Bir mazlumun feryadı göğe yükselirken, bizim sesimiz neden yalnızca ekranlarda yankılanıyor?
Yıllardır Filistin yanıyor, Gazze kan ağlıyor. Bir annenin evladına son kez sarılışı, bir babanın enkaz başında çaresizce haykırışı, küçücük bir çocuğun korkuyla gökyüzüne bakışı insanlığın hafızasına kazınıyor. Evler yıkılıyor, şehirler haritadan siliniyor, hayatlar kararıyor. İnsanlığın vicdanı her gün biraz daha ağır bir imtihandan geçiyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bir paylaşım yapıyoruz. Birkaç cümle yazıyoruz. Bir fotoğrafın altına kahır dolu sözler ekliyoruz. Sosyal medyada öfkemizi dile getiriyor, İsrail'e lanet okuyor, boykot çağrıları yapıyor, zaman zaman bir araya gelip tepkimizi gösteriyoruz. Sonra hayat kaldığı yerden devam ediyor. Gündem değişiyor, başka meseleler konuşuluyor, başka fotoğraflar paylaşılıyor.
Oysa Gazze'de gündem değişmiyor. Orada ölümün saati yok, acının takvimi yok, annelerin gözyaşına ara yok.
İşte asıl sorgulamamız gereken yer tam da burasıdır: Biz Filistin'in yanında mıyız, yoksa Filistin'in yanında olduğumuzu göstermenin rahatlığı içinde miyiz?
Elbette bir paylaşımın, bir boykotun, bir haykırışın hiçbir kıymeti yoktur demiyorum. Her sözün, her tepkinin, her samimi çabanın bir anlamı vardır. Ancak bütün bunları vicdanımızı rahatlatan birkaç günlük gösteriye dönüştürüyorsak, orada ciddi bir samimiyet muhasebesi yapmamız gerekir.
Çünkü Müslümanlık, yalnızca güzel sözlerin arkasına saklanmak değildir. Müslümanlık, gerektiğinde rahatından vazgeçmek, konforunu terk etmek, kardeşinin derdini kendi derdi bilmektir.
Divan şairinin dilinde aşk, yalnızca söylenen bir söz değil, uğruna can verilen bir sadakattir. Âşık, sevgilisini dilinden düşürmez; onun derdiyle dertlenir, onun uğruna fedakârlık gösterir. Peki biz, ümmetin yaralı coğrafyası Filistin'i gerçekten seviyorsak, bu sevginin bedelini ne kadar taşıyoruz?
Bir mazlumun ahı, bir zalimin saltanatından büyüktür. Bir annenin duası, sarayların ihtişamından daha değerlidir. Bir yetimin gözyaşı, dünyadaki bütün makamların, unvanların ve servetlerin önüne geçmelidir.
Bizim ihtiyacımız olan Müslüman profili, paylaşım yapan değil, paylaşımının gereğini yaşayan Müslümandır.
Öyle bir Müslüman ki; mazlumun feryadını duyduğunda yalnızca üzülmekle yetinmesin. Elinden gelen maddi desteği sunsun, yardım kuruluşlarına imkânları ölçüsünde katkıda bulunsun, doğru bilgiyi yaysın, haksızlığı her platformda dile getirsin. Devletinden, milletinden, yöneticilerinden ve uluslararası kurumlardan adaletin tesisi için somut adımlar beklesin. Boykotunu bir günlük öfkeye değil, bilinçli ve kararlı bir duruşa dönüştürsün.
Öyle bir Müslüman ki; Filistin'i yalnızca bir savaş haberi olduğunda hatırlamasın. Çocukları öldürüldüğünde değil, çocukların yaşama hakkı ellerinden alınırken de onların yanında olsun. Gazze ekranlardan kaybolduğunda bile kalbinden kaybolmasın.
Çünkü vefa, hatırlamakla değil, unutmadığını davranışlarınla göstermekle ölçülür.
Sevgili Peygamberimizin öğrettiği üzere, bir kötülük gören onu eliyle değiştirmeye gücü yetiyorsa eliyle, buna gücü yetmiyorsa diliyle, ona da gücü yetmiyorsa kalbiyle reddetmelidir. Fakat kalple buğzetmek, yalnızca içimizden öfkelenmek değildir; imkânımız dâhilinde iyiliğin ve adaletin yanında durma sorumluluğumuzu da unutmamaktır.
Bizim meselemiz nefret üretmek değil, adaleti savunmaktır. Bizim mücadelemiz bir halka karşı düşmanlık değil, zulme, işgale, hukuksuzluğa ve insanlık suçlarına karşı durmaktır. Zira adalet, yalnızca kendimizden olanlar için değil, bütün insanlık için istenildiğinde gerçek değerine kavuşur.
Devletin imkânlarıyla milletin vicdanı birleşmeli; diplomasi, hukuk, insani yardım, ekonomik ve toplumsal dayanışma birbirini tamamlamalıdır. Ümmetin birliği, yalnızca ortak sloganlarda değil, ortak sorumluluklarda kendisini göstermelidir.
Bir düşünelim…
Bir Filistinli anne, enkazın başında evladını ararken bizim hangi paylaşımımızı görecek? Bir çocuk, açlıkla ve korkuyla mücadele ederken bizim hangi sloganımızla doyacak? Bir baba, ailesini koruyamadığı için çaresizce ağlarken bizim hangi öfke cümlemiz ona sığınak olacak?
Bu sorular, yaptıklarımızı değersizleştirmek için değil, yapabileceklerimizi yeniden hatırlatmak içindir.
Ey Müslüman! Unutma ki kardeşlik, aynı kıbleye dönmekten ibaret değildir. Kardeşlik, aynı acının yükünü omuzlayabilmektir. Vefa, uzaktaki bir mazlumun sesini kendi evinin içinden yükselen bir feryat gibi duyabilmektir.
Gel, artık sözlerimizi davranışlarımızla doğrulayalım. Gel, öfkemizi bilinçli bir mücadeleye, merhametimizi somut bir yardıma, dualarımızı kararlı bir dayanışmaya dönüştürelim. Çocuklarımıza yalnızca Filistin'i anlatmayalım; onlara mazlumun yanında durmanın, haksızlığa boyun eğmemenin ve insanlık onurunu korumanın ne demek olduğunu da yaşayarak gösterelim.
Zira bir gün tarih, bizim hangi fotoğrafı paylaştığımızı değil, zulüm karşısında nasıl bir duruş sergilediğimizi yazacaktır.
Ve unutmayalım:
Bir mazlumun yanında durmak için aynı coğrafyada yaşamak gerekmez. Aynı vicdana sahip olmak yeterlidir.
Rabbim, Filistinli kardeşlerimizin yardımcısı olsun. Gazze'nin yetimlerine merhamet, annelerine sabır, yaralılarına şifa, esirlerine özgürlük, mazlumlarına adalet nasip eylesin. Zulmü sona erdirsin, insanlığın vicdanını uyandırsın.
Bizlere de yalnızca Müslüman olduğunu söyleyen değil, Müslümanlığın hakkını samimiyetle yaşamaya çalışan kullarından olmayı nasip etsin.
Çünkü Filistin'e vefa, bir gündem meselesi değil, bir iman ve vicdan meselesidir.















