Bazen kelimeler bile yorulur.
Bazen insan, anlatmaktan değil, anlaşılmamaktan tükenir.
Ve bir noktadan sonra sessizlik, bir çaresizlik değil; bir seçimin adı olur.
Ne yazık ki artık insanlar anlamayı değil, hükmetmeyi; paylaşmayı değil, sahiplenmeyi biliyor.
Kurnazlık akıl, çıkar ise başarı sanılıyor.
Ama kimse farkında değil: en tehlikeli yanılsama, kendini akıllı sanan bir insanın yanılgısıdır.
Biz sustuysak, bu zayıflıktan değil; bilakis güçten.
Söyleyecek çok sözümüz vardı ama değerini bilemeyecek kulaklara harcamak istemedik.
Çünkü biliriz, bazı cümleler yanlış gönüllere düştüğünde kirlenir.
Ve biz, kelimelerimizi kirletmeyecek kadar asiliz.
Suskunluğumuzun içinde bir erdem var, bir sükûnet, bir vakar…
Biz sustuk, çünkü bazı savaşların kazananı yoktur.
O savaşlarda ne kalır geriye, ne insanlık.
Biz insan kalmak istedik, bu yüzden sustuk.
İstedikleri kadar fikirlerimizi, düşüncelerimizi, emeklerimizi kopyalasınlar.
Bir fikri alabilirsiniz ama o fikri doğuran yüreği asla alamazsınız.
Bir düşünceyi tekrarlayabilirsiniz ama onun arkasındaki samimiyeti asla hissedemezsiniz.
Çünkü fikir bir zihin ürünü değildir, bir vicdanın yankısıdır.
Ve vicdan kirlenmişse, o fikir zaten doğmadan ölür.
Bizim sessizliğimiz, kabullenmek değil; karakterin en asil hâlidir.
Çünkü bazen onurlu bir suskunluk, bin kelimeden daha yüksektir.
Evet, haksızlığa uğradık, aldatıldık, görmezden gelindik.
Ama eğilmedik. Çünkü eğilmek, kalbimizi kırardı.
Biliriz ki evrenin terazisi yavaştır ama kusursuzdur.
Bir gün gelir, her şey hak ettiği yere oturur.
Ve o gün geldiğinde, ben bir köşede, elimde kahvemle sessizce izliyor olacağım.
Ne öfkeyle ne intikamla… sadece bir tebessümle.
Çünkü adalet bazen gürültüyle değil, sessizlikle gelir.
Zannedenler var; sustuk diye unuttuk, affettik ya da pes ettik.
Oysa biz sadece kirli oyunlara dahil olmadık.
Çünkü biz temiz kalmak istedik.
Bazı insanlar bağırarak var olur, bazıları susarak.
Biz ikinciyiz. Çünkü biliriz, her sessizlik bir yenilgi değildir; bazen bir zaferin habercisidir.
Artık görüyorum, herkesin niyeti kendine, yolu kendine.
Kimi menfaatini kutsar, kimi vicdanını.
Kimi hırsına sarılır, kimi onuruna.
Ve sonunda herkes, kendi seçiminin içinde kaybolur.
Bizim yolumuz kısa değil, kolay hiç değil ama dürüst bir yol.
Biz yalanla değil, sabırla yürürüz.
Ve sabır, öyle bir güçtür ki; zamanı geldiğinde sessizce adaletin kapısını çalar.
Bir gün herkesin maskesi düşecek, herkes kendi aynasında yüzleşecek.
O gün geldiğinde konuşmayacağız. Çünkü artık konuşmaya gerek kalmayacak.
O zaman sadece duruşumuz konuşacak.
Ve biz diyeceğiz ki: “İşte, gerçek adalet böyle gelir. Gürültüsüz, gösterişsiz, ama tam kalbinden.”
Bazı zaferler alkışla değil, zarafetle kazanılır.
Bazı insanlar konuşarak değil, susarak büyür.
Bizim gücümüz kelimelerimizde değil, sükûnetimizde saklı.
Bizim zaferimiz, iç huzurumuzdur.
Ve işte o huzur, hiçbir hırsla, hiçbir çıkarla satın alınamaz.
Çok yazık…
İnsanlar artık başkalarının kalbini kırarak kendi benliğini parlatmaya çalışıyor.
Ama bilmezler ki, kalp kırarak parlayan bir ışık, eninde sonunda kendi kendini yakar.
Ve biz… o yanışı sessizce izlerken, yüzümüzde hafif bir tebessüm olacak.
Çünkü biliyoruz: sonunda her şey olması gerektiği gibi olur.
Adalet, sessizliğin içinden doğar.









