Bir şehri ne ayakta tutar?
Yolları mı, binaları mı, kurumları mı? Hepsi önemlidir. Ama bir şehri asıl ayakta tutan, anlatılan hikayesidir. Anlatılmayan şehir, haritada bir noktadan ibarettir. Anlatılan şehir ise bir hafızaya dönüşür.
Yıllardır bu hafızanın peşindeyim.
Bugüne kadar çevrimiçi ve yüz yüze birçok yazı atölyesi düzenledim. Gördüğüm şey şuydu: İnsanlar yazmak istiyor. İçinde biriktirdiklerini bir yere bırakmak istiyor. Fakat nereden başlayacağını, kime göstereceğini bilmiyor. Sosyal medya çağında herkes yazıyor gibi görünüyor ama aslında hiç kimse yazamıyor. Çünkü yazmak, iç dökmek değildir. Yazmak bir zanaattir. Bir disiplindir. Bir bakma biçimidir.
Şimdi bu masayı kurmak istediğim yer, memleketim.
Bingöl.
Bingöl, hikayesi bol ama metni az bir şehir. Hepimizin bildiği hikayeler var. Sabahın köründe açılan çay ocağı, gurbete giden otobüsün arkasından dökülen su, taziyede tutulan defter, kışın kapanan köy yolu, unutulmuş bir türkü, yarım kalmış bir sevda...
Biz bu hikayeleri anlatıyoruz ama yazmıyoruz. Yazmadığımız için de her nesilde yeniden kayboluyor. Dedemizin bildiği ağıdı, torunu bilmiyor. Çünkü bir yerde yazılı değil.
Oysa Bingöl, edebiyat için olağanüstü bir coğrafya. Soğuk bir şehirde sıcak insanların nasıl yaşadığını merak eden herkes için bir romandır. Göçün, gurbetin, kıt kanaat yaşamanın, buna rağmen gülmeyi unutmamanın, komşuluk hukukunun en saf halinin laboratuvarıdır.
İşte bu yüzden Bingöl'de bir yazı atölyesi organize etmek istiyorum.
Bu atölye, "sadece yazar olmak isteyenler gelsin" atölyesi değil. Edebiyat mezunu olma şartı yok. İmla kılavuzunu ezbere bilme şartı yok. 18 yaşından 70 yaşına kadar, içinde "ben de bir şeyler biriktirdim" diyen herkese açık bir atölye.
Bu atölyede ne yapacağız?
Önce bakmayı öğreneceğiz. Bir insanı, bir sokağı, bir olayı nasıl gözlemleriz?
Sonra hatırlamayı. Hafızamız bize neyi eksik anlatıyor, neyi abartıyor? Bir anıyı, ajitasyona kaçmadan nasıl anlatırız?
Sonra da yazmayı. Anı nedir, öykü nedir, deneme nedir? Bir metin nasıl başlar, nerede biter? Fazla kelime nasıl atılır?
En önemlisi de okumayı ve dinlemeyi. Birbirimizin metinlerini acımasızca değil, merhametle eleştirmeyi öğreneceğiz. Çünkü bu atölye bir yarışma değil, bir imece.
Benim hayalim şu: Bu atölye bittiğinde, ortaya Bingöl'ün kendi kaleminden çıkmış metinler kalsın. Bunları bir araya getirip küçük bir seçki, bir fanzin, bir kitapçık yapalım. Bingöl İl Halk Kütüphanesi'nin rafında, Bingöl'ü Bingöllülerin anlattığı bir kitap dursun. Bundan daha kıymetli bir miras var mı?
Bunun için yer arıyorum. Bir belediye salonu olur, bir kütüphane olur, bir STK'nın toplantı odası olur. Çok şeye ihtiyacımız yok. Bir masa, birkaç sandalye ve çay.
Hafta içi iki gün, günde 3 saatlik buluşmalar planlıyorum.
Buradan çağrımdır: Bingöl'deki yerel basınımıza, belediyemize, üniversitemize, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüze, gençlik derneklerine... Destek olursanız, bu işi büyütürüz.
Ve asıl çağrım hemşehrilerime:
Eğer içinizde yarım kalmış bir mektup, anlatamadığınız bir çocukluk, tarif edemediğiniz bir Bingöl akşamı varsa, gelin birlikte yazalım.
Çünkü bir şehir, kendini yazan insanları olduğu sürece kaybolmaz.
Yazmak isteyen herkes bana ulaşabilir. Kayıtlar başladığında yer ve tarihi bu köşeden ve sosyal medya hesaplarımdan duyuracağım. Beni takip etmeyi unutmayın.
Kaleminizin ucu memleket kadar keskin olsun.















