Üniversite ilanını gördüm geçenlerde.
İlanda diyordu ki:
“Doktora mezunu olmak ve Kurumsal İletişim Uzmanlığı Sertifikasına sahip olmak.”
İnsan ister istemez düşünüyor…
Madem mesele kurumsal iletişim, neden iletişim fakültesi mezunu olmak şart değil?
Madem mesele uzmanlık, neden yıllarını bu alana vermiş olmak yetmiyor?
Madem doktora yapmış adama güvenmiyorsun, bir sertifika neyi ispat ediyor?
Bu ülkede bazen dört yıl lisans, iki yıl yüksek lisans, dört yıl doktora yetmiyor…
Ama üç günlük sertifika programı hayat kurtarıyor.
Akademi dediğin yer uzmanlık üretir.
Bizde bazen uzmanlığın üstüne “uzmanlık sertifikası” istiyorlar.
Yakında cerrah ilanına:
“Ameliyat yapabilmek için ayrıca Neşter Tutma Sertifikası aranacaktır” yazarlarsa şaşırmam.
En tuhafı da şu…
İlanı okuyunca insan “üniversite personel alıyor” diye düşünmüyor.
Daha çok biri önceden seçilmiş de ona uygun cümle aranmış gibi duruyor.
Çünkü normalde ilan şöyle olur:
“Şu bölüm mezunu olmak gerekir.”
Bizdeyse bazen şöyle:
“Şu tarihte şu eğitime katılmış, şu belgeyi almış, mümkünse kahveyi orta şekerli içen adaylar tercih sebebidir.”
Sonra dönüp “liyakat” deniyor.
Oysa liyakat dediğin şey insanın yıllarca okuduğu bölümde, yaptığı akademik çalışmada, yazdığı tezde aranır.
Yoksa sertifika dosyasındaki renkli PDF’de değil.
Memlekette artık bazı ilanlar bilimsel metin gibi değil, kişiye özel dikilmiş takım elbise gibi duruyor.
Kollar tam ölçü.
Omuz tam oturmuş.
Bir tek isim etiketi eksik.
Ve herkes ne olduğunu anlıyor aslında.
Sadece kimse yüksek sesle söylemiyor.
Çünkü bu ülkede bazen akademik yeterlilikten çok,
“İlanın içine sığabilecek kadar özel olmak” gerekiyor.
- Fuat Sönmez












