Gazze’ye insani yardım götürmek üzere Akdeniz’e açılan Madleen gemisi, taşıdığı bebek mamalarından çok daha fazlasını taşıyordu: vicdanı, cesareti ve insanlığı. İçinde iki Türk aktivist de vardı. Onlar, dünyanın sustuğu yerde konuşmayı seçtiler.
Bir gemi düşünün... Ne savaş için üretilmiş, ne ticaret için. 18 metrelik bir yelkenli bu sadece. Ama yüklendiği anlam, taşıdığı malzemelerin çok ötesinde. İsmini, Gazze’nin ilk kadın balıkçısı Madleen Kulab’dan alıyor. Belki de tam bu yüzden, Filistin direnişinin ve insanlık onurunun simgesi haline geldi. İsrail ablukası altındaki Gazze’ye doğru yola çıkarken taşıdığı yalnızca ilaç, mama ya da hijyen kitleri değil; bir halkın var olma çabasıydı.
1 Haziran 2025’te, İtalya’nın Katanya Limanı’ndan sessizce açıldı denize. Güzergâhı belliydi ama kaderi meçhuldü. Gemide 12 aktivist vardı. İsveç’ten Greta Thunberg, İrlanda’dan oyuncu Liam Cunningham, Fransa’dan Filistin kökenli siyasetçi Rima Hassan… Ve iki Türk: Şuayb Ordu ile Yasemin Acar.
Madleen, doğrudan Gazze’ye ulaşmayı başaramadı. Tıpkı daha önceki Özgürlük Filosu gibi. 9 Haziran sabahı, gemi uluslararası sularda İsrail komandoları tarafından durduruldu. Aktivistler gözaltına alındı. Birkaç gün sonra altısı sınır dışı edildi, kalanlar ise Ramle Hapishanesi’ne gönderildi.
Ancak bu eylemin “başarısız” olduğunu söylemek mümkün mü? Hayır. Çünkü Madleen bir hedefe değil, bir mesajı taşımaya çalıştı: “Gazze'de bir çocuğun hayatı, Avrupa’da bir çocuğun hayatı kadar değerlidir.”
Bu söz, gemideki Türk aktivistlerden birine ait. “Yola çıkarken elimde bir koli ilaç vardı belki, ama içimde yılların yükü…” diye devam etti. Diğer Türk aktivist ise yaşadıklarını şöyle özetledi: “Bize pasaport sordular, ama insanlığın kimliğini taşıyorduk.”
İsrail’in müdahalesi bir kez daha şunu gösterdi: Uluslararası sularda bile insani yardım girişimleri askeri güçle bastırılabiliyor. Bu sadece Gazze’ye yardım götürmenin değil, dünyanın gözü önünde işlenen zulmün belgelenmesinin bir yolu artık. İsrail’e tepkiler geldi; BM kınadı, AB “orantısız müdahale” dedi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, sert bir dille “uluslararası hukukun ihlali” vurgusu yaptı. Ama ne yazık ki, bu tür diplomatik açıklamalar Gazze'de bir çocuğun ilaca, suya, gıdaya ulaşmasını sağlamıyor.
Madleen gemisi küçüktü, ama taşıdığı anlam büyüktü. Tıbbi malzemeler kadar, cesaret ve sorumluluk taşıdı. Bir halk için değil, insanlık için. Her şey çok sembolikti belki. Ama semboller bazen tanklardan daha güçlüdür.
Gazze’de binlerce çocuk suya erişemeden ölüyor. Anne karnındaki bebekler, kuvöz olmadığı için yaşamıyor. Elektrik yok, ilaç yok, internet yok. Ama oraya gitmeyi göze alanlar var. Türk aktivistler ve dünyanın dört bir yanından bir avuç vicdan sahibi insan, bu sesi duyurmak için yola çıktı.
Madleen artık durdurulmuş olabilir. Ama o denizlere bir iz bıraktı. Vicdanın izi…
Suyun yüzeyi siler, ama tarih unutmaz.
Şimdi sıra bizde. Kendi limanlarımızdan bakarken şu soruyu sormalıyız:
Dünya bir kez daha susarken, biz hangi saftayız?
Madleen belki bir gemiydi. Ama bir halkın sesi oldu.
Daha kaç gemi batmalı, daha kaç çocuk ölmelidir ki bu ses duyulsun?









