Bismillahirrahmanirrahîm
Bize îmanı nasip eden Rabbimize hamd, önderimiz Hz. Muhammed’e (a.s) salât ve selâm olsun.
Peygamberimiz her insanın hata edebileceğini, fıtraten bu yönde olduğunu zikretmiştir.
Biz dünyada yaşıyoruz, hatadan beri olmamız düşünülemez.
Hatasız olan meleklerdir. Onlar da imtihandan geçmiyor zaten.
Bundandır ki, her insanın küçük de olsa hata yapabilme yönü vardır.
İnsan her ne kadar dikkatli olursa da bazen farkında olmadan küçük bir yanlış yapabiliyor.
Bu, hepimizde oluyor.
Kimi zaman insan buna engel olamıyor.
Bir misal; biriyle konuşurken, bir an da kırıcı bir laf söyleme ihtimalimiz var.
Bilhassa eşler arasında bu durum sıkça yaşanır.
Efendimizin lisanıyla asıl olan, kişinin yanlışta ısrar etmeden, dönüş yapmasıdır.
Tabii tövbe kadar, kul hakkına girilmişse kişiden helallik almak ve onun kalbini onarmak da önemli.
Mümince duruş bunu gerektirir.
Elbette hatanın çeşidi kişiye göre değişkenlik gösterebilir, bu gayet normal.
Her insan aynı hatayı yapması mümkün değil; kimi gıybet yapar, kimi anne babasını üzer, kimi bir canlıyı incitir, kimileri de başka başka yanlışlar yapar.
Bu çeşitlilik, şuna kapıyı aralar; her insan aynı düşünceye sahip değildir.
Her insan aynı niyet ve aynı amaç doğrultusunda hareket etmez, kendi mizacı doğrultusunda hareket eder.
Yine…
Kimileri bir hatayı gözünde bir zerre görürken, kimileri onu bir dağ büyüklüğünde görür.
Bu, kişinin îmanî boyutuyla ilgili bir durumdur tabii ki.
Gönül ister ki; her müminin sadece Kur’ân ve Sünnet sınırları içinde bir hayat edinmesidir ama bu, mümkün olmuyor.
Kendimize ve çevremize bakalım; hangimiz hatasızdır?
Öte yandan…
Şu bir gerçek ki; her mümin cennet hevesiyle yaşar.
Şayet bir mümin cenneti istemiyorsa ‘Müminlik’ vasfını konuşamayız.
Dolayısıyla, cennet, bütün müslümanların ortak bir gayesidir.
Tabii her mümin cenneti arzuluyor olsa da amelî noktasında bu arzuya sahip olanların aynı kulvarda buluşmaları mümkün olmayabilir.
Bakıldığında kimilerimiz bugün yeryüzünde birçok çeşit günahlarla yaşamaktadır; hatta hayatını o yanlışlar üzerinde idâme eden müslümanların varlığından haberdarız.
Buna her birimiz az çok şâhittir.
Bugün namaz kılmayan, faiz yapan, gıybet yapan, iftira atan, laf taşıyan, kendi nefsine ve başkalarına zulüm eden, kalp inciten müslümanlardan haberdarız.
Bu, gerçek hayatta inkâr edilmeyecek kadar âşikârdır.
Bunlar ve daha fazlası mümin kimliğiyle örtüşmez tabii ki.
İslâm bütün bunları reddediyor, hiçbirini de cazip göstermez ama bu yanlışlar yapıldığında, bu yanlışlarda ısrar edilmemesi ve tövbe edilmesini uygun görür.
Öte yandan, her birimiz bir hatanın kıyısından geçiyoruz, diyebiliriz. Zirâ yukarıda efendimizin hadisini naklettik.
Ve…
Her mümin hayata aynı pencereden bakmayabilir.
Kimileri hayatın lezzetinin dünyevî işlerin peşinde koşmakta bulurken, kimileri zikir ve kullukta bulur, kimileri her ikisinden mahrum kalmamak için uyumlu hareket eder.
Mümin olmak, aynı yöne bakmak anlamına gelse de maalesef tüm müminler bu doğrultuda hareket etmiyor.
Şayet öyle olsaydı, ben bunları yazmıyor olacaktım.
Hiçbir camide, sohbet halkasında, ders meclisinde bunların hiçbiri konuşulmayacaktı.
Hiçbir imam vaaz kürsüsünde; faizi, gıybeti, iftirayı, çalmayı konuşmayacaktı.
Gündemimizi belirleyen şey, davranışlarımızdır aslında.
Efendimiz hadisin devamında, hayırlı mümini tarif ederken; bunun günahından hemen tövbe edenin olduğunu söyler.
Her ne kadar bilerek veya bilmeyerek günahlara bulaşmışsak o günahta ısrar etmenin mümin kimliğine yakışmayacağını en yüksek perdeden ilân ediyor Efendimiz.
Allah bize bir kapıyı aralamıştır. O kapıdan içeri girmenin her zaman mümkün olduğunu ve o kapının hayat boyu asla kapanmayacağını bildiriyor.
Öyleyse, yolun güzergâhı değiştirilebilir. Hayatımızı bu güzergâha göre şekillendirebiliriz.
Yol belli.
Bize düşen, o yolun hakkını vermek.
Allah bizim için zor zamanlarda sığınabileceğimiz bir alan, bir liman bırakmıştır.
Oraya sığınmak bir mümin için elzemdir ama maalesef kimilerimiz oraya sığınmayı hep geciktirir.
Yanlış yolun ona verdiği geçici lezzet, yakasını bırakmaz bir türlü, ta ki kendini bulana kadar.
Son söz…
İsteyen Rabbimizin bizim için araladığı o kapıyı tıklar, affa mazhar olur; istemeyen ise yıllarca debelenir, günün sonunda perişan bir vaziyette yere yığılır.
Ennihayetinde, yanlışta ısrar etmeyen, tövbeye yönelen kârlı çıkacaktır.
Dünya hayatı bize verildiği gibi, ahiret de bize verilecektir.
Ahiretimizin portresini belirleyen, dünyada yaptıklarımızdır.
Tabii dileyen, dilediği gibi ahiretini belirleyebilir.
Sonuç kişiyi bağlayacaktır.















