Müslümanların birbirine silah doğrulttuğu, Gazze’de çocukların katledildiği bir dönemde, hangi akılla yeni cepheler açıyorsunuz? Kimin hesabına, kimin çıkarına hizmet ediyorsunuz?
Meclis’te bulunan bütün milletvekillerine açık çağrımızdır!
Zerre kadar imanımız, vicdanımız ve ümmet bilincimiz varsa, kardeş kanının dökülmesine ortak olmayalım! Müslüman ülkeleri birbirine düşürecek, Yemen’i yeni bir savaşın içine sürükleyecek, Türkiye’yi bölgesel çatışmaların tarafı hâline getirebilecek adımların altına imza atmayalım.
Yeter artık! Müslümanların kanı üzerinden siyaset üretmekten, ümmetin birliğini dilinden düşürmeyip Müslümanları karşı karşıya getiren politikalardan vazgeçin!
Mekke İttifakı adı altında gündeme getirilen askerî iş birliğinin amacı, kapsamı ve sonuçları açıkça sorgulanmalıdır. Biz Müslüman ülkelerin birleşmesine karşı değiliz. Tam tersine, bu ümmetin birlik olmasını istiyoruz. Ancak bizim itirazımız, birlik adı altında yeni düşmanlıkların üretilmesine, Müslüman ülkelerin birbirine karşı konumlandırılmasına ve bu tablonun büyük güçlerin çıkarlarına hizmet etme ihtimalinedir.
Bir ittifakın adını Mekke koymakla o ittifak ümmete hizmet etmiş olmaz! Ümmete hizmet, tabelayla değil, icraatla ölçülür.
Önce Yemen’i kim bu noktaya getirdi?
Yemen meselesini konuşurken tarihi unutanlara hatırlatalım: Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015 yılında Yemen’e askerî müdahalede bulundu. Yıllarca süren çatışmalar Yemen halkını ağır bir insani krizin içine sürükledi.
Bugün dönüp Yemen’i yeni bir askerî baskının hedefi hâline getirmek çözüm müdür? Yıllardır süren acıların ardından hâlâ askerî yöntemlerle sonuç alınabileceğini düşünmek, aynı yanlışta ısrar etmek değil midir?
Suudi Arabistan yönetimine soruyoruz: Yemen’de kalıcı barış için hangi somut adımları atıyorsunuz? İnsani yardımların önündeki engelleri kaldırmak, sivillerin hayatını korumak ve siyasi çözümü güçlendirmek için ne yapıyorsunuz? Uygulanan kısıtlamalar konusunda neden daha açık, denetlenebilir ve barışı önceleyen bir yaklaşım ortaya koymuyorsunuz?
Yemen’deki bütün tarafların sorumlulukları elbette vardır. Husilerin politikaları da eleştirilebilir. Ancak bir tarafın yanlışları, başka bir tarafın askerî müdahalelerini sorgulamaktan vazgeçmek için gerekçe olamaz.
Barış istiyorsanız savaşı büyütmeyeceksiniz! Güvenlik istiyorsanız komşunuzu sonsuz bir düşmanlığa mahkûm etmeyeceksiniz!
Yemen halkının geleceği, bölgesel güçlerin hesaplarına kurban edilemez. Suudi Arabistan halkının güvenliği de Yemen halkının yaşam hakkı da korunmalıdır. Bunun yolu yeni bir cephe açmak değil, diplomasiyle gerilimi düşürmek ve kalıcı barışı sağlamaktır.
Peki, bu ittifak kimin işine yarayacak?
Asıl cevaplanması gereken soru budur!
Müslüman ülkeler birbirine düşerken, Yemen yeni bir çatışmaya sürüklenirken ve İran’la gerilim tırmanırken ABD’nin bölgesel çıkarları nasıl etkilenecek? İsrail’in güvenliği ve bölgedeki güç dengeleri bu süreçten nasıl etkilenecek? Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı üzerindeki stratejik rekabetin bu hesaplarda nasıl bir yeri var?
Bunlar cevapsız bırakılamayacak sorulardır.
ABD’nin ve İsrail’in bölgedeki çıkarları göz ardı edilerek kurulacak bir güvenlik düzeninin kime hizmet edeceği anlaşılamaz. Müslüman ülkelerin birbirlerinin gücünü tükettiği bir çatışma ortamı, bölgedeki dış güçlerin hareket alanını genişletebilir.
Bugün Yemen’i zayıflatmak, yarın İran’ı hedef almak, öbür gün başka bir Müslüman ülkeyi yeni bir krizin içine sürüklemek… Bu kısır döngünün sonu nereye varacak?
Müslümanlar birbirini tüketirken, İsrail’in karşısında kim duracak? Gazze’deki zulmü kim durduracak? Kudüs’ün hesabını kim soracak?
İşte asıl sorgulanması gereken mesele budur!
Gazze’de katliam, Yemen’de savaş ihtimali: Sizin önceliğiniz gerçekten ne?
Gazze’de kardeşlerimiz hayatını kaybederken, Filistin halkı işgalin ve ağır insani koşulların altında yaşam mücadelesi verirken, Müslüman ülkelerin askerî ve siyasi enerjisini birbirlerine karşı kullanması kabul edilebilir mi?
Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır ve Katar bir araya gelebiliyorsa neden bu iradeyi Filistin için aynı kararlılıkla ortaya koymuyor?
Neden İsrail’in uluslararası hukuka aykırı uygulamalarına karşı ortak ve etkili bir siyasi baskı oluşturulmuyor? Neden ateşkesin korunması, insani yardımların engelsiz ulaştırılması ve Filistin halkının haklarının güvence altına alınması konusunda daha güçlü bir ortak tutum sergilenmiyor?
Müslüman ülkeler arasında ittifak kuracak kadar irade varsa, Gazze’deki çocukları korumak için de irade olmalıdır!
Filistin için garantörlük ve diplomatik sorumluluk üstlenmek yalnızca açıklama yapmakla tamamlanmaz. Bu sorumluluk, somut sonuçlar üretmeyi gerektirir.
İsrail’in saldırıları karşısında ortak diplomatik girişimler, etkili siyasi baskı ve uluslararası hukuk mekanizmaları işletilmelidir. Filistin halkının güvenliği ve özgürlüğü, bölgesel siyasetin tali bir konusu olarak görülemez.
Yemen’e karşı gösterilecek askerî kararlılık, Gazze’deki mazlumları korumak için gösterilmiyorsa burada ciddi bir siyasi çelişki vardır!
İran’ı ve Yemen’i dışlayarak ümmet birliği kurulamaz!
Mezhep farklılıklarını siyasi hesapların aracı hâline getirerek Müslümanları birbirine düşürmek, ümmete yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.
İran’ın bölgesel politikalarını eleştirebiliriz. Husilerin kararlarını ve uygulamalarını da sorgulayabiliriz. Hiçbir devlet veya silahlı yapı eleştiriden muaf değildir. Ancak eleştiri başka, bütün bir ülkeyi düşman ilan ederek çatışmayı büyütmek başkadır.
Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, İran, Yemen, Mısır ve Katar arasında diyalog kurulması mümkünken neden yeni ayrışmaların zemini hazırlanıyor?
Neden Müslüman ülkelerin enerjisi ortak sorunları çözmeye değil, birbirlerinin gücünü kırmaya yöneliyor?
Ümmetin birliği, bir Müslüman ülkeyi diğerine karşı kışkırtmakla kurulmaz! Mezhepçilikle, dışlamayla ve askerî bloklaşmayla hiç kurulmaz!
Eğer gerçekten samimiyseniz, İran’ı ve Yemen’i de kapsayan bir diyalog zemini oluşturun. Bölgesel anlaşmazlıkları diplomasiyle çözün. Ortak iradenizi Filistin’in haklarını savunmak ve İsrail’in uluslararası hukuka uymasını sağlamak için ortaya koyun.
Birliğin ölçüsü, kimin dışarıda bırakıldığı değil; adaletin kim için savunulduğudur.
Suriye ve Irak’ın acılarını unuttunuz mu?
Suriye’de ve Irak’ta yaşanan yıkımlar ortadayken aynı hataları yeniden yapmaya kimsenin hakkı yoktur.
Dış müdahalelerin, mezhep temelli kutuplaşmaların ve silahlı çatışmaların bedelini siyasetçiler değil, çoğu zaman çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve yoksullar ödüyor. Şehirler yıkılıyor, aileler dağılıyor, milyonlarca insan evinden oluyor.
Şimdi aynı yanlışları Yemen’de tekrarlamak mı istiyorsunuz?
Bir zamanlar bölgeye barış getireceği söylenen politikaların nasıl ağır sonuçlar doğurabildiğini gördük. O hâlde neden yeniden aynı yöntemlere başvuruluyor?
Tarihten ders almayanlar, aynı acıları yeniden yaşatır!
Türkiye’nin görevi yeni savaşların kapısını aralamak değil, bölgesel barışın kurulmasına öncülük etmektir. Türkiye, kendi millî çıkarlarını korurken Müslüman halklar arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne de katkı sunmalıdır.
Meclis’teki vekillere: Bu vebalin altına girmeyin!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapan bütün milletvekillerine sesleniyoruz:
Partiniz ne olursa olsun, siyasi görüşünüz ne olursa olsun, önünüze gelecek tezkereyi ve askerî iş birliği tekliflerini sorgulamadan kabul etmeyin!
İttifakın gerçek amacını, Türkiye’ye yükleyeceği sorumlulukları, muhtemel askerî sonuçlarını ve bölgesel barış üzerindeki etkilerini açıkça tartışın. Kamuoyuna hesap verin. Türkiye’nin hangi şartlarda ve hangi amaçla hareket edeceğini milletin bilmesini sağlayın.
Siyasi sadakat, vicdanın önüne geçmemelidir. Parti disiplini, kardeş kanının dökülmesi ihtimalini sorgulamaya engel olmamalıdır.
Bir milletvekilinin görevi, önüne gelen her kararı onaylamak değil; milletin çıkarını, ülkenin güvenliğini ve insan hayatını korumaktır.
Bu nedenle çağrımız nettir: Yemen’deki çatışmayı büyütebilecek, Müslüman ülkeler arasındaki gerilimi derinleştirebilecek ve Türkiye’yi yeni bir askerî çatışmanın tarafı hâline getirebilecek bir tezkereye, kapsamı ve sonuçları açıkça ortaya konulmadan destek verilmemelidir.
Kardeş kanının dökülmesine yol açabilecek kararların altına imza atmayın!
Son söz: Samimiyetinizi sözle değil, icraatla gösterin!
Mekke’nin adını taşıyan bir ittifak, Müslümanları birbirine düşürüyorsa bunun hesabı sorulmalıdır. Ümmetin birliğinden söz edip Yemen’i yeni bir çatışmanın içine sürüklemek, Filistin için konuşup Müslüman ülkeleri karşı karşıya getirecek adımları desteklemek ciddi bir çelişkidir.
Eğer gerçekten ümmetin birliğini istiyorsanız, Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimin diplomasiyle çözülmesine öncülük edin.
Eğer gerçekten Müslümanların güvenliğini istiyorsanız, yeni cepheler açmak yerine savaşları bitirmek için çalışın.
Eğer gerçekten Filistin’in yanındaysanız, Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır ve Katar başta olmak üzere bölge ülkelerini ortak bir siyasi irade etrafında birleştirin.
İran’ı ve Yemen’i dışlayarak değil, bölgesel anlaşmazlıkları adalet temelinde çözerek hareket edin. İsrail’in işgal ve saldırı politikalarına karşı uluslararası hukuka dayalı, somut ve etkili bir tutum geliştirin.
Bizim safımız bellidir: Mazlumun yanında, kardeş kanının karşısındayız!
Yemen halkının acısını görmezden gelmeyeceğiz. Suudi Arabistan halkını düşman ilan etmeyeceğiz. Ancak hangi yönetim olursa olsun, kardeş halkların hayatını tehlikeye atan yanlış politikaları da eleştirmekten geri durmayacağız.
Yemen’e karşı değil, zulme karşı birleşin!
Müslümanları birbirine kırdırmak için değil, Gazze’deki çocukları korumak için ittifak kurun!
Mekke’nin adını taşıyan bir ittifakın en büyük sınavı, Müslüman kanını durdurmak ve mazluma sahip çıkmaktır.
Tarih, kimin hangi açıklamayı yaptığını değil, zor zamanda hangi kararı aldığını da hatırlayacaktır.
Meclis’teki vekillerimize son çağrımızdır: Kardeş kanına ortak olmayın. Türkiye’yi yeni bir savaşın parçası hâline getirmeyin. Ümmetin birliğini emperyalist hesaplara kurban etmeyin!















