Rabbimize hamd, O’nun peygamber-i zîşânına salât ve selâm olsun.
O gün de babası, Sema’ya verdiği sözü kulak ardı etmişti. Küçük Sema yine üzülmüştü. Bu tekrarlar onda bıkkınlık oluştursa da kalbindeki ümidi, kırılgan bir çocuk gibi beslemeye devam ediyordu.
Babası belki de bu üzücü hâlin farkında değildi. Küçük kızının ne kadar muzdarip olduğunu bilseydi, verdiği sözlere vefa gösterirdi sanırım.
Sema, her şeye rağmen sahip olamadıklarını hayal dünyasında tamamlamaya, orada yaşamaya çalışıyordu
Çocukların tertemiz bir zihni ve duygusal dünyası vardır.
Onların dünyası bir bahçe gibidir, o bahçede ne ekilirse o biçilir.
Çocukların düşünce dünyasında kötü kavramlara ve kötülüğe dair bir iz bulunamaz.
O tertemiz zihinler, ancak yetişkinler tarafından kirletilir.
Çocukların her sözü ve bakışı özü itibariyle tatlı, sıcak ve samimidir.
Çocukların konuşması yıkıcı değil, yumuşak ve ferahlatıcıdır.
Çocuklar anne baba okulunda okur, oradan diplomasını alır.
O diploma, sadece çocukların değil, o okulda eğitim veren anne babanın da ortalama seviyesini gösterir.
Çocuklar, sadece ‘Çocuk’tan ibaret değildir, onlar toplumun geleceği, hafızası ve omurgasıdır.
Bugünü, geleceğe taşıyan; bugünün çocuklarıdır.
Çocuklar, ailenin ve toplumun sadık bekçileridir.
Her çocuk, ayrıca bir yetişkindir.
Her çocuk, toplumun kopmaz bağıdır.
O yüzden çocukların büyüdüğü evleri güvenle binâ etmeliyiz.
Evlerimizi güzelleştirebiliriz, lüks yerlerde, güvenli sitelerde oturabiliriz hatta depreme dayanıklı da olabilir, olmalı da.
Bunlar kişisel tercihler olabilir. Belki kimileri için zorunluluktur.
Bir durum vardır ki, kişisel tercih olmanın ötesindedir.
Bu, evden eve değişecek bir seçenek değildir.
Nasıl ki, kimi eşyalar için, “Her eve lazım.” etiketi kullanılıyorsa aynı şekilde bu da her müslümanın evinde vücut bulması gereken bir kavramdır.
Güven…
“Güven”den kastım, kişilerin fiziki olarak korunaklı bir yerde olması değildir veya malının emin bir ambarda olması değildir.
Kastettiğim insanlar arasındaki itibârdır.
Ne hâzindir ki, son yıllarda müslüman toplumunda güvenin ayakları çatırdıyor.
Bugün İslâm toplumunun en önemli sorunlarından biridir bence.
Ekonomik, kültürel ve diğer sorunlar çözülür fakat müslüman toplumun kalbindeki güven silinirse toplum sarsılır.
Bunun kısa vadede eski hâline kavuşacağı, ihtimal dahilinde olduğunu düşünmüyorum.
Karı kocanın ilişkisini sarsan temel sorun, güvendir.
Kadın, kocasına; koca, karısına güvenmez.
Öyleyse, ‘Güven’in konuşulduğu bir ev ortamında sağlıklı bir ilişkiden söz edilebilir mi?
Sağlıklı ve uyumlu bireylerin yetişmesi söz konusu olabilir mi?
Karı koca arasında güven kanarsa o yuvada dünyaya gelecek çocuklar da sağlıklı bir kişiliğe sahip olmaz.
Karı koca birbirlerine güvenmeli, bu güveni evdeki çocuklarına hissettirmelidir. Bu, sadece sözle değil, güvenli bir ilişki kurarak çocuklara fark ettirmelidir. Bu gerçekleşince ‘Güven’ kavram olarak dillendirilmese de olur.
Hem bugünümüz hem yarınlarımız hem de âhiretimiz için, ‘Güven’ kavramını yeniden evlerimizin baş köşesinde inşa etmeliyiz.
Güven, kelimesi olumsuz olarak lanse edilmemeli hatta insanların güvensiz olduğu çocuklara aşılatılmamalı.
Evler güvenle dizayn edilmeli ki, çocuklar yarına umutla bakabilsin.
Dikkat buyurun lütfen!
Bir çocuk, karın doyurmakla yetişemez, karın doyurmak, sadece çocuğu fiziken büyütür.
Mühim olan, sorumluların çocuklarını güvenle yetiştirmeleridir. Bir çoğumuzun talebi bu yönde. Emin kavramıyla yetişen çocuklar, sadece bir aileyi değil, toplumu inşa eder.
İnsan, başka bir canlıyla karıştırılmamalıdır. Her canlının doğduğu, barındığı, büyüdüğü ortam farklıdır.
Her şey yerinde olmalı.
Bir çocuğun doğduğu, büyüdüğü yer evidir, annenin kucağıdır.
Şimdi,
Bir çocuğun iyi yetişmesi için güvenilir evler inşa etmek yeterli olmaz. O güvenilir evler, çocuğu fiziki tehlikelerden koruyabilir; belki de ona bir konfor alanı da sunar ama çocukta sağlam bir kişilik inşa etmek için dahası gerekir.
Bir çocuk, sadece bedenden ibaret değildir, böyle görülmemelidir.
Bu düşünce, sakattır.
Bir çocuk için fiziki önlemler alındığı gibi, duygusal önlemler de alınmalıdır.
Çocuğun duygusal dünyasına menfi olarak müdahale eden her etken tehlikeli görülmeli ve tedbir alınmalıdır.
Maalesef bu müdahale, evlerin içine kadar sızmış.
Girizgâha atfen,
çocukların bedenlerini inşa (Allah’ın izniyle)eden anne babaysa, onların duygularını da inşa eden onlar olmalıdır.
Anne baba mimar, çocuklar da onların eseridir tabiri caizse.
Çocukların duygularına şekil veren onlardır.
Nasıl ki inşa edilen her maddi eserde zanaatçının izi varsa; çocukların da üzerinde ebeveynlerin izi vardır.
O iz, sadece onları değil, anne babaları da tesir altında bırakacaktır.
Esefle diyorum ki, bugün toplumsal ilişkilerimizde sıkça yer verdiğimiz harici bir cümle vardır.
Şu;
“Bu zamanda babana bile güvenmeyeceksin.”
Bir rivayette bu sözün yahudi kaynaklı olduğu söylenir. Doğru olması da muhtemeldir. Zira bugün bakıldığında yahudiler arasında birlik değil, ihtilaf vardır.
İşin acı yönü, bu sözün müslüman evlerine sirâyet etmiş olmasıdır.
Maalesef kimi anne babalar sanırım farkında olmadan bu sözü çocukların tertemiz zihinlerine işliyorlar.
Bu gibi söylemler ile büyüyen bir çocuk, toplumda tutunacak güvenli bir dal bulamayacaktır hatta en yakınındakine dahi güvenemeyecektir.
Sözün sonu,
anne baba çocuklarına vermiş olduğu veya vereceği sözleri yerine getirmelidir.
Çocuklara verilen küçük bir söz dahi, hafife alınmamalı, kulak arkası edilmemelidir.
Ebeveyn için o sözün yerine getirilmesi basit olabilir ama çocuğun dünyasında bir dağ büyüklüğünde karşılığı vardır.
Çocuklar, birçok şeyi anne babasından öğrendiği gibi, güveni de onlardan öğrenir.
Çocuklar, ilk ağını doğduğu, büyüdüğü ortamda örer. Bu ağın içine alacağı da annesi ve babasından öğrendikleri olacaktır.
Anne babalar bu ağa kendi değerlerini iliştirebilirse ne mutlu.
Bu ağ kaybolsa da o değerler orada asılı kalacaktır.
Bir çocuk, evde güven serumunu alırsa sağlam adımlarla yürür.
Bu çocuk, yarınlara umutla bakar.
Dolayısıyla, Sema gibi çocukların duyguları incitilmesin, güvendiği dağlara kar yağdırılmasın.
Semih Akdemir















