Bismillahirrahmanirrahîm
Kalplerimize muhabbeti yerleştiren Rabbimize hamd, Hz. Muhammed Mustafa’ya salât ve selâm olsun.
Bir önceki yazımızda Firavun ve Hz. Âsiye’nin evliliklerinin tarihî sürecinden söz etmiştik.
Onların evliliği, gerçek manada adeta tarihî bir manifestodur. Her bir çiftin ders alabileceği bir bildiridir.
Hz. Âsiye’nin ibretlik evliliği, tarihin tozlu raflarında eskimiş bir vesikadır maalesef. Keşke bugünün çiftleri o ibretlik örneği göz önünde bulundursaydı.
O zaman umulur ki çiftler evliliğe dair daha ciddi adımlar atardı.
Evet…
Bugün hiçbir evde Firavun’un ahlakına benzer ne bir erkek ne de bir kadın vardır.
Sadece Müslümanların evlerinde değil, gayrimüslimlerin evlerinde bile böyle bir ahlak yoktur.
Kaldı ki, günümüzde hemen hemen bütün evlilikler önceden görüşme ve tanışma ile oluyor. Yani çiftlerin rızası dâhilinde evlilik gerçekleşiyor.
Evlilik, ne yazık ki eski evliliklerdeki mânâyı kaybetti.
Yeni bir anlam ve işleyiş kazandı.
Eskiden insanlar evlenirken boşanmayı akıllarının ucuna bile getirmezdi; hatta bizim büyüklerimiz boşanmanın ne olduğunu şimdiki nesilden öğrendi, diyebiliriz.
Onlar evliliği sadakatle, iffetle sürdürür ve o birlikteliği hem geleceğe hem de ahirete yatırım olarak görürdü.
Büyüklerimiz evliliğin istikrarına iffet, sadakat ve fedakârlık penceresinden bakardı.
Peki, onların evliliklerinde her şey muntazam mıydı, işleyişte bir sorun yok muydu?
Bunu ihtimal dışı görebilir miyiz?
Elbette koca bir “Hayır!” deriz.
Çünkü her evlilikte sorun çıkar.
Öyleyse onların sihirli bir değneği mi vardı da evliliği ayakta tutuyorlardı?
Hayır tabii ki.
Onların evliliği de sıradandı, hatta şu ana göre çok daha sıradandı.
Şu anki çiftler daha avantajlı. Çünkü bizim büyüklerimizin ekseriyeti görücü usulüyle evlenmiş, hatta rivayetlere göre kimileri eşini hiç görmemiş.
Buna ister avantaj deyin, ister dezavantaj…
Buna rağmen boşanma çok az görülürdü.
Büyük bir problemden dolayı ayrılmayı düşünenler olmuşsa da aile bağlarını, aile şerefini ve çocuklarını düşünerek bu yola tevessül etmedi.
Tahammül etti, sabretti.
Kimileri de her şeye rağmen sözüne sadık kalmayı tercih etti.
Netice itibariyle bırakın boşanmanın kapısını aralamayı, onun konusunu açmaktan bile hayâ ettiler.
Bence bu, bir başarıdır.
Bizim büyüklerimiz radikal bir karar alarak boşanmış olsalardı, biz de dağılmış ve bugün o günlerin kritiğini yapıyor olacaktık.
Ben bir evladın anne babasının boşanmasını isteyeceğine ihtimal dahi vermiyorum. Bunu isteyen de sağlıklı düşünmüyordur. Ben anne babamın ayrı yaşamasını tasavvur dahi etmek istemem.
Farz edelim ki boşanma oldu, anne ve baba başkalarıyla evlendi; çocuklar annesi veya babasıyla beraber yaşayan başka bir insanla yaşamayı tercih edebilir mi?
Peki, bizde işler nasıl gidiyor?
Şimdiki çiftlerin çoğunun evlilik öncesinde upuzun bir geçmişi vardır.
Bu aylara dayanır, kimilerinde yıllar…
Çiftler evlilikten çok zaman önce evlilik kararı almışlardır. Hem duygusallığa hem evliliğe dair her şeyi konuşmuşlardır.
Çok güzel ve kusursuz bir evlilik hayali kurmuşlardır belki de.
Evlilik hayatı boyunca her şeyin istedikleri gibi yürüyeceğinden emindirler.
Günler, aylar geçtikten sonra düğün telaşı başlıyor.
Düğüne dair her şeyi masaya yatırıyorlar. Bir cerrah gibi kesiyorlar, parçalıyorlar ve tekrardan dikiyorlar.
Gelin ve ailesinin istekleri damat ve ailesinin hoşuna gitmese de hassasiyetle kabul ediliyor.
Kimilerinde masraf haddini aştığı hâlde, “Ama olsun, her zaman evlenmiyoruz ya.” diyerek duygular onore ediliyor.
Her şey güzellikle, eğlenceyle başlıyor.
Çiftlerin ekseriyeti imkânlarını fazlasıyla zorlayarak şatafatlı nikâh, nişan ve düğün süreci geçiriyorlar.
Her şey tıkırında işlerken ne oluyorsa düğünden sonra sarsıntı başlıyor.
Ne oluyor, demeye kalmadan çiftler mahkeme koridorlarında ses yükseltiyorlar.
İşin ciddiyetinde olanlar hayretle bakıyor onlara.
Damat ve ailesi, “Dünya kadar masraf boşuna gitti.” derken gelin kurtuldu diye, neredeyse zil takıp oynayacak.
Tabii ki bütün evlilikler böyledir, diye genelleme yapmıyoruz.
Her şeyin maddiyattan ibaret olduğunu düşünenler ve eşe tahammülü olmayanların evliliği çatırdamaya başlarken; aile bağlarına ve çocuklarının geleceğine önem verenler sabrediyor ve bir çözüm arayışına giriyor.
Hiçbir değeri önemsemeyenler ise “Ucu nereye dokunuyorsa dokunsun, umurumda bile değil.” diyerek duygularının kölesi oluyor ve maalesef soluğu ya babasının evinde ya da mahkeme salonunda alıyor.
Dikkat buyurun!
Hiçbirimizin evinde ne Firavun gibi adamlar ne de Vâhile (Hz. Lût’un eşi) gibi kadınlar vardır.
Bu iki evlilik de yaklaşık kırk, elli yıl sürmüştü.
Peki, bize ne oluyor da “Evliliğimiz yürümüyor!” diye höykürüyoruz?
Nerede hata yapıyoruz?
Sabrımız, tahammülümüz niye bu kadar az?
Fedakârlık etmek çok mu paha biçilmez bir değer?
Çocuklarımızın anı ve geleceği hiç mi gözümüze gelmiyor?
Birkaç tane çocuğunu bırakıp başkasına gitmek çok mu kıymetli bir hazinedir?
Aylarca, yıllarca çocuklarının sesini duymamak azap verici değil mi?
Böyle anne babaların vicdanı hiç mi sızlamıyor?
Elli yaşlarındaki bir kadın, “Yıllardır çocuklarımın babasından ayrılmışım, bir kere olsun dahi çocuklarını aramadı.” diyor.
Bir kayınpeder ise “Gelinim, oğlumdan ayrıldıktan sonra çocuklarını aramıyor.” diyor.
Bunlar maalesef ütopik değil, hayatın orta yerinden…
Peki, ya çocukları dedelere, ninelere bırakıp yeni bir evlilik yapmak kişinin dünyasına ve ahiretine ne derece katkı sunacaktır?
Evlenmelerine karşı değiliz tabii ki. Bu hem İslâmî hem insanî bir haktır.
Ya çocuklar?..
Onların dünyasını ve ahiretini düşünmek anne babanın vazifesi değil mi?
Baba başka biriyle gezip eğlenirken çocuklar perişan vaziyette.
Ya Allah aşkına, o masum çocukların ne suçu var?
Onlar mı dünyaya gelmeyi tercih etti yoksa?
Sağlıksız ilişkinin bütün yükünü çocuklara yüklemek hangi dinin, geleneğin ve anlayışın ürünüdür acaba?
Hangi vicdan bunu emredebilir?
Haddizatında boşanmayla neticelenen birçok evlilik uygun diyalogla kurtarılabilirdi ama maalesef taraflar boşanmayı tek çare görüyorlar.
Evlerde yaşanması muhtemel ve normal olan bir sorun için boşanmanın kapısını aralıyorlar.
Oysa boşanmadan önce yapılması gereken çok şey var. Birçok sorun çözüme kavuşabilir. Yeter ki taraflar akl-ıselimle hareket etmeyi bilsinler.
Neticede insan, insan ile evlidir.
Her insanın elbette anlayacağı bir dil, bir yöntem vardır.
Duygularıyla hareket eden doğru bir sonuca varamaz; akılla hareket eden evliliğin meyvesinden mahrum kalmaz.
Netice itibariyle gelinen noktada ülkemizde maalesef boşanma sayısı bir hayli artmış.
İsteyen yıllara göre boşananların net sayısını öğrenebilir.
Bu boşanan kimi çiftlerin muhakkak çocukları da vardır. Belki kimi çocuklar henüz küçük, kimileri orta, kimileri de yetişkin…
Çocukların yaşları ne olursa olsun boşanan çiftlerin durumu çocukları üzer.
Hiçbir şekilde boşanma olmasın, demiyoruz ama bunun sayısını en aza indirebiliriz.
Kimileri için boşanma gerekli ve belki de hayırlı olabilir lakin bu sayı bu kadar olamaz, olmamalı.
Müslüman olan ülkemiz için açıklanan boşanma rakamları çok fazladır.
Biliyorum, kimileri bunu ekonomiye bağlayacaktır.
Bence değil.
Bu düşünce ucuzculuktur, sıyrılmaya çalışmaktır.
Başımıza ne geliyorsa ekonomiden biliyoruz.
Maalesef biz maddiyata tapar hâle geldik; her şeyimizi maddiyata göre belirliyor ve ölçüyoruz.
Oysa fıtratımızın buna uygun olmadığının farkında değiliz.
Biz sadece et ve kemikten ibaret değiliz; bizim kalbimiz, beynimiz, duygularımız ve ruhumuz var.
Bizi asıl tatmin edecek olan maneviyattır.
Bundan dolayı geçici heveslerin peşine düşerek ve nefsimize yenik düşerek ne dünyamızı ne de ahiretimizi berbat etmeliyiz.
Evliliği üç beş günlük, aylık ve yıllık olarak görmemeli; cennete uzanan bir yol olarak görmeliyiz.
Evliliği basitleştirirsek arkasındaki koca değeri kaybederiz.
Evliliği sadece birkaç kişinin huzuru olarak değil, toplumun temel taşlarından biri olarak görmeliyiz.
Bu açıdan bakılırsa evlilik hak ettiği değeri bulacaktır.















