güzeldir.
Halay bizim kültürümüzdür.
Birlikteliğin, dayanışmanın, tepkinin sembolü olabilir.
Ama kusura bakmayın…
Halay çekerek ÇED raporu iptal ettiremezsiniz.
Halay çekerek mahkemeye başvuramazsınız.
Halay çekerek eksik raporu tamamlatamazsınız.
Halay çekerek suyun debisini ölçemezsiniz.
Halay çekerek hukuki mücadele kazanamazsınız.
Halay çekilir.
Sonra dosya hazırlanır.
Uzman bulunur.
Hukukçu bulunur.
İtiraz edilir.
Dilekçe verilir.
Mahkemeye gidilir.
Kamuoyu oluşturulur.
Yani halaydan sonra iş yapılır.
Yoksa bizim protestolar bazen düğüne benziyor.
Davul var.
Zurna var.
Kalabalık var.
Halay var.
Fotoğraf var.
Ama düğün bitince herkes evine gidiyor.
Proje ise yerinde duruyor.
İşte Bingöllünün aklını biraz da bu karıştırıyor.
Kaldırımda hakkını ararken torpil meselesini sorguluyoruz ama enerji projelerinde “Bingöl ne kazanacak?” sorusunu yeterince yüksek sesle sormuyoruz.
Enerji yatırımına karşı çıkarken de bazen bilimsel ve hukuki mücadele yerine yalnızca sloganla yetiniyoruz.
Sonra da dönüp “Bu şehir neden değişmiyor?” diyoruz.
Değişmez.
Çünkü şehirleri sadece belediyeler değiştirmez.
Şehirleri, hakkını bilen vatandaş değiştirir.
Kaldırımın sahibi olduğunu bilen yaya…
Suyun yalnızca şirketin değil, halkın da geleceği olduğunu bilen köylü…
Toprağın yalnızca bugünün değil, yarının meselesi olduğunu bilen vatandaş…
Ve en önemlisi, halay çekmekle hak aramak arasındaki farkı bilen toplum.
Bingöl’ün artık aklını biraz toparlaması gerekiyor.
Kaldırımda adalet istiyorsak herkese aynı kuralı isteyelim.
Enerji istiyorsak bedelini ve kazancını soralım.
Yatırım istiyorsak “kim kazanacak?” sorusunu da “ne kadar yatırım yapılacak?” sorusu kadar önemseyelim.
Protesto edeceksek edelim.
Halay da çekelim.
Ama halay bittiğinde birbirimize şu soruyu soralım:
“Şimdi ne yapacağız?”
Çünkü Bingöllünün artık yalnızca halaya değil,
sonrasına da ihtiyacı var.
- Fuat Sönmez












