15 Temmuz… Bir geceden fazlası. Bir milletin varoluş mücadelesinin, iradesinin, onurunun en yüksek sesle haykırıldığı gece. Hepimiz için bir kırılma anıydı ama benim için bambaşka bir anlam taşıyordu. O gece Üsküdar’daydım. Teyzemin yanında… Kendisi Ülke TV’de haber editörü. Darbe girişiminin başladığı ilk anlarda kanaldan arayıp hemen canlı yayın yapmasını istediler. Fakat yollar kapalıydı, kameraman yoktu. Biz de hiç tereddüt etmeden, “Bu vatan bizim” diyerek kendimizi sokağa attık.
Bir grup insan toplanmıştı, başlarında bir polis. Yanına yaklaşıp röportaj için izin istedik. Sağ olsun, bizi geri çevirmedi. Teyzem mikrofonu eline aldı, ben de kamerayı tuttum. O an yaptığımız şey sadece bir haber değildi; aslında milletçe kalbimizin ortak atışına şahitlik ediyorduk.
Üsküdar sokaklarında ağlayanlar vardı, bayılanlar, yaralılar… Yaşlısı, genci, kadını, erkeği, engellisi, bebeği… Herkes aynı amaç uğruna oradaydı: Vatanını, bayrağını, geleceğini korumak! Bir yanda tanklar geçerken, diğer yanda üstümüze ses bombaları yağıyordu. Her patlama, her siren sesi kalbimizi sıkıştırıyor, ama aynı zamanda içimizdeki direnci daha da büyütüyordu. O anlarda korkunun, umudun ve cesaretin iç içe geçtiği o derin atmosferi kelimelere dökmek hâlâ zor geliyor.
İnsanlar bize yüreklerinden taşan cümleleri anlattı. Gözlerinde korku vardı ama ondan daha büyüğü, sarsılmaz bir kararlılıktı. Biz de o anlarda onlarla birlikte ağladık, onlarla birlikte haykırdık. Üsküdar’ın girişinden çevik kuvvetin önüne kadar yürüdük. Gece saat dört civarındaydı; o bölgedeki tüm askerler teslim alınmıştı.
Milletimiz öyle bir irade gösterdi ki, tarih boyunca yazılmış tüm direniş destanlarına bir yenisini ekledi. İnsanlar korkuya teslim olmak yerine meydanlara koşarak, geleceğine sahip çıktı. O gece vatanını savunan insanlarda gördüğüm şey tarifsizdi: Kurşunla yaralanmasına rağmen “Vatan sağ olsun” diye bağıranlar, meydandan bir an olsun ayrılmayan yaşlı amcalar, bebeğini kucağında taşıyan anneler… Her biri bir kahramandı.
Sabaha kadar süren o çetin mücadeleden sonra, güneş yeniden doğduğunda millet olarak sadece bir sabaha değil, yeni bir umuda uyandık. O umut, şehitlerimizin kanıyla, gazilerimizin fedakârlığıyla yoğrulmuştu. O gece nice kahraman, toprağa düşerek bize bu vatanı emanet etti.
Sonrasında maskeler düştü, oyunlar bir bir bozuldu, herkes gerçek yüzünü gösterdi. Ancak olan olmuştu; milletin iradesi galip gelmişti.
Bugün hâlâ o geceyi düşündüğümde içimde büyük bir hüzün ve tarifsiz bir gurur bir arada duruyor. O anları yaşayan herkes bilir: Sadece bir darbe girişimi püskürtülmedi; aynı zamanda bir milletin yeniden dirilişi yaşandı. Rabbim, tüm 15 Temmuz şehitlerimize rahmet eylesin, mekanlarını cennet eylesin. Ailelerine sabır, metanet ve güç versin.
O gece sokaklarda yankılanan tek bir cümle vardı aslında: “Bu vatan bizim ve kimseye teslim etmeye niyetimiz yok.” İşte bu cümle, nesiller boyu hafızalarımızda yaşamaya devam edecek.
Milletimizin başı sağ olsun. Ve unutmayalım: O gece, karanlığı delen ışık olduk, birbirimize tutunarak sabaha ulaştık.









